Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '11

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
317
 

Buenos Aires'ten hisler

Ne zamandır yazmak için kıvranıyorum. Öyle ki günlerdir beynimden düşünce kusuyorum bana. Ve hatta elim öyle bir titriyor ki kalem ile kağıda bastırırsam şayet, şıkışacağı için ya da hareket edeceğinden yazarken, bu sarsıntıyı önlemiş olacağım ya da bunun gibi saçma bi şey. Evet saçma sapan yazmak istiyorum; ne başı belli olmalı, ne de sonu. Harika yalnız hissediyorum birkaç gündür Buones Aires şehrinde. Ne acayip değil mi? Yalnızlıktan bu kadar sadistçe zevk alarak nihayet yalnızım diyebilmek. Tıpkı mazoşistlik gibi ya da onun da ötesi. Evet eşsiz ve yalnızım. Hiç ailem yokmuş gibi, ya da beni kimse burada tanımıyormuşçasına, ve belki de bundan da öte hiç Anıl varolmamışçasına, yani burada Anil olarak varım demek istiyorum, ben burada ben olarak gerçekten yokum. Belki de yepyeni bir beni keşfediyorum ve bu kişi %100 Türk değil; %100 bir Avrupalı. Kurallara uyan, utanmasa İspanyolca konuşacak kadar çok İtalyanca konuşan, gariptir ki herkes tarafından anlaşılan ve neredeyse hiç İngilizce konuşmayan, İtalyanların bana dediği gibi, Anillo yani ben, tam olarak bir İtalyan mıyım yoksa!. Acaba bizi biz yapan genler değil de ortamlar mı yoksa? Hani utanmasam milliyetçiliğimi cüzdanımla beraber kaybettim diyeceğim içinde TC kimliğim vardı da! Hayret ki ne hayret! Haşa, ümme haşa! 

Dün o kadar yalnız hissettim ki kendimi, neredeyse ağlayacaktım halime. Ama bir o kadar da keyif aldım benliğimle bu kadar uzunca başbaşa kalabilmekten. Huysuzluklarımı ve huzursuzluklarımı tekrardan keşfedilmek, nerede hata yaptığımı tespit etmek. İnsan olarak mükemmelliyetçiliğim üzerine kendimde testler yapabilmek. Ve biraz daha insan olabilmek için yeni formüller uydurmak. Kilometrelerce yürürken hiç yorulmadan düşünebilmek ve kentin güzelliklerine tarafsızca bakabilmek kendinden sen olmaksızın. Kesinlikle önyargısız, bağımsız, gerçekten düşünebilmek yaşam ve bu şehir üzerine. Ve de aşık olmak sonuçta, bu şehire, gerçekten aşık olabilmek mümkün olabiliyor muydu? Evet!!!! 

Size buradaki dünyayı yansıtabilirim çok kolay olarak. Fakat bu izlenimlerin hepsi benim ve öznel. Siz gezerken benim hissettiklerimden muhakkak farklı hissedeceksiniz. Ama birşey kesin ki bu şehrin güzelliğine şapka çıkartacaksınız ve bana hak vereceksiniz. Bu şehirde yalnız olmaktan son derece keyif alıyorum. Düşünsenize Pelegrini caddesinde karşıdan karşıya geçebilmek için 16 şerit, 3 ışık geçmek ve en az 3 dakika lazım. Bu şehirde herşey büyük, ve binalar o kadar yüksek ki ben de alışkanlık yapacak ve Türkiye’ye dönünce kendime Rolls Royce almak isteyeceğim. Yani ahlakım bozulacak ve ben de bu şehrin insanları kadar şık giyinebilmek için çok para harcayacak ve dolayısıyla zengin olmak isteyeceğim. Evet saçmalıyorum, hem de bilerekten. Ama bu şehir beni sarhoş ediyor. Evet, ben bu şehire galiba aşığım. 

Yazar olsaydım eğer, bu şehirde yaşardım. Ressam olsam da keza öyle! Yani sanatçı olsaydım, bu şehirde yaşar ve bekar olurdum. Bu güzel kadınlarla beraber olmak için karımı aldatmazdım dolayısıyla. Evet ben, ahlakı bütün bir insanım. Karımı ve onunla olmayı seviyorum. Oysa burada olsam karımı istemezdim. Bir sanatçı nasıl bir kadınla yetinebilir ki! Tabi şayet aşık değilse. O durum başka. Salvador Dali ya da Can Usta, o kadınlarsız yapabilirler miydi? Ölmeyi tercih ederlerdi herhalde. Oysa Frida gibi bir kadınla beraber olmak nasıl olurdu? Sürekli aldatmak ve aldatılmak. Tabi ki mide işi ve benim işim kesinlikle değil. Çünkü ben hiç bir zaman bir sanatçı değilim ve sırf bu yüzden olamam da! Ben aile olmayı seviyorum. 

Çok müze gezdim bu sefer ve beni etkileyen hiç bir ressam olmadı. Benim ressamım Salvador Dali, onun gibisini görmedim. Çok şanslıyım ki İspanya’da evini, müzesini gezdim. Yani nereden çıktı derseniz şayet, Dali’yi bu şehre transfer etmek isterdim. Böylelikle şehri bütünlerdi. Ne de olsa o da İspanyolca konuşuyordu!!! 

Evet anlatabileceğim milyonlarca düşüncem var bu şehirle ilgili. Belki biraz daha kalsam planlarım da olacak. O yüzden yarın terkediyorum aşkımı. Ama biliyorum ki hep rüylarımda olacak. Ve belki bir gün ben gerçekten sanatçı olmayı tercih edeceğim mühendis olmak yerine... 

Kimbilir???? 

ANIL YİĞİT, Guido Palace, 01/06/11 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçeğin üstü var mıdır? Cevabın evetse, o zaman altı, yanı, ötesi ve berisi de olacaktır. Onları nasıl tanımlayacağız peki? Salvador Dali beni en çok etkileyen ressamlardandır, hatta ilk bloglarımdan biri bu Katalon ilginç kişi hakkındadır. Tuhaf seksüel sorunları olan değişik bir kişiymiş. Zaten gerçek sanatçılar "normal" denilen herşeyin biraz dışında oluyorlar. Şu an bir iç seyahat yaşadığını tahmin ediyorum. Zaman zaman yapılan bu tarz içsel geziler belki bizi gerçek "ben" e yaklaştırıyor. Sevgilerimle.

Güz Özlemi 
 02.06.2011 9:26
Cevap :
Doğru söze ne denir? Tabi ki Asabi Kedi'nindir denir; teşekkürler dostum  02.06.2011 12:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 623
Toplam yorum
: 1656
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 292
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster