Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '12

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
8822
 

Bundan iyisi Şam'da kayısı mı?

Bundan iyisi Şam'da kayısı mı?
 

Şam


Şam’ın uluslararası bilinen adı: Damascus. Damask veya Damascus önemli bütün Latin dillerinde.

“Kayısı”demek!

Şimdi anladık mı  “Bundan iyisi, Şam’da Kayısı” lafının nereden geldiğini?

Günlerdir medyanın her köşe-bucağında aynı konu konuşuluyor Suriye, başka bir deyimle “masaya yatırılıyor”. Her yorumun bir yerine barış için ve koşulların sütliman halini alması için “diplomasiyi sonuna kadar kullanmak” ifadesine dem vuruluyor, bunu ben de yapıyorum ayrıca. Diplomasi denilen şey “saldırı emellerini uluslararası hukuka uydurmak çabasından öte bir şey olmadığı” ortadayken, Suriye Suriye olalı ne Ülkemizin ne de dünya kamuoyunu bu kadar meşgul etmemişti.

Daha düne kadar vizeyi yok edip sınırları kaldırmayı planladığımız Suriye ile ipler kopmak üzere mi? Koptu mu?

Uluslar arası arenada kimse net, açık konuşmuyor, herkes karnından mırıldanıyor.

Bilinen odur ki; başını ABD’nin çektiği güçler tarafından yürütülmekte olan yeni Ortadoğu projesinin uygulamaya konulabilmesi için bölgenin etkin askeri gücü olan Türkiye’nin bir biçimiyle çatışmanın merkezine çekilmesi gerekiyordu.

Türkiye böylesi çok bilinmeyenli, çetrefilli bir tezgâha girer miydi? Bunu zaman gösterecekti.

Aylardır süren iç çatışmaların bir biçimiyle üstesinden gelen Suriye’ye, Rusya ve Çin’e rağmen açıktan bir müdahale söz konusu olmadı, olamadı. Zira Birleşmiş Milletler'de Rusya ve Çin’in Suriye’ye verdiği desteği zora düşürmek gerekiyordu.

Türkiye’nin, dolayısıyla uluslararası gücün Suriye’ye müdahale noktasında öncelikli olmasını sağlamanın en açık yolu Suriye’yi askeri alanda hataya zorlamaktı.

Ancak Suriye askeri gücünün sınırlarını ve Türkiye’ye karşı beklenen hatayı yapmasının intihar olacağını biliyordu, derken “hata” kapımıza geldi dayandı ve Suriye Türk uçağını düşürdü. Ardından Şanlıurfanın’nın Akçakale ilçesine düşen top mermisi ile 5 vatandaşımızı kurban verilmesi 13 kişinin de yaralanmasının üzerine; Türkiye, “angajman kurallarına” (İngilizcesi 'Rules of Engagement') göre hareket ederek ve Suriyede ‘deki bölgeleri radarla tespit ederek vurdu.

Konuya ilişkin bütün açıklamaları yan yana koyalım.

ABD, İngiltere, Türkiye, AB ve NATO’nun bütün açıklamalarının toplamı “böyle bir hata bekliyorduk, iyi ki oldu, savaş, savaş, savaş” yaklaşımına harç karar, destekler nitelikte.

Uçak Suriye karasularında mıydı, yoksa uluslar arası sularda mı?

Hasmane tavırla mı vurdu, yoksa kaza mıydı?

Top mermisi Özgür Suriye Ordusuna atılırken yanlışlıkla mı Ülkemize düştü? Aslında bunların sonuca etki edecek hiçbir önemi yok.

 “Yan mahalleyle kavga çıkartmak isteyen abiler, dayak yemesi muhtemel küçük bir çocuğu yan mahalleye gönderip dövdürdüler” yorumu akla uzak bir yorum değil. (Özgür Suriye Ordusunu kullanılarak Türkiyeye karşı Suriye Ordusu yapıyor seçeneğini düşünelim.)

Bir kıvılcım ve beklenen son, facia. Savaşıyor muyuz?

Fiilen savaşın içindeyiz ve Suriyeden top mernilerinin Ülkemize düşmesi devam ediyor ve biz de toplarla hedefleri dövüyoruz, konunun perde arkasındaki esas yöneticileri ise ellerinde yeterince birikmiş silah rezervlerini satmak için savaşın kızışmasını, sıcak çatışmaya dönüşmesini ellerini ovuşturarak bekliyor. Bunun tezgâhlanan açık kirli bir oyun olduğunu görmek için; Uluslararası İlişkiler okumaya, diplomat olmaya gerek ve dahi olmaya gerek yok.

Dışarıdan bakıldığında NATO’nun dolayısıyla ABD’nin eli rahatladı mı? İçerden bakıldığında Suriye’yle “süt-liman” giden komşuluk ilişkilerini Esad diktatördür, Ülkesindeki insanları katl ediyor dışında bozmaya inandırıcı bir gerekçe bulamayan iktidarın ekmeğine de “bal-kaymak” sürüldü mü?

İktidarın Suriye’ye müdahalenin toplumsal destek bulmasına yönelik hararetli çalışmasına, egemen medyada sürekli askeri bir müdahalenin meşruiyeti üzerine görüşlere yoğunluk yer verilmesine tanık oluyoruz. Milliyetçiliği kaşındığında azan bir kamuoyunu savaşa ikna etmenin çok zor olmayacağı iktidarın da dikkatinde olsa gerek.

İktidar yaşanan süreci “diplomasinin bütün enstrümanlarını kullanan vakur, barış yanlısı bir hükümetmiş” gibi yürütüyor. Sıfır dış sorunlu dış politik söyleminden öte, Suriye'ye karşı yürüttüğü bir yıllık hamasi politikalar samimiyetini zora sokuyor. Kırmızıçizgileri ABD Dışişleri Bakanı'nca belirlenen bir ülkede hükümet olmak kolay değil tabii.

Ayrıca, tezkere oylamasına hayır dese de ağız dolusu “savaşa hayır” diyebilen bir ana muhalefet yok. Her şey yolunda gibi görünen bir ülkeyiz, iktidarın alternatifi de görünmüyor.             Muhalefetin iktidar olmak gibi bir derdi de yok zaten. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Allah’ın bir lûtfu iktidar için. Bir diğer Muhalefet Partisi Genel Başkanı zaten iktidar partisinin içindeki muhtemel bir karışıklık için “Allah korusun, ülke için kötü sonuçlar doğurur” diyor, her başı sıkıştığında veya ihtiyacı olduğunda iktidara destek veriyor.

Peki, mesela Türkiye’nin desteklediği isyancıların Şam’ı ele geçirmesi halinde bile; sorun çözülmüş olacak mı? Emperyalist güçlerin bölgedeki emelleri bitecek mi?

Yoksa “Ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yüzü” deyip, işin içinden çıkabilir miyiz?

Türkiye kendi jeopolitiğini, “zamanın ruhu”na uygun yürütmeye çalışıyor, en azından son 150 yıldır böyle. Küresel ya da bölgesel politikayı büyük devletler yaratıyor; bizim gibiler ise ancak uyum gösteriyor, en iyi ihtimal kısmen etkileyebiliyor!

Yeni-Osmanlıcılık dedikleri şey de, eski Osmanlıcılığın devamı, Abdülhamid politikasının aynısı aslında, ne yapmıştı, o zamanın deyimiyle Abdülhamid-i Sâni, 2. Abdülhamid, ya da “Ulu Hakan” Abdülhamid?

“İmparatorluğ”ufazladan 30 sene kadar daha yaşatmıştı. Hem de yıkılmasına ramak kalmış; düşman Yeşilköy’e kadar gelmişken, Nasıl yapmıştı? İngiltere’nin kanadına sığınarak. Kimden korunmak için? Rusya’dan.

İslamcılığı da Osmanlı devlet politikası olarak Abdülhamid icad etmişti.

Niye? Bir yönüyle, Hindistan ve Mısır Müslümanlığı gibi İngiltere’nin zayıf karnı üzerinde belli bir güç inşa edebilmek için.

Abdülhamid’in yaptığı, o günün şartlarında o günün jeopolitiğini uygulamaktı. Bugünkü hükümetin “Şam macerası” da aslında yaptığı aynı şey. Türkiye Arap Baharı’nda Batı’nın, daha doğrusu ABD’nin kanadı altında. Türkiye’nin yeni İslami duruşu Türkiye’yi ABD politikaları açısından, Kemalist duruşa göre, Arap halklarını etkileme adına daha yarayışlı kılıyor.

Bir kez daha, ABD’nin bölgedeki hedeflerinin gerçekleştirme çabaları doğrultusunda asıl bertaraf edilmesi gereken hedef Rusya artı bu kez Çin.

Türkiye, sadece, engelleyemeyeceği gelişmelerin karşısında durmak yerine o gelişmelerin yanında yelken açmayı seçiyor. (Seçmek zorunda mı?) Bu sayede başa gelecek belalardan bir süreliğine belki manevra yapıp onları def edebilecek imkânı bulabilecek kadar bir süreliğine kurtulmayı umuyor.

Fakat bu yöntemle sonuç alınabilinir mi? Abdülhamid’in politikası istediği ulaşmadı. İngiltere ve Rusya anlaştı; imparatorluğun yıkılacağı kesinleşti. İttihatçıların son umutsuz, ötesi beceriksiz vatan kurtarma çabalarını Yüce Atatürk Ulusal bir Kurtuluş savaşına dönüştürerek Türkiye Cumhuriyetini kurdu.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti o eski zamanlara göre daha iyi şartlarda. Yine de Suriye’deki Kürt hareketliliği Ankara’nın en kötü kâbuslarını yeniden uyandırıyor. Özal’ın “1 Koyup 3 Almak” politikasının Irak’ta “çuval”layışı gibi, yeni-Osmanlıcılığ’ın “Şam’da kayısı” politikasının da bekleneni vermeyişi olası.

Sorun şu ki, Jeopolitik açıdan başka yapacak ne vardı? Ve bu başka şeyler yapıldı mı?

Umalım ki iyimserlerin dediği çıksın. Umalım ki Suriye’de rejim muhalifleri ile rejim taraftarları arasındaki çatışma, yüz çeşit etnik ve dini topluluğun birbirini boğazlaması aşamasına gelmesin.

Umalım ki daha yumuşak bir geçişle “demokratik” bir rejim kurulsun.

Umalım ki Emperyalistlerin emelleri ile örtüşen Kürt milliyetçilerinin “Büyük Kürdistan” hedefleri ile Türk devletinin “Balkanlar da böyle elden gitmişti!” reflekslerinin “o hırslarla korkular çatışması”nda çok daha büyük felaketler yaşanmasın, Umalım. Çünkü Nükleer silahların etkin olacağı, dünyadaki güç dengelerinin güçlerinin gösterisi haline dönecek bu bölgede olası sıcak bir çatışma hayal edemeyeceğimiz sonuçlar doğurabilir.

"Daha iyisi olamaz, bu durum yeterince iyidir, güzeldir"anlamında

“Bundan iyisi Şam’da kayısı”mı? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başbakan daha bu sabah haberlerde "Suriye'deki insan hakları ihlaline seyirci kalamayız." diyordu. Biz de küçük Amerika olma yolunda mıyız diye endişeleniyorum inanın. Emek ürünü bu bloğunuz için sizi kutlarım. Saygılar.

Güz Özlemi 
 11.10.2012 10:08
Cevap :
Merhaba, Sürekli söylenilen şey bu insan hakları ihlalleri, bildik tanımlama. Düşündüğümün yerine Küçük Amerika belki daha anlamlı ve düzeyli bir tanımlama. Tşekkür ederim saygı ve selamlar. Hoş kalın.  11.10.2012 10:27
 

Ummaktan başka ne yapıyoruz ki zaten? Her işe burnunu sokan hükümet,kendi ülkesinin sorunlarını çözemezken başkalarının işine el atarakak esip gürlüyor işte ama olan zavallı vatandaşa oluyor. Bu güzel yazınız için teşekkürler. Sevgiyle kalın

SAHAFÇA 
 10.10.2012 13:31
Cevap :
Merhaba, Evet size katılmamak mümkün mü? Asal sorunların göz ardı edildiği bir süreçte maalesef zararını da bizler görüyoruz. Teşekkürler selam ve saygılar.  11.10.2012 13:54
 

Kıymetli Nizamettin Biber: Bundan iyisi Şamdaki kayısı güzel bir başlık,iyinin üstünde bir tahlil." Varım yok ki maldan gitsin, Giden hep canımdan gitti" misali Türkiye Son yıllarda hep Canından vermiştir,Kendi evini sevk ve idare edemeyen kişi başkasının evini sevk ve idare edebilir mi,Ben cahilim bu konulardan anlamam.Siz ne derseniz doğrudur,Altın kaplamalı kalemim yok ama yazan bir kalemim var onunla onaylıyorum.Size Selam ve saygılar gönderiyorum..

Mehmet Burakgazi 
 09.10.2012 19:18
Cevap :
Sevgili Mehmet abim, Bilirsin konunun esas can alıcı yanlarından birisi de uygun başlık konulmasıdır. Keşke insanlar sizin kadar benim kadar cahil olsalar, sizin altın kaplı yüreğiniz hatta elmastan kaleminiz var, gösterdiğin ilgiye ve desteğe içten teşekkür ederim. Saygı ve selamlar sunarım.   10.10.2012 8:28
 

Deyimin nereden geldiğini yeni öğrendim. İnsanın ilk bileceği, ne kadar cahil olduğu. Teşekkürler. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 09.10.2012 18:38
Cevap :
İsmail Bey. Evet öğrenemediği ana kadar insan cahildir tezine katılırım,ben teşekkür ederim. Hoş ve mutlu kalın.   09.10.2012 22:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3744
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2631
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster