Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
879
 

Bu ülkeyi kuyulara gömdüler

Bu ülkeyi kuyulara gömdüler
 

Bugün 16 Mart 2009. Tam 31 yıl geçmiş 16 Mart 1978’in üzerinden… İstanbul Üniversitesi’nde solcu öğrencilerin üzerine bomba atılıp Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Abdullah Şimşek, Murat Kurt, Hamdi Akıl ve Turan Ören’in öldürülmesi, kırktan fazla öğrencinin de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırının 31. yıldönümü… Bu ülkenin tarihinde kara bir utanç lekesi olarak duruyor hâlâ… Gerçekleşeceği on gün öncesinden ihbar edilmiş, buna rağmen hiçbir önlem alınmamıştır. Olaydan hemen sonra bomba atanları yakalamak için kovalayan polisler bir polis amirinin emriyle “bırakın, geri dönün” diye durdurulmuştur. Daha sonra bir grup ülkücü sanık olarak yakalanıp yargılanmış ancak hepsi beraat ettirilmiştir.

Tetikçilere bombayı ve katliam emrini dönemin ülkücü liderlerinden Abdullan Çatlı'nın verdiği mahkeme tutanaklarına geçmiştir. Daha sonra devlet tarafından çeşitli işlerde kullanıldığı anlaşılan Çatlı’nın, olay anında sanıkları kovalayan polislere “geri dönün” emrini veren polis amiriyle birçok defa görüştüğü de ortaya çıkmıştır. Sonraki yıllarda öldürülen eski ülkücü Zülküf İsot’un annesi oğlunun katliamı gerçekleştirenlerden biri olduğunu, olayda kullanılan bombayı da bir polisin verdiğini açıklamış, bunun üzerine dava yeniden açılmış ancak o yargılamadan da bir sonuç çıkmamış ve dava zamanaşımından dolayı geçen yıl düşmüştür. Göz göre göre zamanın aşındırıcılığına terk edilen bir davadır 16 Mart… Çünkü ciddi bir yargılama yapılsa asli failin devlet zihniyetinin bizzat kendisi çıkması ihtimali vardır. O bombayı atan kuklanın iplerinin başkalarının elinde olduğu ortaya çıkabilecektir. Bu yüzden benzeri davaların hiçbiri gerçekte sonuca ulaşmaz. Tıpkı öğrenci Taylan Özgür, savcı Doğan Öz, Adana emniyet müdürü Cevat Yurdakul, Diyarbakır emniyet müdürü Gaffar Okkan, Prof. Bahriye Üçok, gazeteci Uğur Mumcu, Hrant Dink, yazar Necip Hablemitoğlu ve benzeri cinayetler gibi… Uğur Mumcu suikastıyla ilgili ne demişti bir yetkili, “duvardan bir tuğla çekersek yıkılır.”

Bu ülkede adalete en büyük zararı onu gerçekleşmesinden sorumlu olanlar verdiler. Bu ülkede adalet perisinin güzel yüzünü bombalarla parçaladılar, narin bedenini kurşunlarla kalbura çevirdiler. Tarafsızlığını simgeleyen gözündeki bağı çıkarıp gözlerini oydular.

Bugün 16 Mart 2009... Diyarbakır’da el ele dolaşan sevgililerin gözaltına alınıp işkenceyle sorgulandıktan sonra hiçbir suçları olmadığı anlaşılmasına rağmen enselerine kurşun sıkılıp bir yol kenarına atılmasının kaçıncı yıldönümü bilmiyorum. Korucu olmayı kabul etmedikleri için 11 köylünün minibüslerinin içinde taranıp yakılmasının kaçıncı yıldönümü? Helikopterden askeri birliğin bahçesine atılıp cesetleri parçalanan köylüler yaşasa bugün kaç yaşında olacaktı acaba? Asit kuyularında kaç vatandaş cesedi yok edildi? Beyaz Toros arabalar kaç hayatı kaybetti?

İnci Hekimoğlu’nun Taraf gazetesinde yayımlanan “Güneydoğu’nun Ergenekonu” yazı dizisini okudunuz mu? Tavsiye ederim; Taraf'ın internet sayfasında duruyor. Oradan bir tanık ifadesi: "Botaş karakolunu geçince Sinan lokantasının yanındaki kuyuda cenazeler olduğunu duyduk. Onu da şöyle öğrendik: Kumçatı'dan kaçırılıp öldürüldükten sonra kuyuya atılanlardan biri Korucubaşı Osman Demir'in yeğeniydi. Araya hatırlı kişileri sokmuş ve cenazenin yerini bulmuştu. Belediye ekipleriyle kuyudan üç ceset çıkardık. Tanınmaz haldelerdi. Suyun içinde çürümüşlerdi. Savcı da vardı. Sonra Başköy'de Silopi mezarlığına defnettik. Kimlikleri tespit edilemedi."

Silopi’de açılan kuyularda hâlâ kemik bulunabiliyor. Üzerine asit dökülmesine, suda çürümesine, aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ kafatası parçaları çıkabiliyor. O küçücük kemik parçaları unutulmaya, suçların üzerinin kapatılmasına isyan ediyor sanki..

O yazı dizisinde buna benzer onlarca tanık anlatımı var. Ama hepsi birbirinden dehşet verici o ifadeler kimsenin kılını kıpırdatmıyor. Bu ülkede birinin ettiği ufacık aykırı bir sözün peşine düşen savcılar, o ifadeler iki aydır orada durmasına rağmen soruşturma için harekete geçmiyor. O anlatımlarda bir sürü yer, tarih ve kişi adı geçiyor. Hadi bunların hepsi iftira diyelim, en azından bu “iftira”lar için bir soruşturma açılması gerekmez mi? Yok; kimseden tık yok. Magazin ünlülerinin her adımını izleyip haber yapan medyada konuyla ilgili iki satır yazı yok. Ergenekon sanıklarının sabahın biraz erken saatlerinde gözaltına alınmasını büyük bir insan hakkı ihlali sayıp yeri göğü ayağa kaldıran barolardan en ufak bir tepki yok.

Çünkü bu ülkede vicdanı kuyulara gömdüler; derin, karanlık, kör kuyulara atıp üzerine asit döktüler… Bu ülkeyi yalanlarla, yasaklarla, tabularla susturdular. O yüzden çığlıklar içe doğru patladı hep… Bu ülkeyi kalbinden vurdular. Vura vura insanlıktan çıkardılar. Hep katilleri korudular. Cinayeti, birine selam vermek kadar meşru, bakkaldan ekmek almak kadar sıradan bir iş haline getirdiler. O yüzden şimdi her gün gazetelerin üçüncü sayfalarını akıl almaz vahşette cinayet ve tecavüz haberleri süslüyor. 12 yaşında öğrencisine tecavüz edip bir de videoya kaydeden öğretmenler, 6 aylık bebeklerine işkence yapan ebeveynler, sevgilisinin kafasını kesip çöpe atan zengin çocukları, annesini boğazlayan genç kızlar…

Herkesin birbirinin potansiyel katili ve kurbanı olduğu bir korku labirenti bu ülke… Vicdanın kuyulara gömüldüğü, adaletin gözünün oyulduğu bir ülkede bu da farklı bir çeşit adalet tecellisi olsa gerek.



Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3602
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster