Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
84
 

Bulutlar... Gitti!

Bulutlar... Gitti!
 

Yazar-yönetmen Özen Yula’nın Bakarsın Bulutlar Gider oyunu 31 Ekim’de İzmir’de sahnelendi. Büyük bir merakla beklediğim oyuna, ilgi yoğundu. İzmir, yine, sanatı ve sanatçısını yalnız bırakmadı.

İlk bakış…

Salona girdiğimizde, klasik yanı sıra gösterişli sayılabilecek bi’ ev dekoru bizi karşıladı.
Gözlemlediğiniz detaylarla, oyunu izledikçe fark edeceğiniz, oyunla çelişen ya da paralel öngörülerde bulunuyorsunuz kendi kendinize.
Oyun başlamadan, dekoru genel ve detaylı olarak inceleme fırsatı bulmak güzeldi.

Sessizlik… ve perde!

Kısa bi’ karanlığın ardından, hepimizin zihnindeki küçük bilgiler eşliğinde oyun başlar.

Betül’ün eşi Orhan ölmüştür ve Betül bu ölümün arkasındaki sebebi çözememiştir. Bir süre sonra tanımadığı bir adamın, Kaya’nın eşinden getirdiği emanetle iki karakterin de hayatı değişir.

Muhafazakâr kesimden kendi halinde, klasik bir ev hanımıdır Betül ve yine bu kesimden Kaya, arkadaşı Orhan’ın bıraktığı emaneti eşine teslim etmek için bi’ akşam Betül’ün kapısını çalar ve Kaya’yı eve buyur etmesiyle araladığı ev kapısı, oyunun kapılarını da bize açar.

Diyaloglar ilerledikçe; Betül, Kaya’ya sorular sordukça sizin içinizde beliren sorular da artıyor, tabi ki merak da aynı ölçüde yükseliyor.

Sorular, olaylar, cevaplar derken…

Her şey birbirini kovalarken ve hikâye sizi sarmış sürüklerken ‘son’a geldiğinizde büyük, bi’ o kadar da derin bir sarsıntıyla silkeleniyorsunuz. Hayat ve oyun arasında, zihninizdeki muhakemelerle baş başa kalıyorsunuz. Görünenin ardında, aslında hiçbir şeyin öyle olmadığını, düşündüğünüzden çok farklı yaşamlar ve yaşanmışlıklar olduğunu görüyorsunuz. Bi’ yandan da bu sarsıcı derinliğin etkileyiciliğiyle oyuncuları ayakta alkışlamaya başlıyorsunuz.

Oyuna dair…

Oyuna, daha doğrusu konuya dair hiçbir detay paylaşmamaya çalıştım, birkaç cümle dışında. Kesinlikle izlenmesi gerekiyor. Bu oyunu kulaktan kulağa iletilen sözlerle değil, izleyerek yaşamanız, hissetmeniz gerekiyor.
Evet… Bu hayata dair derinliğe; sarsıntı olarak nitelendirdiğimiz/nitelendireceğimiz, olası gerçekliklere izleyerek tanık olmanız, oyunun en hakkını veren durum ve yorum olacaktır.

Oyundaki her şey… Bize ve hayata, hatta dünyaya dair. Herkesin ve her kesimin kendine ait bir şeyler bulabileceği halleri içeriyor. Mimikler, tepkiler, düşünceler, gülümsemeler, yaşayış… içimizden hepsi.

Karakterler…Muhafazakâr kesimden iki insan bu kadar güzel işlenir, detaylar ancak bu kadar harika aktarılabilir bir oyuna. İzledikçe, ‘Evet… Aynen böyle!’, ‘tıpkı bu tavırlar, inanamıyorum…’ diyorsunuz içinizden. Çoğu noktada, ‘Nasıl olur ya…’, diyerek hem yazara, hem de oyunculara şaşıyorsunuz.

Selen Öztürk ve Kenan Ece için…

Performansları muhteşemdi, denilebilir sadece. Bi’ izleyici olarak olumsuz bir yorumda bulunacak tek bir dakika bile hatırlamıyorum, bulamadım da.

Evet, metin çok iyi kaleme alınmış. Bu bi’ gerçek. Ama gerçek olan bir nokta daha var ki, iki karakter de oyuncular tarafından çok iyi özümsenmiş, benimsenmiş ve sahiplenilmiş.
Konuşmalar, ses tonu, mimikler, tavır… kısacası her şey, ‘bu kadar olur!’ dedirtiyor. Dediğim gibi, tanık olmadan bunu göremez ve hissedemezsiniz.

Selen Öztürk ve Kenan Ece, konuyu ve karakterleri bize sadece oynamıyor, aynı zamanda yaşatıyor da.

Ve… Özen Yula

Sevgili Özen Yula, yine, yanıltmadı. Kalemiyle hayata değindi, ruhumuza dokundu, bizi ve içimizi sarstı, silkeledi.

Konu, tiyatro oyunu konularını ele aldığımızda, sıra dışı. Evet, hayatın içinden ama farklı. Cesaret ve özgürlük saklı. Bunu da ancak Özen Yula yapabilirdi.
Oyunun içindekilere gelirsek… Yula’nın gözlem yeteneğine bir kez daha hayret ettim ve hayran kaldım. Sadece gözlemleyebilmek yetmez tabi ki, bu gözlemi metne bu kadar güzel aktarabilmek ayrı bir hüner…

Oyun, izlerken sizi kesinlikle yormuyor. Diyaloglar derin, yoğun yanı sıra sade ve akıcı. Detaylar, detayların ölçülü ve abartısız işlenişi çok etkileyici. Her konuşma sizi etkiliyor, metne serpiştirilmiş derin ve düşündüren cümleler -oyundan kopmadan- sizi düşünmeye ve irdelemeye, kişileri-durumu-olayı ‘anlamaya’ sevk ediyor.

“Hepimiz, bi’ noktadan sonra, aynıyız!” sesleri yükseliyor içinizden. Kimi zaman yükselip ‘Yeter!’ diyorsunuz, kimi zaman gülümseyerek ‘Hayat, işte bu.’ diyorsunuz.

‘Abartıyor mu…?’ gibi düşünceler oluşabilir belki içinizde. Ama Özen Yula’yı takip ediyorsanız, başka oyunlarına gitmişliğiniz varsa, hayata ve insana dair yazdıklarını okuduysanız abartmadığımı az çok biliyorsunuzdur.
Eğer Özen Yula’ya ait hiçbir şey bilmiyorsanız, abartmadığımı anlamak ve görmek için, bu oyunuyla güzel bi’ başlangıç yapabilirsiniz, Özen Yula kaleminin mükemmel dünyasına.

Sıradan bi’ hayattan yola çıkarak, sıra dışı bi’ hikâyeye ve sürpriz bir ‘son’a tanık olmak; merakınızın karşılığını fazlasıyla almak istiyorsanız, BO Prodüksiyon’un size sunduğu ilk fırsatı değerlendirmeyi unutmayın! Hele ki bu fırsat, izmir’de olduğu gibi, sadece bir akşamlıksa kesinlikle kaçırılmamalı!

Son bi’kaç cümle…

Konu, karakter ve özelliklerine ait detaylar, metin, sanatçıların performansı, dekor vs. Her şey birbirini tamamlıyor. Güzel bi' bütünün başarılı sonucunu, oyunu izledim, çok beğendim ve tavsiye ediyorum.

Oyuna ait hiçbir detay vermemeye özen gösterdim. Merakınıza yenik düşün, lütfen!
Gidilesi, görülesi, yaşanası bir atmosfer.

Çok sevdiğim değerli insan yazar-yönetmen Özen Yula’ya, harika performanslarıyla bize çok güzel bi’ akşam yaşatan sevgili Selen Öztürk ile Kenan Ece’ye ve emeği geçen herkese, sevgiyle, teşekkürler...


Sanatla kalın!



Başak GÜZEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster