Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '21

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
49
 

BULUŞMA YERİ

   On altı saatlik otobüs yolculuğuna dayanamayacağımı düşünen annemle babamla İstanbul’daki kuzenimin düğününe giderken beni yanlarında götürmedi. Dokuz yaşında olmam nedeniyle tek başına evde kalmam riskli olduğundan birkaç günlüğüne köyde dedemin yanında kalmam uygun görüldü.

  Dedem rahmetli eşi babaannemin vefatı sonrası tadilat gören eski tip bir köy evinde yaşamını sürdürmekteydi. Evin girişinde mutfağa, diğer iki odaya, banyo ve alaturka helaya açılan geleneksel mimarimizde ‘’hayat’’ diye isimlendirilen geniş bir alan vardı. Dedem genelde sobanın yandığı ve otuz yedi ekran televizyonun bulunduğu mutfakta zaman geçiriyordu.

Sacdan yapılmış, paslanmış emektar dört ayaklı kuzine sobanın üzerinde demlenen çaydan bir bardak içtikten sonra bir süre dedemi izledim. Uzun yıllar çiftçilik yapmanın verdiği dinçlikle olsa gerek yaşından beklenmeyen bir çeviklikle avludaki kütükleri baltayla parçalayıp sobaya atılacak boyuta getiriyordu.

  Dedem odunları tenekeye doldurduktan sonra mutfağa sobanın yanına getirdi. Sobanın yemek pişirilen bölmesindeki mısır ekmeğinin yenecek kıvama geldiğini gördükten sonra benden pencere kenarında bulunan yemek masasına tereyağı koymamı söyledi. Hayattaki buzdolabından tereyağı getirdim. Dedem eliyle kopardığı ekmeği ikiye ayırdıktan sonra içine tereyağı sürdü. Buğday ekmeğini çikolata kreması sürmeden yiyemeyen ben yağ sürülen mısır ekmeğini nasıl oldu da bir çabucak mideye indirdim hâlâ anlayabilmiş değilim. Benden beklenmeyen malum davranışı gülümseyerek karşılayan dedem boğazımın gıcık yapması nedeniyle ‘’Helal! Helal! ‘’ diyerek sırtıma hafifçe dokundu.

  Günlerin kısalması nedeniyle hava erken kararmıştı. El ayak çekildiğinden için köpek ulumalarından başka ses duyulmuyordu. Sobanın çıtırtılarına duvar saatinin tik takı eşlik ederken dedem televizyonu açtı.

  Televizyondaki doğa belgeselini izlerken dedem çocukluğunu anımsadı. Babasının yayladaki evinden, okullar yaz tatiline girince ailece uzun süre yaylada ikamet etiklerinden bahsetti. Yaylada çobanlık yaptığını, arkadaşlarıyla oynadığı oyunları anlatırken yüzünde hüzünle karışık buruk bir gülümseme belirdi. Aklına vefat eden çocukluk arkadaşları geldikçe gözleri doluyordu. Benim yaşımdayken zamanının büyük bir kısmını doğada geçirdiğini, daha sağlıklı yiyeceklerle beslendiği için şanslı olduğunu söyledi. Şimdiki çocukların doğayla pek etkileşim halinde olamamasını şansızlık olarak görüyordu.

  Otantik yapısıyla öne çıkan, teknolojinin konforundan uzak samimi ortam iki kuşağı bir araya getiren bir tür buluşma yeri niteliği taşıyordu.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 86
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 66
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster