Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

29 Aralık '14

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
119
 

Bulduklarımızın getirdiği sorular bildiklerimizi ufaltıyor

Bulduklarımızın getirdiği sorular bildiklerimizi ufaltıyor
 

YARATILIŞ


İçinde bulunduğumuz yüzyılın bilim dünyasındaki fizikçiler; Biz nereden geldik? Kâinat (evren) nasıl var oldu? Kâinatta yalnız mıyız? Oralarda bir yerde uzaylı var mı? İnsan ırkının geleceği ne? Maddenin yapı taşları nelerdir? Gibi sorulara yoğunlaşmış durumdalar.

Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking’in kâinat hakkında 2008 yılında yaptığı hayli ilginç bir konuşması var: “1920’lere kadar insanlar kâinatın durağan olduğunu ve zamanla değişmediğini düşünüyordu. Daha sonra kâinatın genişlemekte olduğu keşfedildi; uzaktaki galaksiler bizden uzaklaşıyordu. Bu, galaksilerin bir zamanlar bize yakın oldukları anlamına geliyordu. Eğer geriye gidersek, 13,8 milyar yıl kadar önce, hepimizin birbirimizin üstünde olması lazım. Bu “Big Bang (Büyük Patlama)” idi Kâinatın başlangıcı. Peki, ondan önce bir şey var mıydı? Eğer değilse Kâinatı kim yarattı? Neden Kâinat Büyük Patlamadan sonra bu şekilde gelişti? Biz Kâinat teorisinin ikiye ayrılabileceğini düşünüyorduk. Birincisi, kanunlar. Bir zamandaki tüm durumlar verilince, kâinatın evrimini belirleyen Maxwell denklemleri[1]ve genel görecelilik[2]. Ve ikinci kısım, kainatın ilk hali ile ilgili soru sorulmuyordu. İlk kısımda çok iyi gelişme kat ettik ve evrim kanunları hakkında en uç durumlar hariç her koşul için bilgiye sahibiz. Fakat daha yakın zamana kadar, kâinatın ilk hali hakkında çok az bilgiye sahip idik. Fakat, kanunları evrim ve ilk hal şeklinde ikiye ayırmak zaman bağlı ve mekanın ayrık ve farklı olmasını gerektiriyor. En uç koşullarda, genel görecelilik ve kuantum teorisi[3]zamanın, mekânın bir başka boyutu[4]gibi davranmasına izin veriyor. Bu da zaman ile mekân arasındaki farkı ortadan kaldırıyor. Bu da evrimin, kâinatın ilk halini de belirleyebileceği anlamına geliyor. Kainat yokluktan kendini yaratabilir. Daha da fazlası, biz kâinatın farklı durumlarda yaratılma ihtimallerini de hesaplayabiliyoruz. Bu tahminler WMAP uydusu ile yapılan gözlemlerle, kâinatın ilk hali olan kozmik mikrodalga[5]arka planı ile çok iyi örtüşüyor. Biz yaratılış sırrını çözdüğümüzü düşünüyoruz. Belki de kâinatı patentleyip, herkesten var olma ayrıcalığı parası almalıyız. Ben şimdi ikinci büyük soruya geçiyorum; yalnız mıyız? Kâinatta başka yaşam var mı? Biz hayatın Dünya’da kendiliğinden çıktığını, böylece başka uygun gezegenlerde de hayat olabileceğini düşünüyoruz. Bu tip gezegenlerin sayısı,  galaksimizde oldukça fazla; eğer düşük olsaydı 10 milyar yılın çoğunluğu hayatsız geçerdi. Diğer taraftan, biz uzaylılar tarafından ziyaret edilmiş gibi durmuyoruz. UFO raporlarını saymıyorum. Neden krank ve acayip şeylerle gelsinler ki? Eğer devletin raporları örtbas edip, uzaylıların getirdiği bilimsel bilgiyi kendine saklama gibi bir komplosu var ise bunun çok verimsiz bir politika olduğu görülüyor. SETI projesi kapsamındaki detaylı araştırmaya rağmen, televizyonda hiç uzaylı yarışması görmedik. Bu büyük ihtimalle birkaç yüz ışık yılı[6]uzaklığında bizim kadar gelişmiş bir uzaylı medeniyetinin olmadığını gösteriyor. Uzaylılar tarafından kaçırılma sigortası güzel bir işe benziyor. Bu da beni son büyük soruya getiriyor: İnsan ırkının geleceği. Galaksideki tek akıllı yaratık biz isek, son yüzyılda kayda değer bir gelişme kaydettiğimizi gösteriyor. Fakat gelecek yüzyılın da ötesine gitmek istiyorsak, geleceğimiz uzayda. O yüzden ben insanlı uzay uçuşlarından yanayım. Ben tüm hayatım boyunca kâinatı anlamaya ve bu soruları cevaplamak için uğraştım. Engelli olmamın benim için bir handikap olmadığı için çok şanslıydım. Aslında, engelli olmam bana bilgiyi avlamak için diğer insanlardan daha fazla zaman sağladı. En son hedef, tamamlanmış kâinat teorisi, bu alanda güzel çalışmalar imza atıyoruz. Dinlediğiniz için teşekkürler.”

2011 yılından bu yana Dünya bilim insanlarının geniş katılımı ile Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) laboratuarlarında, yaklaşık 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan "Büyük Patlama" teorisinin geçerliliği ve maddeye kütlesini kazandıran "Higgs Buzonu" nun (bir tür atom altı parçacığın) varlığı ile alakalı yoğun araştırmalar yapılıyor. Mart 2013 tarihinde, söz konusu parçacığın keşfinden emin olunduğu açıklandı. Maddenin nasıl kütle kazandığı konusu, fiziğin kayıp köşe taşı olarak niteleniyor.

CERN, parçacığın ilk işaretlerinin görülmesini takiben 2012 yılında, bilim insanları ile birlikte ilahiyatçıları ve filozofları bir konferansta bir araya getirdi. Özellikle büyük patlama teorisi üzerine odaklanan konferansta, din ve bilim arasında ortak bir zemin oluşturmanın amaçlandığı açıklandı. Bu gelişme, din adamları ve bilim insanları arasında yıllar boyu yaşanan bağnaz çekişmelerin hakikat bilgisi yolunda dayanışmalara dönüşmesine vesile olur inşallah!

Ekim 2013 tarihinde yayınlanan çok taze bir gelişme var: Belki de “Büyük Patlama” teorisine güle güle, “Bulk Universe” diye adlandırılan 4 boyutlu kainat modeline ise merhaba diyeceğiz. Eldeki teorilerin, büyük patlama öncesi ne olduğunu ve içinde bulunduğumuz kainatın 14 milyar yılda her noktasında homojen sıcaklığa ulaşmasını açıklayamadığı için, Kanadalı astrofizikçi Afshordi ve arkadaşlarının ortaya attıkları “Bulk Universe” teorisi masaya yatırılmış.  Bu teoride şimdi, bizim 3 - boyutlu kainatımızın 4 - boyutlu kainattaki 4 – boyutlu bir kara deliğin[7]ürünü olabileceği iddia ediliyor. Bu durumda Stephen Hawking, yukarıda değinilen yorumlarını yani “Kainat yokluktan kendini yaratabilir.” ve “Yaratılış sırrını çözdüğümüzü düşünüyoruz.” iddialarını gözden geçirme zorunda kalacaktır herhalde. Her yeni buluşun bilinenlerden çok daha fazla bilinmeyene, görebildiklerimizin çok ötelerine ve nihayet tek yaratıcı Allah’ın yüceliğine işaret ettiğini idrak edebilenlere selam olsun!

 

 



[1] Maxwell denklemleri: Elektrik ve manyetik özelliklerle bu alanların maddeyle etkileşimlerini açıklayan denklemler.

[2] Genel görecelilik: 1916 yılında Albert Einstein tarafından yayımlanan kütle çekimin geometrik kuramı ve bugün modern fizikteki kütle çekimin tanımıdır. Genel görelilik, özel görelilik ve Newton'ın evrensel kütle çekim yasasını genelleştirerek kütle çekimin uzay ve zaman ya da uzay-zamanda tanımlanmasını sağlar.

[3] Kuantum teorisi: Atom içi olayları olasılıklara dayanarak açıklamaya yarayan bir fizik teorisi.

[4] Boyut: En, boy, derinlik gibi terimlerle ifade edilen 3 boyutlu bir evrende yaşıyoruz. Zamana ise dördüncü bir boyut diyenler var.

[5] Kozmik mikrodalga arka plan ışıması (Fon ışıması veya fon radyasyonu): 1964 yılında keşfedilen bütün evreni dolduran bir elektromanyetik dalga biçimidir. 2.725 kelvin sıcaklığındaki siyah nesnenin termal ışınımına tekabül eden 160.2 GHz frekansında ve 1.9 mm dalga boyunda olduğu COBE uydusu tarafından havaküre dışında hassas olarak ölçülmüştür.

[6] Işık yılı: Işığın boşlukta bir yılda aldığı mesafe: 9,46 x 1012 km

[7]Kara delik: Çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın  kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisim.İçinde bulunduğumuz yüzyılın bilim dünyasındaki fizikçiler; Biz nereden geldik?Kâinat (evren) nasıl var oldu?Kâinatta yalnız mıyız?Oralarda bir yerde uzaylı var mı?İnsan ırkının geleceği ne? Maddenin yapı taşları nelerdir? Gibi sorulara yoğunlaşmış durumdalar.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 131
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster