Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

mustafa kemal büyükmıhcı

http://blog.milliyet.com.tr/mihci47

04 Şubat '16

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
69
 

Bunlar da nimet, mümine ibret!

Bunlar da nimet, mümine ibret!
 

Evlere şenlik dünya serüvenimiz...


Aklımız ve duyu organlarımız ile yola çıktık. Bakıyorduk, duyuyorduk, dokunuyorduk, tadını alıyorduk, düşünüyorduk… Kalbimizin eseri olan sevgi, korku, sevinç ve üzüntülerimizle; nefsimizin eseri olan gaddarlıklarımızla ve doyumsuzluklarımızla… Ateş, tarım, taş, maden, tekerlek, kayık, gemi derken; taş, mızrak, ok-yay, kılıç ile kavga ederken… Gökyüzüne bakıp zamanımızı ve yönümüzü anlamaya çalışırken… Resim, yazı, matematik, terazi, teleskop gibi araçları bulduk… Ufkumuz genişliyor, bize bahşedilen nimetleri hızla kontrol altına alıyorduk. Bir kartopu döngüsüne girdik: Her keşfimiz bize yeni araçlar (Matematik, gözlem, ölçüm) sağladı, bunlarla da yeni keşifler peşinde koşuşturduk… Öyle ki; 19 uncu yüzyıldaki keşiflerin dürtüsü ile 20 inci yüzyıldan bu yana bu döngü logaritmik bir hıza ulaştı… Artık, “Büyük patlama”, “Tanrı parçacığı”, “Karanlık madde, karanlık enerji”, “evrenler” demeye başladık… Ama ne yazık ki hâlâ garip çelişkilerimizden sıyrılamıyoruz: Bulduklarımızı, bir yandan çok yaşamak bir yandan da çok öldürmek için, her halükarda da nefsanî dürtülerimizle kullanıyoruz! Nefsimiz, her şeyi yapabilme gücümüz olduğunu söyleyip kamçılarken kalbimiz “Bir Dakka! Bulduklarının gösterdiği bilmediklerin, bildiklerini ufaltmıyor mu?” diye ikaz edip duruyor! Yine de bu dünya serüvenimizde kalbimiz bizi yalnız bırakmıyor; öyle ya, sınav Kıyamete kadar! Giderek azalsa da, olgulardan ders çıkarabilen ve “Ortak iyi değerler” etrafında saf tutabilen; özgürlük, adalet, sevgi, hoşgörü, dayanışma gibi kavramlara sarılanlarımız var! Materyalist bilimin ürünlerini nefsanî değil de kalbî amaçlar doğrultusunda kullanabilmek için “Değerler bilimini” de güçlendirmemiz gerekmez mi?

Evet! Başlangıçtan beri yalnız değildik: Yol göstericiler, aydınlatıcılar geldi, bir kısmının beraberinde kitapları da vardı. Her türlü zulme rağmen, Âlemlerin Rabbi Allah’ı, yaratılışın gayesini, sınavı, hesap gününü ve kurtuluş yolunu anlatmışlardı. Zaten, İçinde bulunduğumuz ortamın alt edemediğimiz tehditleri, yaratılışımızdaki güvenlik kaygısı ve manevi duygularımız bizi üstün güçlere dayanmaya yöneltiyordu…  Çoğumuz bu yol göstericilere kulaklarımızı tıkadık, inanmadık, bununla da yetinmedik, onlara her türlü eziyeti reva gördük; yaratılmış varlıkları ve yaptık zannettiklerimizi putlaştırdık. Bize faydalı bir araç olarak bahşedilen bilimi de…

“Yaratana ihtiyaç yok, evreni anlamak için bilim yeterli!” diyenler, araçlarının (Matematik, gözlem, ölçüm) önlerine serdiklerini gördükçe, şaşkınlıklarını daha ne kadar gizleyebilecek dersiniz? İnatlarında ısrar edenler aslında, bilimi, bir yanıyla da onu ürettiğini zanneden bilim insanını putlaştırmıyorlar mı?

Evrenin ve canlının olasılıklar ile tesadüfî oluştuğunu, enerjinin yayılımını gösteren entropi yasasını çarpıtarak evrenin düzensizliğe evrildiğini iddia edenler, evrenin tüm unsurlarının yaşamın oluşması için tam olmaları gereken şekilde hassas bir dengeye ve ayara sahip olduğunu, “İnsancı İlke (Anthropic Principle)” bağlamında dillendirmeye başladılar. İbret verici bir tecelli değil mi?

“Evren, sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor! Tesadüfen oluşan bir organizmadan evrimleşerek geldik, ölünce toprakta çürüyüp gideceğiz!” diyenler, “Büyük patlama” teorilerinin işaret ettiği başlangıcı ve CERN deneylerinde ispatlanmaya çalışılan “Higgs alanının“ sebep olabileceğini düşündükleri sonu hazmedemiyorlar. “Çoklu evren - Evren içinde evren” teorilerinden medet umuyorlar: Büyük patlamaların sürekliliği, yok olan ve oluşan evrenler… O bile, yaratılışın başlangıcı ve sonu olduğunu yüzlerine çarpacak elbette.

Evrenin sonundan (Kıyametten, ahretten, Hesap Gününden) kaçabilmek için geçmişten geleceğe nedensellik kuralı işlerine gelmeyen ve zamanda geri gitme hülyasında olanlara göre de, günümüzde putlaştırdıkları Kuantum teorisi, gelecekten geçmişe nedensellik olasılığını gösteriyormuş! Başka dünyalara göçün yanı sıra zamanda geri gidip kurtulma hayalleri… Ne kadar çarpık değil mi? Hem inanmayacaksın, hem de kaçıp kurtulmaya çalışacaksın!

Küfrün inadının Kıyamete kadar devam edeceğini dikkate aldığımızda, bu ibretlik örnekler sürüp gidecek; İslâm’a çarptıkça da bozgun üstüne bozgun yaşayacak. Bardağın dolu tarafından bakarsak, “Her şerde hayır vardır!” gerçeğinden hareketle bu gibi örnekler, imanı ve idraki güçlü müminin imanını giderek artıracaktır inşallah!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 130
Kayıt tarihi
: 18.09.12
 
 

ODTÜ'lüyüm, makina yüksek mühendisiyim, vicdanı rahat bir memur emeklisiyim, iki çucuk babasıyım,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster