Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '10

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
1397
 

Bugün 1 Nisan - April Fools' Day !

Bugün 1 Nisan - April Fools' Day !
 

Bu sabah güzel İstanbul'da uyandığımda bir gülümseme vardı yüzümde.

Bugün 1 Nisan, April Fools' Day! Hatırladığım kadarıyla tarihi 600 yıl öncesine kadar uzanıyor.

En çok okul yıllarımızda kandırılırdık. Ne çocuksu şakalara kanardık. Tüm tahsil hayatım boyunca başarılı bir talebe oldum. Hâl böyle olunca da arkadaşlarım bana takılmaya bayılırdı. Özellikle de 1 Nisan günleri.

"Ata koş, annen-baban müdürün odasında. İçeriden bağırışmalar da geliyor. Ne yaptıysan artık!"

O çocuk yüreğim nasıl da delice atardı. Şaka olduğunu söylediklerinde de bir tepki vermezdim.

İngiltere'de bugün bile anlatılan ünlü bir şaka var: BBC 1 Nisan 1957'de, çok izlenen bir programında makarna ağaçlarından makarna toplayan İtalyanları göstermiş. Kendi makarna ağacına sahip olmak isteyen binlerce İtalyan BBC'yi arayarak, o ağaçları nereden alabileceklerini sormuş:)

Yıl 2004. Brezilya'nın en büyük otobüs fabrikası Marcopolo'nun Caxias do Sul'daki üretim sahalarını ziyaret edecektim. Portekiz Coimbra'daki küçük fabrikalarını ziyaret etmiştim ve Brezilya'yı ziyaret etmemin faydalı olacağını söylemişlerdi. Yılda binlerce kamyon ve otobüs üretiyorlardı ve ihmal edilmemesi gereken önemli bir potansiyel müşteriydi.

400.000 nüfuslu Caxias do Sul, Brezilya'nın Uruguay'a komşu en güney eyaleti Rio Grande do Sul'un, şaraplarıyla da meşhur şehriydi. Çok iyi hatırlıyorum, "Şarap ve Kadın." duo'sunu "Şarap ve Otobüsler." olarak değiştirmiştim:)

Ülkenin en büyük şehri Sao Paulo'dan mahalli bir hava yolu şirketiyle eyalet başkenti Porto Alegre'ye 1.5 saat uçacaktım. Oradan da Caxias do Sul'a 90 km araba kullanacaktım.

A319'un kabininde cam ve koridor koltukları lacivert, orta koltuklar ise griydi. Her zamanki gibi güneşe göre ve de bağlantılı uçuşum yoksa, kanadın 3-4 sıra arkası, bağlantım varsa kanadın olabildiğince önü mantığından hareket ederek; yanlış hatırlamıyorsam 20F ya da 21F'e oturdum. Camdan dışarı izlemeye koyuldum. Hemen yanı başımızda duran A320'nin kokpit camlarını silen görevlinin resmini çektim.

Uçak pek dolmayacak gibiydi. Az sonra yanıma güler yüzlü, kırklı yaşlarında bir çift geldi. Erkek olan, önce Portekizce bir şeyler söyledi. Anlamadığımı görünce de kırık bir İngilizceyle "Günaydın." dedi. 15 dakika kadar sonra baş üstü dolapları kapatıldı ve kabin amirinin, "Boarding completed." anonsuyla birlikte uçağın kapıları da kapatıldı. Ben tepemde yanmakta olan floresan lambanın balastının ne marka olduğunu düşünürken, Brezilyalı komşum,

"Cuiaba'ya iş için mi gidiyorsunuz?" dedi.

Cuiaba!! Porto Alegre'nin bir ismi daha olmalıydı. Belki de yerel dilde öyle diyorlardı.

"Evet, Caxias do Sul'da Marcopolo'yu ziyaret edeceğim."

"Caxias do Sul mu? Ama bu uçak oraya gitmiyor ki!"

"Biliyorum. Porto Alegre'den ya da sizin dediğiniz gibi Cuiaba'dan arabayla gideceğim."

"Porto Alegre mi? Ama bu uçak Porto Alegre'ye de gitmiyor. Cuiaba'ya gidiyoruz!"

Nabız atışım hızlanmaya başlamıştı. Ne diyordu bu adam! 50 tane kontrolden geçtim. Bu, Harem'de bindiğim otobüs değil ki yanlış otobüse binmiş olayım. Ama aklıma bir an Atatürk Havalimanı'nda 107 no'lu kapı yerine yanlışlıkla 108 no'lu kapıdan başka bir uçağa binişim geldi, ürperdim. Aceleden, biniş kartlarını toplayan memur da kartıma bakmamıştı ve uçağa dalmıştım. Koltuğun asıl sahibi gelmese, yanlış şehre uçacaktım. Demek ki şu andaki koltuğum da aslında boştu. Terlemeye başlamıştım. Kapılar kapanmış, push-back an meselesiydi. Hostes çağırma düğmesine bastım ve benden 10 mt kadar ötede duran host'a da el ile işaret ettim. Güler yüzle geldi hemen.

"Afederiniz. Bakın bu benim biniş kartım. Ben Porto Alegre'ye gidiyorum; ama bu beyefendi uçağın Cuiaba'ya gittiğini söylüyor."

Biniş kartımı eline alırken, "Evet efendim biz Cuiaba'ya gidiyoruz. Sizin kapı numaranız değişmişti, sanırım fark etmediniz. Ne yazık ki yanlış uçaktasınız." dedi host.

Her yıl binlerce mil uçuyordum ve ben böyle bir hatayı nasıl yapmıştım. Uçak gözlerimin önüne dönmeye başlamıştı. Yerimden kalktım, komşularımın üzerinden koridora resmen uçtum.

"Uçak körükten henüz ayrılmadı. Lütfen kapıyı açın, ineceğim ben."

Rüya mıydı yoksa bu! Çünkü hem komşularım, hem de host gülüyordu!

"Mr Sahin, bugün 1 Nisan. Umarım şakamız sizi fazla üzmemiştir. Az sonra Porto Alegre için havalanacağız. Lütfen sizi yerinize alabilir miyiz?"

Okul yıllarımda olduğu gibi yine tepki vermedim; ama komşuma, "Aşk olsun ya komşu!" diye sitem ettim. Meğerse 1 Nisan günü tüm uçuşlarda böyle şakalar yapılırmış. Şakalanacakları da özellikle yabancılardan seçerlermiş. Komşumu da oyuna daha bekleme salonundayken dahil etmişler.

Aynı host kahvaltı servisini yaparken de gülümsüyordu.

Yine de ben 1 Nisan'da uçmamaya gayret ediyorum. O nedenle, dünkü uçuşum şakasızdı:)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

eline saglik kus lastigi ancak bu kadar guzel tarif edilir.Sile'de jr kucuk ozene bezene bir tane ona yaptim tabi onada yardim ettirerek.Oglene havali tufek diye tutturdu bu cok aptal bir sey hic bir sey vurulmuyor. Simdiki veletler zoru gorduler mi pissssss!

Newyorker 
 04.04.2014 19:42
Cevap :
Akıllı çocuk senin oğlan:)) Sonraları ben de havalı tüfeğe merak sarmıştım:) Şehrin içinde sırtımda tüfek geziyordum!! Ağaçtaki sığırcığa nişan alıyordum da arkadaki evin camını görmüyordum:) Babam birkaç cam parası ödeyince tüfek maceram da bitti, Orta Çağa döndüm! Biliyorsun, sinema önlerinde filan hedef atışı yaptıran tipler olurdu. Üzerinde iç içe yuvarlaklar çizilmiş kağıt olan bir tahtayı duvara yaslardı. Tüfeği namludan kırar sonra trak diye düzeltirdi. Böylece yay kurulmuş olurdu ve arkası rengârenk tüylü mermiyi namluya sürerdi. Gez ve arpacık free takıldıkları için de 12’yi vurmak hayaldi:) Atış bittikten sonra da elindeki kerpetenle mermileri tahtadan çıkarırdı:) Sonraları hedef tahtalarının yerini balonlar, kırmalı tüfeklerin yerini de -200 mt menzilli, orijinal savaş silahlarının kopyası- hava tüplü olanlar aldı. Günümüzde aracının bagajında dalgıç tüpü taşıyan meraklılar var:) Ancak havalı tüfeklerle avcılık ülkemizde yasak! Ama şişeleri dizip nişancılık oynayabilirsin:)  05.04.2014 5:35
 

cok sayin Ata AGABEY! Niye buyuk harf soyle: Bir bloga yazdigin torumu okudum 60'li yillar postaci falan. Ulen ben kisa pantolanla gezeken elde kus lastigi agabeyim postacilar, saygilar sunarim agabeyim!

Newyorker 
 04.04.2014 5:51
Cevap :
Sapan yapmak için önce ağacın çatal bir dalını bulurduk. Sonra da "Y" haline getirirdik. Bir de kurutma aşaması vardı. Yaz ise güneşte, kış ise sobada. Lastikleri şambrelden, beşiği deriden olurdu. Misket büyüklüğünde taşlar toplar, cephaneyi hep hazır tutardık:) Çocukluk işte; sığırcıklara attığımız da oldu, kafa göz yardığımız da:( Postacılara atmadım ama:))  04.04.2014 12:10
 

"Makarna ağacı" ne güzelmiş, uçak şakası da elinize emeğinize sağlık Ata Kemal bey, bu yazıyı ararken kaçırdığım ne çok şey olduğunu da farkettim teşekkürler tüm emeğinize selam sevgiyle

Cemile Torun 
 04.04.2014 0:41
Cevap :
Mutlu insanların yaşadığı mutlu ülkelerde hayat çok daha yaşanası ve sosyal aktivitelerle dolu! Biz ise geleceğimize küstük:( Teşekkürler Cemile Hn, sevgiler.  04.04.2014 11:56
 

Çok zekice şakalamışlar sizi. Zaten en inandırıcı olanı da bir kaç kişinin danışıklı dönüşüklü yaptığı şakalardır. İnsan ister istemez inanıyor bu tür şakalara. Sevgiler....

Erol Özışık 
 03.04.2011 10:50
Cevap :
Evet, hayatım boyunca unutamayacağım bir anı oldu:) Teşekkür ederim Erol Bey, sevgiler.  03.04.2011 16:26
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8319
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1138
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster