Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '14

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
405
 

Bu yazıyı, "yeni" blogcularımız okusun.

Bu yazıyı,  "yeni"  blogcularımız okusun.
 

Gazeteciliğin can damarından biri de “Haber alma”dır. “Atlatma” da işin 'Kaymağı' dır. Hele hele o haber, bir tek sende var, diğerlerin hiç birinde yoksa, işte o zaman tadından yenmez.

Bilir misiniz bilmem. İki canciğer  arkadaş, uçakla Tokyo’ya haber için gitmişler. İş bitmiş,  ancak birisi yurda dönmüş  ve haberini, öbüründen evvel  neşretmiş gazetesinde

Neden? O, bileti, gidiş dönüş almış. Diğerine günlerce söylememiş. O gün uçak yokmuş aksilik. Ertesi günü varmış. Telefoto, teleks yok, telsiz yok. N’apsınlar. İşte atlatmış arkadaşını bile bile. Bu misal çok konuşulur basın çevrelerinde.

Şimdilerde böyle şeyler yok. Aman aman, dert de değil.  Ne var? “Kopyala yapıştır” var. Hele hele blogculukta “atlatma” konusu ise hiç  mevzu bile edilmez. Basında da öyle.

                              MERAKLISI İÇİN, BU RESİM, KUŞADASI PAMUCAK'TA ÇEKİLDİ.

Bloğumuzun Muhtarı İlyas da öyle diyor. “İlk başlardaydı hız ve kalite. Şimdi, hevesler suya serili. Olsa da olur, olmasa da” zihniyeti var. Bloglar okunmuyor. Başlarda bir avuç kişi blog’larda maçı kavga dövüş götürürdü.  Maç sırasında ayrı, soyunma odalarında ayrı kavgalar olurdu. Tadından da yenmezdi hani.  Bu, sair günler de sürerdi.  Herkes fırsat kollardı, ”Gözünün üstünde kaşın var” diye.

Şimdi kimse kavga etmiyor. Önüne konulanı yiyor. İdaremiz de haftalık bültenlerinde, çoğunlukla yeni üyelerle sıkı fıkı. Onlara imkan tanıyor. Ön plana çıkarıyor. Onlara imkan tanıyor. Onları onore ediyor, teşvik ediyor.  Okşuyor. Zira, biz eskilerden ağızları yandı. İdareye, demediğimizi bırakmadık. Yoğurdu üfleyerek yiyor. İyi de ediyor. Dokuz bin kişilik kolordu ettik. Hangimizle uğraşacaklar. Dünyada 4. ncü  Milliyet İnternet. Kaldıramazlar, satamazlar, devredemezler. Ömür boyu başlarına geçmiş halka olarak kalacak bu blog.

Yenilere bakıyorum. Akıllı insanlar. “Eskileri” kokluyorlar. Vaktiyle “N’apmışlar” diye. Çaktırmadan  eskilerden ders alıyorlar.  Biz eskileri iyi tanıyorlar. Eskileri,  hiç alışverişleri olmadığı halde “ şıpın” eliyle koymuş gibi buluyorlar.

İşte böyle olmalı. Sessiz ve derinden gidiyor yeniler. İçlerinde  güzel ve oturaklı yazı yazanlar var. “Lay lay lom” kolaycılığına kapılan pek yok

Eskilerden, pek yazan yok. Sanki bir şeylere küs gibiler.  Yıllardır içlerinde cevabını alamadığı soruları var. İdare ile,  belli etmedikleri sorunları var. İdare ketum davranıyor. Blogcu’lara açık pencereleri, “Haftalık bültenleri” oluyor. İdare, irtibatı bu  açık pencereden yürütüp, karşılıklı olarak bu pencereden nefes alıyorlar.

Dokuz bin kişiyiz. Belki de on bin. Bunların on’da  dördü yazıyor. Bir kısmı, ara sıra yazıyor.

Bu baş verip sır vermemek, ketum davranmak, renk vermemek, sadece blog’larda değil. Gazetelerde de öyledir. Oralarda, herkes, birbirine ayak uydurarak, bel kemiğini öyle doğrultmanın yolu bulmuş oluyor böylelikle. En ufak bir zafiyetin, yerine  başka bir adamla doldurulma tehlikesini doğuruyor. Gazetelerde, herkes bilgili, herkes, en iyisi, herkes çok bilir havalarında. Samimi olanlar da  öylesi.

Her gazetede, herkesin bir perde arkasında "alternatifi" var. Bu, Demoklesin kılıcı gibidir. Hep bilinir. Ama, blog'culukta yoktur. Ahmet Ağa  gider, Mehmet ağa gelir. Kaide budur. Ulusal gazetelerden geldiğim için bilirim, oralarda, “usta”lık vardır. Önemlidir. Daha da eskisine “Duayen” denir. Gazeteciler cemiyetinde künyelerinde hep yazılıdır bunlar. Törenlerde, plaket alıp verenlerinde hep bu duayen ve usta  kıstaslarını kullanırlar. “Ustaya saygı” esastır. “Ustaya saygı” günleri tertiplenir.

Sütunlarında birbirinin kafasını gözünü yaranlar, akşamı lokalde yüksek tabureli sandalyelerde karşılıklı kadeh kaldırırken “ Amma da geçirdim ha” diye de birbirlerine övünürler. Onun için onlarda küslük müslük pek olmaz.

Blogcu’ların akşamları iş çıkışı gidecek yerleri var mı? Yok ! Bölge bölge blog gününde, zar zor 25 kişi toplanabiliyoruz  ancak. Yeni üyeler eskilerle tanışıyor. O kadar. Taaa ki, aradan 365 gün geçince, yeni baştan buluşuyorlar.

Yazılacak çok şey var. Kimseyi kırmak istemem. Durum ve hal böyle böyle işte. Yenilerin gayretlerini gördükçe, umudum arttı. Gelecek vaat ediyorlar.

Yeri gelmişken, ara sıcak olarak şunu da sıkıştırmalıyım araya.. Yeniler şu tabirden ne anlar?  Bilenler elini kaldırsın: "  VEFASIZ BOLOG'UN CEFAKAR EMEKÇİLERİ"   Demek oluyor ki, bir tarafta aile bildiğimiz, yazılarımızla bizleri kabul eden bir "vefa" taşımayan, kadir kıymet bilmeyen bir blog teşkilatımız var, yani idaremiz var, öte yandan da durup durup her daim acı çeken, mihnet çeken, zillete uğrayan, dişini tırnağına takan bir blogcu gurubu var.

Bu anılan tabirleri, 6-7 yıldır ben hiç kullanmadım. Kullanılacak reddelere geldim mamafih. Ama, basından geldiğim için, iç prosüdürü biliyorum. Usul ve kaide, basın hayatında durum ve vaziyet budur.  Eşeğin kuyruğu gibidir. Ne kısalır ne uzar. Yani  durumlar, taraflar için ne iyileşir, ne düzelir ne de  yaralı parmağa melhem olur.

Bu ikili  cefa ve vefa örnekleri, abartılmıştır diyorum. "Yenilere " tavsiyem, idareden canınız yansa bile, bu tabirleri kullanmayın. İdaredeki insanlar da, sizin benim gibi insanlar.

 

Ohannes, gülsen tunçkal, Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Cellek, internette büyük harfle yazmak karşınızdakine bağırmak anlamındandır. Bunu amaçlamadığınıza eminim ama parantez içinde açıklama zahmetine girmek yerine küçük harfle yeniden yazabilirdiniz. Sanıyorum diğer yorumlarım size ulaşmadan ilk yorumuma yanıt vermişsiniz. Çünkü sayfanıza baktığımda diğerlerini göremedim. Eksik olmayın, bana sabırla açıklama yapmışsınız, sizi yorduğum için üzgünüm. Başta beni hatırlamamanıza şaşırdım, ama artık Asabi Kedi adını kullanmadığım için şaşkınlığım geçti. Size bir tüyo: yorumdaki adı veya takma adı tıkladığınızda o kişinin sayfası çıkıyor, siz de şıp diye kayıt tarihinden o yazarın yeni mi eski mi olduğunu görebilirsiniz. :-) Sözünü ettiğiniz konuları kafama hiç takmıyorum, ama burada sık olmasa da düzenli yazan biri olarak sizin yaptığınız gibi olayları ve olguları sorguluyorum. Bloğunuzda burada yazmanın bir nimet olduğu anlamını çıkaramadım, ama yanıtınızda bunu belirttiğiniz için okuyanların mutlaka dikkatini çekecektir. Selamlar.

Güz Özlemi 
 05.02.2014 15:05
Cevap :
Cevabım, bu yazdıklarınızın içinde. Neden durduk yerde renkten renge girersiniz ki. Değil mi? Üstelik değer mi? Sizi şimdi tanıdım. Selamlar. Sıkma canını. Olur böyle şeyler.  05.02.2014 18:32
 

Blog yazılarınızı resimlerle tamamlamanız ayrı keyif katıyor. Yazıların görselle desteklenmesi hem akılda kalmasını sağlıyor hem de yazılanları güçlendiriyor. Bu anlamda yazdıklarınıza katılıyorum. Görsellerin artırılması düşüncesindeyim. Saygı ve selamlarımla...

Mukaddesçe konuşan satırlar 
 05.02.2014 13:31
Cevap :
Görsellik, her zaman geçerli akçe. Yazının manasını kuvvetlendirir. Yorumunuz için teşekkür ederim.  05.02.2014 18:34
 

(3) Aksine yazarları rahatsız edecek denli sert ya da yumuşak yapılan eleştirileri de çok olumlu bulduğumu söyleyemem. Bunları başkalarının özgürlüğüne yapılan gereksiz ve haksız bir saldırı gibi algılıyorum daha çok. Daha önce başka bir yorumumda ve bloğumda belirttiğim gibi her kes kendi çöplüğünde dilediği gibi eşinsin. “Yaşlı yazarları istemezük!” veya “Daha dün geldin, ağır ol bakalım!” tarzında hem eski ve deneyimli hem de genç ve yeni blog yazarlarını kimse rahatsız etmesin derim. Herkesin birbirinden öğrenecek bir şeyi olabilir. Geleneklere değer veren birisiyim ancak aşırı geleneksel davranışların bizi zamanla -sadece blog ortamında değil yaşamın her alanında- katı ve yerinden kımıldayamaz bir duruma getireceği yönünde endişem var. Burada hiyerarşik bir yapı beklentisi içinde olanları, hizaya getirmek için çaba gösterenleri ise inanın anlamakta güçlük çekiyorum. Bu görüşlerim kesinlikle size yönelik değil, aksine bloğunuz vesile olduğu için teşekkür ederim. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 05.02.2014 10:32
 

Burada eskimek kimseye bir ayrıcalık vermediği gibi yeni blog yazarlarına da çömez muamelesi yapılmamalı. Burada yazmaya başlayan herkesin yazarlığa burada başlamadığını akılda tutmak ta ayrıca yarar var. Editörlerin veya sizin deyiminizle “idarenin” bizler gibi “eskileri” kayırmamasına üzülmemeli. Bizler Milliyet Bloğun ücretli çalışanları değiliz ve bu nedenle kendimizi beğendirmek veya göze girmek gibi bir çabamız olmamalı. Bu bağlamda editörlerle kavga etmek veya onları küstürmek gibi bir kaygımız hiç olamaz. Milliyet Blog ve benzeri paylaşım platformları bizim kendimiz anlatmamız, kişisel duygu ve düşüncelerimizi, deneyimlerimizi ve paylaşmak istediğimiz nice başka şeyleri sunmamız için bize son derece güzel bir olanak sunuyorlar. Bize de bunun keyfini sürmek kalıyor. Başka blog yazarlarıyla tatlı kıran kırana didişmek, kavga etmek veya danışıklı dövüş yapmak işte bu nedenle tatlı bir rekabetin uzantıları gibi görünmüyor bana. (2)

Güz Özlemi 
 05.02.2014 10:20
Cevap :
( 2 ) MİLLİYET'teki blog editörlerinin durumu nedir, bilemem. Onlar, gazetelerde olduğu gibi, bloğun yazı işleri müdürleridir.Ayrıca verilen kıstaslara göre hareket ederler.( Kıstaslar nedir,bunu da bilemeyiz.Dedik ya,idaremiz ketum yapıda ) Gelelim eskilik yenilik meselesine.Askerde olsaydık, kıdemliler daima ön planda olur.Onların dediği olur.Onların hayt huytları daha çok görülür. Normal konuşmaları yüksek perdedendir. Kıdemsizleri ezme temayülleri vardır. Bunlar, askerlikte olagan şeyler. Ama blogculukta gazetecilikte bu geçersizdir. Yukarıdaki gibi tavır koyanlar, düpedüz ahmaklardır. Siz takmışsınız anlaşılan bu tiplere kafanızı.Üzmeyin kendinizi. Hem kel hem fodulların, basın ve blog camiasında işi yoktur. Basında, insan çok çalışır, bir yere gelir. Ödüller alır. Layıksa, ustalık kazanır. Layıksa duayen olur.Adına ustalık geceleri tertiplenir. Plaketleri de çoğalır. Ya blog'da öyle mi? kendin pişirir,kendin yersin. Oktay EkŞi bana demişti: "Kalburun üstünde kalmak, önemli !"   05.02.2014 11:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3830
Toplam mesaj
: 493
Ort. okunma sayısı
: 858
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster