Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
592
 

Bu toprağın insanlarına merhaba / Abdülkadir Güler

Siz Anadolu'yu hiç gezdiniz mi? Anadolu başlıca yedi bölgeye ayrılıyor. Bölgeler arasında ufak tefek farklılıklar olsa da saygı da, sevgi de, gelenekler ve görenekler bağlamında çoğu kez birbirine benzeyen yanları vardır. Siz hiç Anadolu'nun her hangi bir iline, bu ilin en ücra köylerine gittiniz mi? Onlarla bağdaş kurup yemeklerini birlikte yediniz mi? Şair yanılmıyorsam Ahmet Kutsi Tecer 'in bir şiirinde geçiyor : “ Sen ne güzel bulursun, gezsen Anadolu'yu.” Bence dünyanın en güzel memleketidir Anadolu.Dağına, taşına Kurban olduğum desem yeri değil midir?Öyle masa başında hayal kurup süslü cümle-lerle, ahkâm kesip Anadolu anlatılmaz, gidip köylerinde, dağlarında yaşamak gerek. Fildişi kulelerde, koltuklarında oturarak, toprağı saksıda görenlerin işi değildir. Ana-dolu'yu anlatamazlar, Kemençenin, davulun, zurnanın, kavalın, rebabın sesini duyup onlarla birlikte türkü söyleyerek, halay çekerek Anadolu gerçeği yaşanır, yazılır. Bun-ları onlarla birlikte yaşamak lâzım.

Ben şahsen mesleğim gereği, Anadolu'nun birçok il, ilçe ve köylerini gezdim, dolaştım. Öğretmenlik yaptığım yıllarda köylerde kaldım. Onlarla birlikte köy odalarında sohbet ettim, çaylarını, kahvelerini içtim, yemeklerini yedim, onlarla ağladım ve onlarla güldüm. Zengin, fakir ayırımı asla yapmadım. Onu, bunu hor görmedim, inancından dolayı da bir kenara itmedim. Tepeden de bakmadım, vatandaşım dedim bağrıma bastım. kimi zaman ufak tefek tartışmalarımız olsa da hepsini hoşgörü ile karşıladım, yaşlılarına saygı gösterdim, gençlerini sevdim, okullara gidenlere de rehberlik ettim.Kınalı kuzuları askere giderken de onlarla birlikte uğurladım.Tıpkı evladım gibi. Onlardan ilk gelen mektuplarını ben okudum, ben yazdım.” Yüksek bir Türk gencine” diyerek asker mektuplarını çoğu zaman ben yazdım; en sonunda dostluklarını ben kazandım. Hatta erdemli olmayı kitaplardan değil aksakallı babalardan öğrendim. Onlarla gülmdüm, onlarla birlikte ağladım, acılarını , sevinçlerini onlarla paylaştım, düğünlerinde bulundum, armağanlar aldım, halay çektim.


1965 yılında ilk tayınım Kırşehir ili, Çiçekdağı ilçesi'ne bağlı Demirli Köyüne çıktı. İki yıl bu köyde kaldım;bu köyden hâlâ mektuplaştığım, haberleştiğim insanlar vardır. Daha sonra Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Bayburt, Aydın, Söke ve nihayet Ordu Çamaş ilçesin de görev yaptım. Anadolu'nun diğer il ve ilçelerini de gezdim. Tek kelimeyle sevgi ve saygıyı elden bırakmadım. Bu ölçü ile hareket ettim, kaldığım yörelerin insanların sevgisini kazandım. Geleneklerini, göreneklerini araştırıp notlar halinde topladım, bunların çoğunu yayın organlarına göndererek gün ışığına çıkardım. Hepsinden önemlisi Anadolu insanlarını doğusu ile, batısı ile yakından tanıma fırsatını buldum.Görüşlerinden, düşüncelerinden yararlandım, “hepsini ben biliyorum” asla demedim, bilgiçlik taslamadım, Hatta hayat fakültesini bitiren nice bilgili, görgülü insanlarla tanıştım. Onlardan da yararlandım, klasik bir dua ile yüce Mevlâ'm hepsin-den razı olsun.Bence en uygar, en çağdaş ve en konuksever insanlar bu Anadolu köy-lüleri dediğimiz vefalı insanlardır.Afyon eski milletvekillerimizden şair ve folklorcu ( Halk bilimci ) rahmetli Osman Atilla'yı Ankara'da ziyaret ettiğim bir sırada aynen şöyle diyordu bir sözünde: “ Bizler Anadolu köylerinin her hangi birine gittiğimiz zaman, , bizlere tavuk, hindi, kuzu ve hatta koyun keserler, hürmet ederler, oysa onlar Anakara'ya yanımıza geldiklerinde vereceğimiz bir çayın, bir kahvenin hesa-bını düşünürüz.” diyordu.Sevgili memleketçi şair Osman Atilla'yı da bu vesile ile an-mış olduk. Mekânı cennet olsun.

Ben bunları yazarken sevgili dostum gazeteci şair ve yazar rahmetli İbrahim Minnetoğlu ve onun kaleme aldığı bir yazısı aklıma geldi. Önce İbrahim Minnet-oğlu'nu saygıyla ve rahmetle anıyorum. O'nu ( D. 5 Ocak 1920 - Ölüm 27 Temmuz 1993 ) tarihinde İstanbul' da kaybettik. Değerli bir yazar ve şairdi. Mekânı cennet ol-sun. Şimdi onu şu sözleriyle biraz olsun tatlı uykusundan uyandırmak istedim:
“ Bir kurşun atımı mesafede iki köy, aralarında bir dere geçiyor. Bir köylün ağası öbürüne kızmış. Kapmış mavzerini çıkmış evinin damına. Başlamış karşı köydeki ağanın evine ateş etmeye. Ehh bilirsiniz bizim insanları, öbürü armut devşirmiyor ya? Öbürüde kapmış silahı çıkmış dalma. Tam siper doldurup boşaltıyor, iki evden de canlı namına kimse dışarı çıkamıyor. Bir gün, iki gün… Mermiler vızıldayıp oraya buraya düşüyor. Birkaç gün sonra berideki ağa öbür yakadakine sesleniyor
-Nice oldu Bekir ağa kurşunlar uzağa düşüyor, elin mi titriyor, hasta mısın, nesin
-Yok, Mehmet ağa. Hasta, filan değilim, tütünüm bitti de biraz elim titriyor. Tir-yakilik malumdur işte !..
-Ateş etme Bekir ağam, sana hemen tütün gönderiyorum.

Biraz sonra Mehmet ağa oğlu ile bir torba tütünü evden çıkarır, karşı taraf ateş etmez. Çocuk babasının düşmanına tütünü getirip verir. Verir ya..Bekir ağa da ço-cuğu bırakmaz. Kendi oğlunu ve düşmanın oğlunu birer ata bindirir, yanlarına da iki koç verir. Karşı tarafta koçları keser bir güzel şölen yaparlar bu şölene her iki köy halkını da davet ederler. Yenilir, içilir, kinin kavganın yerini barış alır. ( 1 ).Her iki ağa da böylece barışırlar, kardeşçe yaşarlar, huzura kavuşurlar, yöredeki insanlara, gençlere örnek olurlar. Vefalı olmanın, olgun olmanın erdemine ererler. Kinin, bağnazlığın, çekememezliğin, inat etmenin yararlı olmadığına inanırlar.
Anadolu köylüsü işte böyledir. Anadolu'da güzel, yiğit ve mert insanlar vardır. Bu adet ve bu töre bozulmamış eski Türklerden kalmadır. Oğuz atalarımızdan bize doğru kuşaktan kuşağa bu günlere dek ulaşmıştır. Anadolu insanı ve bu toprağın insanları bu ruh ile yaşıyorlar. Bizler de biraz olsun bunları yaşamalıyız ve de yaşatmalıyız. Apartman hayatı maalesef bunları aldı, götürdü.

Rahmetli babam bizlere öğüt verirken şöyle derdi: “Her köyde bir hanınız ( eviniz ) olsun, her tepeye de yol çıkar” derdi. Ben bunları yazarken, bizim Köroğlu mutfaktan sesleniyor: “Kadir bey, Kadir bey, sen kime yazıyorsun, neyi yazıyorsun? Değirmen gitmiş, çak çakı kalmış” demez mi ? Gerçekte, neden yazıyorum. İçimden geldiği gibi yazdım, hiç kimseyi hedef almadan düşüncelerimi biraz olsun siz değerli okuyucula-rımla. Biraz olsun paylaşmak istedim. işte öyle bir şey. Laf- u güzaf etti isek af ola.
Bu toprağın sevgi dolu, saygı dolu ve hoş görülü insanlarına selam olsun. Gönülden bir merhaba diyorum.( 2 )
.....................................................
1-İbrahim Minnetoğlu, Türk Folklor Araştırmaları Mayıs 1976, sayı:322, s. 3. İstanbul.
2- Bizim Ece Dergisi Sayı: 144, Temmuz- Ağustos 2009.s. 18-19-20. Salihli

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2091
Toplam yorum
: 4556
Toplam mesaj
: 223
Ort. okunma sayısı
: 825
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1946 Mardin ili, Kızıltepe ilçesi'nin Esenli köyünde doğmuştur. İlk ve ortaokulu Kızıltepe'de bitir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster