Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '10

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1335
 

Buket Akkaya'nın kadın öyküleri "Su ve Hayat"ta...

Buket Akkaya'nın kadın öyküleri  "Su ve Hayat"ta...
 

Yaşamanın olmazsa olmazı, önceliği, anlamı, sevinci, coşkusu, biricik tadı su… Hayat su’yla, hava’yla, duyguyla, doğa’yla bütün ve anlamlı… Su da güzel, hayat da. Biri ötekine yeğlenir mi? Biri olmadan öteki asla! Buket Akkaya da ilk öykü kitabına bu adı seçtiğine göre, bu anlamdan, özellikten yararlanmış olmalı. Çünkü “Geçmiş su gibi akıp gidiyor.” Demek ki su hem zaman, hem hayat, hem bir ad olarak Buket Akkaya’nın öykülerinde buluşuyor. Yazarın anılarıyla buluşan kurmaca öyküler, kadınların evrensel yazgıları üzerine, önyargılar, dışlamalar, inançlar üzerine saptamalar sunuyor bize.

”Neden Su diyorsun?

Ben Hayat’ım! Hayır, Hayat benim, sen benim geçmişimsin.

Geçmişine neden Su diyorsun?

Madem ben senim, o halde adım Hayat değil mi?” (s.81)

Buket Akkaya’nın Su ve Hayat (*) adlı öykü kitabı çıkalı epeyi bir zaman oldu. Ne var ki yazmayı hep erteledim. Dost, içten, bir yazı olsun istedim; su gibi aksın, şiir gibi donansın istedim. Su ile konuşurken aslında duygularıyla, içinde kalan heveslerle, söyleyemedikleriyle, kısacası kendisiyle yüzleştiğini ayrımsadığım Buket Akkyaya’nın. Ağustos sıcaklarının cirit attığı günlerden bir su sesi ileteyim istedim. Bu dayanılmaz, bu bunaltan, kışkırtan, sarsan sıcağa su’yla bir serinlik katmayı düşündüm bugün.

İki bölümden oluşan Su ve Hayat’ın ilk bölümünde 15 Öykü bulunuyor, ikinci bölümündeyse 7 öykü.İlk bölümde yelpazenin her diliminde farklı kadın öyküleri var. İkinci bölümdeyse Kitaba adını veren “Su Ve Hayat” adlı öykü ilk bölümdeki bütün kadınların öykülerini tek bir yelpaze diliminde topluyor. Birinci bölüm, “Merhaba” yazısıyla başlıyor. Bu öyle büyük, öyle içten bir merhaba ki, nereye çekerseniz oraya gidiyor. Buket Akkaya’nın, ister gözünü açtığı dünyaya merhaba dediğini düşünün, isterseniz onu ölümü göze alarak dünyaya getiren annesine… Gönlünde yer eden sevdiklerine de olabilir bu merhaba, bu kitabı okuyacak olan okuruna da…

Yazar, “Kırmızı Ökçeler” öyküsünde, heyecanı, aşkı, gücü, şehveti, arzuyu, öfkeyi, kahramanının kendisiyle ve çevresiyle olan kavgasını öne çıkarabilmek için kırmızıya vurgu yapmış. Taşralı olmayı içine sindiremeyen genç kadının, büyük umutlarla İstanbul’a göç edişi ve gelişen olayları konu etmiş Akkaya. Bayram için geldiği küçük kasabasında, yüksek ökçeli ayakkabılarıyla kalçalarını bir o yana bir bu yana sallayarak yürürken ayağı burkulan kadının, Mahmutpaşa’dan yenice aldığı kırmızı ayakkabısının ökçesi “Çattt!” diye kırılması önemli mi diye sormayın. Kırılan salt ayakkabısının ökçesi mi? Bu sorunun yanıtı öyküde gizli…

“Filmin bir yarısında gözlerim makinist odasından sahneye akan o gizemli ışık huzmesine takılırdı. Nasıl bir büyüydü o öyle? Kocaman bir gökkuşağı köhne minnacık bir delikten sanki alevler saçarak ulaşırdı beyazperdeye. Görkem, gökkuşağının bittiği yerdeydi.” Küçük bir bölümünü alıntıladığım “Kadınlar Matinesi” öyküsünde Akkaya, bir kız çocuğunun annesiyle yaşadıklarını anlatıyor. Öyküyü okurken sanki o kız çocuğunun elinden tutup ben de sinema salonuna girdim. Nemden çürümüş duvara sinen, patlamış mısır kokusunu bile duyumsadım. Öykü bittiğinde, dayanamayıp “o eski günler”e bir özlem gönderisinde bulunmaktan kendimi alamadım.

“Kelebeğin Öyküsü”nde anne-baba-çocuk üçgenindeki iletişimi daha doğrusu iletişimsizliği şimdi daha çok algıladım. Kuşak çatışmasının her zaman, her dönem sürdüğünün ayrımına vardım. Öyküyü okurken” evet, biz de bunları yaşadık” ya da “ sanki beni anlatıyor “ diye geçti içimden. Hemen hemen herkesin yaşamında, yanıt alamadığı ya da yanıtını bulamadığı sorular vardır. Bu soruların peşine takılırken, yaşam değirmeninin bizi nasıl da öğüttüğünün, sorularımızın yanıtını bulamadığımızın ayrımına varıyoruz.

Buket Akkaya, “Kadife Çanta” da sorularının yanıtını bulamamış bir kadının umarsızlığını anlatırken, kadınla ilgili gerçeği, okuyucunun bulmasını istiyor. “Kara Sinek” öyküsünde geriye dönüşlerle babasını anımsayan, o sevilmek, kucak sıcaklığını duymak isteyen eski bir çocuğu görür gibi oldum. Bir çoğumuzun yaşadıklarını, baba sevgisinin neden duyumsatmaktan kaçınıldığını, gönlü incinen çocuğun sonraki yaşlarında da bunun yaşadığını anlıyorsunuz. “Demir Kapı” öyküsünde, kadınla ilgili tüm sorulara yanıt verir gibi.Ayrıntıların daha çok farkına varıyoruz bu öyküde sanki. Kadının kadına ettiği işkenceyi, kıskançlığı, baskıyı, toplumun yargılanması gereken kurallarını, geleneksele yaklaşan bakış açılarını ve alışkanlıklarını irdelediğini görüyoruz.

“Karanlıkta” öyküsü, 2007 Eskişehir Öykü Yarışması’nda birincilik ödülü kazandırmış Buket Akkaya’ya. Toplumsal bir yarayı gün ışığına çıkardığının ayrımına varıyor gibiyiz. Döne’ye yardım edememenin acısını duyuyoruz içimizde. Genç bir kızın yaşadıkları acı, çarpıcı bir anlatımla yansıtılmış okura.

Buket Akkaya seksen dokuz yaşında yitirdiği anneannesini “Menekşe Gözlüm” öyküsüyle ölümsüzleştirmiş. “Bir göz oda bir salon olsun, yeter ki kendi evim olsun” diye her gün Tanrı’ya dua eden, yaşamı acılar ve sıkıntılarla dolu geçen menekşe gözlüm, bu isteğine kavuşabilecek mi? Bu sorunun yanıtı da kitabın içinde…

Yazar, siyasal bir söylem içinde değil. Ancak toplumun ezilmiş, yenilmiş kesimlerden öykülerle bizi buluştururken, nereye baktığının, nasıl baktığının, önceliğinin ne olduğunun ayrımına varıyorsunuz. Onun öykülerinde kadına, kadın algılamalarına, kadın vurgularına daha çok tanık oluyorsunuz ”Öykünün olmazsa olmazı olan dramatik çatışmayı da yayıp dökmeden, tam dozunda tutarak sergilemeye özen gösterdiği”ni anlıyorsunuz.

Kitabın arka kapağında yakın zamanda yitirdiğimiz şair, öykü yazarı, denemeci, gazeteci Dinçer Sezgin’in değerlendirme yazısını okuyunca, bir kez daha duygulandım, anı güncesinde buldum kendimi. “Buket Akkaya, bu ilk kitabındaki bütün öykülerinde, yazma heyecanını okura duyumsatan bir dile sahip.Dilimizi hiç de acemice kullanmıyor.Hatta dilin gizli bir olgunluğu var.” diyor ya, haklı. Sonunu da şöyle bağlamış Sezgin “öykü dünyamıza hoş geldin arkadaş.” Evet sevgili Buket Akkaya hoş geldin öykü dünyasına. Umarım daha nice öykülerinle geleceğe ışık tutacak, aydınlık günlere sorumlulukla imzanı atacaksın.


(*) Su ve Hayat, Buket Akkaya, İlya Yayınları, 2009, 108 Sayfa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

VE... Kendi Kaleminden: Ben Buket Akkaya. Akşehir doğumluyum. Nasrettin Hoca'nın torunu, :) . Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Ana Sanat Dalı Sahne Tasarımı Bölümünden mezun oldum.( 1983 ) Aynı yıl İzmir Devlet Tiyatrosu'nda Dekoratör / Kostüm Kreatörü olarak göreve başladım. Bir süre Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar fakültesi Tiyatro Bölümünde tasarım dersleri verdim. 1996 / 2003 Suluboya, yağlıboya, kil çalışmalarımla kişisel ve karma sergilere katıldım. Yazma serüvenim ilk okul yıllarında Hürriyet gazetesi çocuk sayfasına yazmaya çalıştığım resimli öykülerle başladı, günlükler ve anı yazılarıyla sürdü. KENDİSİNE ÜSTÜN BAŞARILAR DİLİYORUM. SELAMLA, SAYGIYLA... MS

Mehmet Sağlam 
 29.08.2010 13:12
Cevap :
Sevgili Sağlam kardeşim, Buket Akkaya'nın özgeçmişiyle yazıma katkı koymuşsunuz. Teşekkür ederim. Yazınız bol olsun. Sevgiyle.  30.08.2010 11:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1437
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster