Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
365
 

Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?

Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?
 

Dosyalarımı karıştırırken, beğendiklerimin zarfından, aşağıdaki yazı çıktı. Blogculuğu iş edinmiş, eczaneden alınan bir pamuğun saf ve temiz haliyle bunu yazıya dökmüş olan OKYANUS imzalı yazı, beni mest etti
Bu kadar temiz ve yüce ifadelerle acaba hangimiz, yazı yazdığımız bu bloğa böylesi alicenaplıkla yaklaşabildik. Bu yazıdan çok dersler çıkarılacağı şüphesiz. Bu yüzden, sahibinden habersiz bu yazıyı misafir ediyorum. İnşallah kızmaz bana. (Bu yazıya, imzanızı atar mısınız?)


MİLLİYET BLOG' A SEVGİLERİMLE
Mor Okyanus
 

Üç yıldır Milliyet Blog’dayım ve ilk kez blog kategorisinde bir şeyler yazmak istedim. Milliyet Blog’un benim için ne ifade ettiğini, dilim döndüğünce anlatmayı arzuluyorum, tüm samimiyetimle..
MB’a ilk üye olduğum günü hatırlıyorum..
Saatlerce, kendime bir rumuz belirlemek için yırtınıp durmuştum..
Sibel yerine, farklı bir şey olsun istemiştim; bana yazma ilhamı verecek, ruhuma hitap eden bir şey..
Sevdiğim kelimeleri düşündüm.
.
Mor.. En sevdiğim renktir. Yaratıcılığı, tutkuyu çağrıştırır bana..
Okyanus.. Sonsuzluk, derinlik, huzur demek benim için..
Birleştirince, oldu sana Mor Okyanus..
Bu ismi alıp kalbime koydum, çok sevdim, çok benimsedim.
Ve ürkek adımlarla, heyecanla, başladım bir şeyler yazmaya.
.
 
Yazma eyleminin anlamı benim için çok derin..
Günlük hayatta, birileriyle konuşurken, kendimi ifade ederken, evet yine kendim gibiyim..
Fakat, ister istemez belli bir mesafe koyarım karşımdaki kişiyle arama.. (aile ve yakın dostlar hariç)
Bilinçdışı bir savunma mekanizmasıdır belki de.
Kendini koruma içgüdüsü, ya da çabucak samimi olamama durumu, belki de iç dünyamı kolaycacık gözler önüne sermekten çekinmek..
 
Yazarken ise…
Bambaşka bir boyuttayım.
Bambaşka bir kanaldan kelimelerin döküldüğünü hissediyorum..
Yani aslında ‘yazmıyorum’;  ruhumdan bir şeyler kendiliğinden, çabasız akıyor..
Ve yazarken, tamamen savunmasızım..
Bütün koruyucu maskelerim bir bir parçalanıp dökülüyor..
Başka türlü olmuyor.
Ama işin tuhaf yanı,
Bu bana hiç korkutucu gelmiyor..
Aksine, öyle lezzetli bir hafiflik ki..
Günlük hayatta belki de ifade etmekten çekineceğim en saftirik yanlarımı,
Yazarken hiç duraksamadan, düşünmeden akıtıyorum kelimelere..
Ya da en melankolik hallerimi..
En âşık hallerimi..
Yaralarımı..
Aşmaya çalıştığım eksikliklerimi..
Hayâl dünyamı..
Başkalarından kıyı bucak sakladığım gözyaşlarımı bile,
Yazarken göstermekten sakınmıyorum hiç..
Nasıl algılanacağımı bir kenara koyup..
Böyle tuhaf bir durum işte..

 
Böyle bir ruhla MB’da ilk yazılarımı yazmaya başladığımda,
İlk karşılaştığım tepki “destek” oldu..
“Hoş geldin” ile başlayan, “yazıların daim olsun” ile devam eden,
Yani yazmaya yüreklendiren, yalnız olmadığını hissettiren içten yorumlar..
O değerli ilk yol arkadaşlarımın kimisi benim gibi acemiydi,
kimisi ise bu engin okyanusta kendi gemisinin rotasını çizebilmiş, fırtınayla nasıl başedeceğini öğrenmiş, güneş açınca da keyfini çıkarabilen kendine özgü kaptanlardı.
İlk zamanlar ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum;
“Allah allah ya!” diyordum..
“İnsanlar üşenmiyor, benim gibi bir aceminin karalamalarını okuyorlar, bir de üstüne zahmet edip yorum yazıyorlar, destek oluyorlar..  nasıl bir yere geldim ben böyle..  burası neresi..“
 
Gel zaman git zaman, MB’ daki küçük ahşap evimi çok sevmeye başladım..
Artık ne zaman canım istese, o küçük ahşap evimin kapısını açıp içeriye giriyordum..
Ve başlıyordum ruhumdan bir şeyler akıtmaya..
Ben akıttıkça, komşu evlerde oturan arkadaşlardan bana kulak verenler oluyordu..
Kimisi yakından dinlemek için evimin kapısını tıklatıyordu, yapıcı yorumlarıyla destek oluyordu bana.
Kimisi uzaktan hissettiriyordu varlığını..
Kimisi negatif, kimisi nötr..
Bazen de ben evimden çıkıp diğer farklı farklı evleri geziyordum..
Her evin kapı eşiğinden farklı farklı kokular yükseliyordu..
Ruhuma yakın hissettiğim, ya da merakımı uyandıran evlerin kapısını tıklatıp, anlattıklarını can kulağıyla dinliyordum..  
Her anlatılandan heybeme bir şeyler koyuyordum kendimce..
Ve  bir zamanlar onların bana uzattığı dost elini, desteği,
Ben de onlara vermeye çalışıyordum, varlığımla yalnız olmadıklarını hissettiriyordum..
Yüreklendiriyordum yazmaları için.
.
 
Velhasıl, ben Milliyet Blog’u sevdim.
Milliyet Blog’da yazmayı sevdim..
Ve MB’da yazan bir çok değerli yazarımı da çok sevdim..
Bazı arkadaşları yüz yüze de tanıma şansım oldu.
Gönülden gönüle  köprüler kuruldu..
Çok değerli dostlar, arkadaşlar katıldı hayatıma..
Birbirinden değerli düşünce, duygu paylaşımları yaşadım..
Çok şey öğrendim onlardan ve halen de öğrenmeye devam ediyorum..
 
Elbette her yazara/yazılana eşit duyguyla yaklaşmak mümkün değil.
Herkes kendi frekansına yakın hissettiği yazılara/yazarlara yöneliyor.
Bundan doğal bir şey olamaz.
Ama bütüne baktığımda,
MB’ daki herkesi gökkuşağının bir rengi olarak görüyorum..
Herkesin kendine has bir rengi var..
Herkes bir şekilde kendini ifade ediyor, benim gibi, senin gibi, onun gibi..
Bu harika bir şey.
Bu gökkuşağını seviyorum ben.
Bu farklılığı, bu çeşitliliği..

 
Bir de,
bazen insanın hayatında dönüm noktaları oluyor..
Ya da bazı özel zamanlar;
Tamamen kendinle başbaşa kalmak istiyorsun..
Aklının, kalbinin karmançorman olduğu ve dikkatini hiçbir şeye veremediğin zamanlar..
Ya da bambaşka sebeplerden dolayı,
Çekip gitmek istiyorsun..
Ve artık ne tek kelime yazmak geliyor içinden..
Ne de okumak..
 
Öyle anlar yaşadığım oldu benim de.
Bir anda karar verip, bütün bloglarımı sildiğim..
Bir süre geçtikten sonra yeniden geri geldiğim..
Sonra yine bazı sebeplerle apar topar bavulumu toplayıp MB diyarını terk eylediğim..
Ve mevsim rüzgârlarıyla birlikte kendimi yine geri dönmüş bulduğum..

 
Ben bu hayatta, çok az şeyi istikrarla devam ettirebilmiş biriyim.
MB benim bu konuda aynam oldu.
Bakıyorum arkadaşlarıma, hayatında ne zorluklar yaşayanlar var..
Ama hiçbiri benim gibi pervasızca bütün bloglarını silerek, acısını o güzelim, günahsız yazılarından çıkarmıyorlar..
Bazen ben de kendimi hiç anlayamıyorum..
Uyuz oluyorum kendime..
Ve bazen kendimden deli gibi sıkılıyorum..
Ama ne olursa olsun, yazma eylemi devam etmeli..
Hiçbir konuda büyük ve kesin konuşmayı sevmiyorum.
İnsanım.
Belki gün gelir, dayanamaz ruhum, kabuğuma çekilirim yine..
Ya da bir sebepten ötürü, minik ahşap evimin kapısına kilidi vurup, yollara düşerim..
Ama artık, bu hallerime gülüp geçiyorum.
Çünkü kolay kolay MB’dan kopamayacağımı biliyorum.
Bunu defalarca ispat ettim kendime.
Ve bu sadece yazmakla da ilgili değil..
Çok daha farklı bir şey.
Bir gönül bağı.
İşte o bağ, ne olursa olsun kopmuyor.
Çünkü sevgi var içinde.
 
Eğer buraya kadar okuma zahmetine katlandıysanız, biliyorum çok başınızı şişirdim..
Ama bir daha blog kategorisinde bir şey yazmam büyük ihtimalle.
İçimde ne var ne yoksa şimdi döküyorum işte..
Yazmışken hiçbir şey eksik kalmasın dedim..
Diye diye de mini bir destan eyledim. (korkarım daha da yazmaya devam edeceğim, biri beni durdursun!)

 
Bu sefer karşımda ne Sait abim var ne de ay dedem..
Yüzüm tamamen okuyana dönük, her kim okuyorsa onun yüzüne, kalbine doğru seslendim,
Öyle yazdım bu yazıyı..
İçimden geldiği gibi..
Ve
Son olarak,
Teşekkür etmek istiyorum;
Milliyet Blog’a
Ve bu engin okyanusta yanımda, ya da uzağımda yüzen ama varlığıyla bu zengin gökkuşağının renklerinden birini oluşturan bütün MB yazarlarına, yazar dostlarıma, arkadaşlarıma gönül dolusu teşekkür ederim.
İyi ki varsınız ve
İyi ki hayatı paylaşmaya devam ediyoruz..
 
 
Sevgilerimle..
 
Mor Okyanus

 

SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Milliyet blog"u cok severmis ama zirt pirt yazilarini silerek gidermis. Gitmesine laf yok ama niye yazilarini silermis,merak etmediz mi? Boyle sevgi olur mu üstadim? Bu tur fevri davranislarin sevgisine. anlatimina güven duyulur mu? Ben bu celiskiye dikkat cekiyorum, kisilerle isim yok.

Ümit Culduz  
 21.10.2015 16:18
Cevap :
Gitmese iyiymiş. Bu cümleleri kurabilen bir kişi, idareye veya şahsa mı kızdı, bilmiyoruz. Hem idareye sempatiden öte duygular besle, hem de geride zırnık bırakmadan çek git. Bunun adı çelişki. Daha sonra yazarın künyesini bulup okudum. Geride bir şey bırakmamış. Tam manasıyle göç etmiş. "Alın atınızı, verin tımarımı" deyip, tekne dibine de kocaman bir delik açarak batırmış teknesini. Neden yaptığını bilemeyiz. Kendisine acı veren bir şey uğruna mı yaptı bilemiyoruz. Ama, bu kadar şairane lirik duygu sahibi birisi, çok zıt bir çareye başvurması, çelişki değil de nedir? Ben bunu daha sonra gördüm, sizlerden gelen uyarı üzerine. Kısacası üzümü yiyip, bağını sormadım. Bir vakı'ayı ortaya koydum.  21.10.2015 20:24
 

Morokyanus'un daha önce okuduğum bu yazısını ben de çok beğenmiştim...

Kerim Korkut 
 20.10.2015 19:38
Cevap :
En kestirme ve öz cevap sizinki oldu. Maksat nedir? Bir beğeniyi ortaya yeniden koymak, etraftan da nemalandığında, bundan sevinç duymak. Kimin adına sevinç duymak? "Güzellikler adına, hala daha bu sitede güzelliği tanıyanlar, özenenler" olduğuna inanarak teselli bulmak. Bir beğeniyi ortaya koyduk. İster beğenin, ister beğenmeyin dedik ister imzanızı aın veya atmayın dedi. Bin dereden çakıul taşı yağdı başımıza. Aynı derenin, aynı çakıl taşıyla kuşları vurmağa alışkın olanlar, bu güzelliklere değinmediler hiç. Hala daha Bloğun biz yazarlara ettiği ve oynadığı güzellikleri irdeleyemedik. Teşekkür ederim. Dört kelime ile konuyu özetlemişsiniz. Biz buada reklamcılık yaklaşımları yapmıyoruz. Sevginin, saygının güzelliklern "partizanlığı" olur mu bre !   21.10.2015 15:36
 

Söz konusu yaziyi bir daha okuyun diyecegim, olmayacak.Hic olmazsa yazinin altindaki yorumlari okuyun. Bu tür ^popülist^ yaklasimlarin bir getirisi yoktur üstadim.

Ümit Culduz  
 19.10.2015 20:20
Cevap :
Yazıyı "Bir daha" okumama gerek yok. Yazıyı ben, isimsiz, adressiz olarak, beğendiklerimin dosyası denen zarftan buldum nice yıl sonra. En altta Mor Okyanus yazıyordu. Gerisine bakmadım. Süratle okudum yazıyı. İn midir, cinmi midir, çakma mıdır hiç düşünmeden, beğendiğim satırların çoğunlukta olduğunu görüp, miasafir ettim bu yazıyı. Siz dikkatli okuyucularımız,yazıları,yorumları didiklemişler. Benim bunu aksettirmemdeki ana amaç blogculuğun güzelliğini lirik bir şekilde ifade eden Mor Okyanus'un sergilediği güzelliktir.Bu güzellikleri zikreden sağ mıdır, değil midir, erkek mi dişi mı beni hiç ilgilendirmiyor.O bakımdan bu işler çoktan mefta oldu. Meftanın getirisi olur mu? Olmaz tabi. Mefta, dünyadan dağarcığına topladıkları ile gidiyor. Toparladıklarına ortak olmak iistenilirse, o zaman onunla birlikte yolculuğa çıkılmak gerekir bre... Meftalıklarla ne alış verişimiz olabilir. İneğin altında buzağı arama modası geçti. İneğin kendisi aranıyor artık. Mor Okyanusun kulakları çınlmasın  20.10.2015 20:49
 

Merhabalar. Soru yorumuma cevap vermek suretiyle beni bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim. Hakkınızı helal ediniz. Selam ve dualarımla.

Recep Altun 
 18.10.2015 20:11
Cevap :
Rica ederim. Sözü mü olur.  20.10.2015 20:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 868
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster