Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2758
 

Bülbülle Gül

Bülbülle Gül
 

Oscar Wilde (1854-1900)



Bülbülle Gül öyküsünü okuyorum Dublinli Oscar Wilde 'ın Mutlu Prens adlı adlı öykü kitabından. Can Yayınları 'ndan. Nihal Yeğinobalı da su gibi çevirmiş. Öylesi okunası. İç resimler de Mustafa Delioğlu eseri. Öykünün sonuna doğru belleğimde bir fotoğraf siyah beyaz yıpranmış,sisli puslu bir fotoğraf yanıp sönmeye başlıyor. Bir zamanlar bir ilkokul öğrencisi bile değilken, bir genç kadının; Bülbülle Gül öyküsünü bana okuduğunu anımsar gibi oluyorum. Çok acıklıydı öykü. Bir delikanlının sevdiği kıza armağan edeceği bir kırmızı gül uğruna; canını bir dikenin eliyle feda eden bülbülün ve kanıyla doğan o güzelim kırmızı gülün hazin öyküsü.


Can alan dikenin gülü de, kan veren bülbül de hazin sondan kaçamaz. Bülbül ölür, kırmızı gül de insanların aç gözlülük ve bencilliğinin kurbanı olarak yoldan geçen araba tekerlekleri altında ezilir.


Gerçekten unutmuş olabilir miyim Bülbülle Gül'ü? Belki de şekil değiştirip simgeleşerek belleğimin bir yerlerinde acısıyla ve hazzıyla hep kaldı. Belki de acılı hüzünlü anlarımda, bülbülün kalbine saplanan diken kan değil de belleğimden hüzün damlacıklarını döktü günyüzüne, aklıma, düşüncelerime ve yazdıklarıma.


Sonra düşündüm, bilenler olabilir. Bir çocuk şarkısı: Akşamüstü Gülseven, dönüyordu bahçeden, gül toplarken ah birden, eline battı diken bir diken... diye devam eden şarkıdaki dikene mi dönüştü, bülbülü öldüren diken. Nedense eline diken batan kızın hastalanıp öldüğünü düşünmem şarkının unuttuğum dizelerinden mi geliyor yoksa Bülbülle Gül öyküsünün bellek kırıntılarından gelen bir şartlanma mıydı?


Tam da bu noktadan izleği elimden kaçırabilirim. Esas söylemek istediklerimin dışında patikalara dalabilirim. Çünkü şu an bir kavşaktayım. Bol seçenekler sunan güzel çiçekli bir bahçedeki bir kavşak bu.


Oscar Wilde'ın tek bir öyküsünden bile binlerce sayfa araştırma konusu çıkar ve yapılmaktadır sanırım. Bülbülle gül öyküsünü çeşitli çerçevelerden okumak olası. Psikanalitik yorumlar da yapılabilir,soyoloji ve etik açıdan da bakılabilir, daha bir sürü şey...Okuyan, sözcüğün anlamıyla okuyan kişiyi düşünce derinliklerine çeken masallar bunlar. Puşkin'in o büyük dehanın da böylesi masalları vardır. Ne yazık ki ömürleri kısa olmuş. İkisi de elli yaşı göremeden onca değerli eseri bırakıp göçüp gitmişler. Şunu da belirtmeliyim ki masal deyip küçümsemeyelim. 1850'li yıllar öncesi ve sonrası ta 20 yüzyılın ilk yarısına kadar, masalcıların, dengbejlerin çağıdır.Torbasını, çıkınını yüklenen masalcıların, köy köy, kasaba kasaba evlere, kıraathanelere ve köy odalarına konuk oldukları zamanlar. Bunu anımsayalım ve düşünelim. Şimdi neyin çağı?


Çok güzel şiirsel bir dille yazılmış aleogorik öyküler demeti Oscar Wilde'ın. Doğa betimlemelerinin şiirsel dili muhteşem, altında verilen mesajlar öğretici ve önemli. Sevgi ve bencillik, iyi ve kötü, biçim ve içerik ... Kimi öykülerinde mesaj oldukça eğitimli kişilere yönelik olmakla birlikte, çocuklar için yazılmış.


Çocuklar bu kitabı anlayabilir. Diğer katmanları bellek çekmecelerinden birine atıp zamanı gelince de kullanabilir. Günümüzün gençliğinin okuması gereken önemli bir yapıt Mutlu Prens. İlkokul çağlarında okuduğumuz Milli Eğitim Klasiklerini düşünüyorum da. Neler neler devirdik. O zamandan belleğimizde kalanları bütünüyle anımsayamasak da kişilik oluşumuna etkilerini yadsıyamayız değil mi?


Konu 'Çocuk kitapları eğitici olmalı mı, ders vermeli mi? ' ye geliyor. Bence vermeli, çok da önemli. Çünkü öğrenme ediminden gittikçe uzaklaştırılan günümüzün ezberci, slogancı toplumunda, büyük küçük herkesin, hepimizin her zaman kitaplardan öğreneceği şeyler var. Ben kitapları boş zaman etkinliği olarak okumam. Yaşamımda kitap okumanın önemli ve özel bir yeri vardır.


Şimdiki gençler belki daha şanslı. Bilgisayar oyunlarında bile arkeoloji, tarih bir sürü bilgi var. Ancak tüm bu bilgilerin hangi bakış açılarından sunulduğunu inceleme fırsatım olamadı.


Oscar Wilde öykülerindeki dersleri öylesine güzel yedirmiş ki konuya, bir öykü okuduğunuzu hiç unutturmuyor. Lafonten'in bir başka çeşidi. Lafonten manzume ise Oscar Wilde estetik değeri üst düzeyde masalsı bir şiirsel dil tuturmuş. Bir de ne düşündüm. Oscar Wilde Mutlu Prens eserini yazmasaydı, Küçük Prens de olmazdı diye düşündüm, ne dersiniz? Hani şu Antoine de Saint-Exupéry'nin en ünlü romanı. Öte yandan Oscar Wilde'ın bir başka öyküsünde gönderme yaptığı kibritçi kız karakteri, Wild'ın da Hans Christian Andersen'e olan saygı ve hayranlığının bir belirteci değil midir?


İşte edebiyat ve sanat böyle bir şey. Bir yazarın, bir sanatçının yaktığı çoban ateşi elden ele olgunlaşarak, değişerek ve çağın duyarlığıyla işlenerek, yepyeni yapıtlara esin kıvılcımını gönderir. İlk sanatçılar Mezopotamya'da mı, Mısır'da mı, Kapadokya mağaralarında mı yoksa Fransa mağaralarında mı o çoban ateşlerini yaktılar. Bunu belki de öğrenemeden gideceğiz.


Şimdiye kadar bildiğim iki büyük Dublinli yazar var. Biri Oscar Wilde, diğeri Ulysses'in babası James Joyce. Henüz Ulysses'i okumayı bitiremedim. Muhtemelen en baştan okuyacağım. Bir de orijinal İngilizcesini almıştım, karşılaştırmalı okumalar yapmak üzere. Daha gençtim aldığımda. Şimdilik buna zaman bulabileceğimi sanmıyorum. Onun yerine Ulysses'in emektar çevirmeni Nevzat Erkmen'in Ulysses okumaları için yardımcı olarak çıkardığı bir kitap var. Ulysses Sözlüğü. Onu tükenmeden almalıyım. Ulysses Sözlüğü YKY'den. Aslında bu iki yazarın, Oscar Wilde'nin ve James Joyce'nin külliyatını okumam gerek. Belki de son yapıtlarından önce, kronolojik okumalarla yazarın düşünsel ve sanatsal gelişim çizgisini kavramam gerek. Öylesi daha keyifli oluyor.


Yazmayı programladığım şu günlerde, özgür ruhum tuhaf bir ironi yaparak, hep okumaktan yana oluyor nedense. Belki de yazmaktan vazgeçip, Saint-Exupéry 'nin izini sürüp, Oscar Wilde ile olan etkileşimini kavramaya çalışmam daha iyidir. Yaptığım her kazı, her iz sürüşü yeni güzellikler sunuyor yaşam yolunda.


Ezgiumut 2010 şubat 28

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okuma zevki deryalarında gezinebilmenin tadı hayata baharat yetiştirmek gibi bir şeydir. Bence de çocuk kitapları bu zevki tatma fırsatı sunan edebi bir sanat diliyle ve çocuğu insanlaştırıcı bir eğitim anlayışıyla gelecek yaşantıyaders çıkarımı sunabilmeli.

Muharrem Soyek 
 01.03.2010 15:00
Cevap :
Ne güzel, ne ince, ne şiirsel bir yorum ve gerçeğin ta kendisini sunuyor. Evet eğitim kargaşası da yaşadığımız bu günlerde, öğrenmenin önemi olabildiğince ortaya çıktı. Teşekkür ederim.  01.03.2010 16:07
 

-Hele bir emekli olayım da birikmiş kitaplarımı ayağımı uzatayım da okuyayım -diyerek hayal kurardım. Emekli olalı epey oldu...Ama heyhaaatt...Tekrar 22 yaşımdaki günlerime döndüm...Sanat Evimizde,Tiyatro yazıp yönetmekten,çocuklarla resim yapmaktan kitap okuyamaz oldum...Ayda iki kitap bitirebilirsem ne mutlu...Steinbackın -Cennet Yolu-nu ikinci kez okumaya başladım...Klasiklerin yeri bir başka...Teşekkürler...Ezgi Hanım...Selam ve saygılarımla..

Mesut Selek 
 28.02.2010 21:29
Cevap :
Mesut Bey, sizin yaptığınız çok daha zoru ve önemlisi. Ayda 2 kitap yılda 24 ederki aslında 5 kişiye 1 kitapdiye bildiğim memleket ortalamasının 120 katı oluyor. Size ben de bir tiyatro yazabilirim armağan olarak gençler için. selam ve saygılar  01.03.2010 8:26
 

Okuma iştahı sarmışsa beyni, başka bir şey düşünmeden mutlaka okumalı bence... Zira okuyaMama dönemleri de gelecektir; o zaman yazma daha verimli oluyor galiba... Bence... Aslında her 10 yılda bir klasikleri tekrar tekrar okumak gerekir ve sizin bu yazınız bana isavsakladığım bir şeyi anımsattı. Teşekkürle, selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 28.02.2010 21:07
Cevap :
teşekkürler Mehmet Bey. Aklımda daha neler vardı ama bu kadarı bile uzun. Okumaktan bi şey koparamıyor beni. yani o zarifçe ifade ettiğiniz öneri hep gerçeğe dönüşüyor. Klasiklerin hangi birine yetişeceğiz bilemiyorum. Bir yanda çağdaş yazarlarımız bekler , bir yanda klasikler, romantikler, Gargantualar:))) çok zor altından kalkmak. fen bilimleri değil de edebiyat okumalıymışım çok geç ama teşekkürler saygılar.  28.02.2010 21:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1327
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster