Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
867
 

Bunları, biliyor muydunuz? (Xll)

Bunları, biliyor muydunuz?  (Xll)
 

BUNLARI…

& Bundan önceki blog başlığımızdaki “ Bir köşe yazarımız daha oldu” cümlesini “ bir kızımız daha oldu” diye okuyanların "ismini ne koydular?” diye de sorduklarını,

& Blog’lardan yatay geçiş yaparak milliyet.com.tr’ye yazar olarak geçenlerin, yeni yıldan itibaren hızlanarak artacağının sanıldığını, Reuter Ajansının Almanya Muhabirinin bildirdiğine göre “Karaoğlu” ve Hortoğlu”dan, sonra, değerli üyemiz Nazan Köseoğlu’nun da, milliyet.com.tr saflarına, yazar olarak seçileceğini,

& Sağ olsunlar, blogcular arasında "seyyar uydu’cular" sayesinde, bu gırgıriye, biberiye, haşlama-taşlama, 36 kısım tekmili birden sertifikalı, öğretici, eğitici, hicviyeli, mizahi, Saatli Maarif Takvimi gibi imsakiye’li, “İdareden” tescilli “ Bunları biliyor muydunuz?” sütununu, “hoşgörünüze sığınarak” 3 yıldır yaşattığımızı

& Gündemler değişse bile, blog’daki yatay geçişli Gülgün Karaoğlu’nun, milliyet.com.tr’ ye yazarlık hikayesinden “gına” getirildiğini, hele şükür ki, kendisinin sepeti var, pamuğu var, torbasında ekecek darısı var, “size haltı düşer” diyenlerin yanında faraziyecilerin bloglarda kol gezdiğini, bu işe en çok, ” laylay lom’cuların” bozuk attığını,

& Bize sorsalar, “Acaba, bundan sonra sırada kimler var?” sorusuna, tam cevap veremeyeceğimizi, en namlı olanımız olan baş editörümüz Sabiş’ten sonra ancak sıranın bizlere gelebileceğini,

& Melekleri de dahil, aynı Sabiş’in, 1727 toplam bloğa karşı 2246 okunma derecesine sahip olduğunu, diğer üye Nazan Köseoğlu’nun, 43 bloğuna karşılık 4462 okuma derecesi olduğu, her ikisinin de 2006 yılından beri yazdıkları örneklerinde, bu kıstasların, bu seçimlerde dikkate alınıp alınmadığının bilinemediğini, bu örnek dururken, diğerlerinin, dikkate alınmayacağının tabii olduğunu,

& İdaremiz bir açıklama yapsa da, her blogcu hangi durumda olduğunu gözlemleyip ona göre de ikide bir, tenhalarda, menhalarda, köşelerde möşelerde pankart açıp “Köşe isterüüüz” diye feryatlanmasalar dediğimizi,

& Yazarlık kolay iş miş gibi, olan bitenlere akıl, sır erdiremeyen “laylay lom’cu” yazarların, mevlüt’deki okunmuş helvası, Manisa’da dağıtılan Mesir Macunu gibi beklentiler içinde olduklarını,

& Komşu sektöre bu yatay geçişte, anılan bu değerlere ilaveten, “bayan” yazarlarda “ estetiğin, güzelliğin de aranmakta olduğu” nun söylenebilirliğinin de, başka bir blog konusu olduğunu

& Hem “milliyet.com.tr’de,” hem de “Milliyet Blog yazarı”olan Sayın Cengiz Hortoğlu’nun, röportaj sonrası yapılan yorumlarda, “köşedaşı” Sayın Gülgün Karaoğlu’nun yorum hanesinde alacağı olduğunu, “cevap” kısmının açıkta beklediğini, elçiye zeval olmaz diyerek beklediğimizi,

& Röportaj sonrası, kendisine aynı yazıda “ peşinen teşekkür” ettiğimizi, her halde kendisinin çok meşgul ve yurt dışında olmasını sandığımızdan, cevap olaraktan, kendilerinden teşekkür beklemediğimizi,

& İzmirli mavilim’in, bütün renkli makaraları dolayarak; allı, morlu, fıstıki, ebruli, zeytuni, kuzguni ve limoni renkleri deneye deneye, mavileri baş tacı ettiğini, 3 ayda bir renk tonu değiştirdiğini, maviliklere doymayan blogcu doktorumuza bir teşhis konamadığını, renk körlüğünü bilirdik amma, “renk açlığını” da sevgili doktorumuza baka baka öğrendiğimizi,

& Bloğun acar mollası Pirmete’nin, klavye ile aralarındaki savaşıma son vermek üzere, ciddi bir tamirata giriştiği, bu suskunluğun, bundan kaynaklandığını,

& Aynı Pirmete’nin, iki de bir blogları sıfırlayıp, hiç o değilmiş gibi kaldığı yerden devama artık gerek kalmayacağı, en önemli sorunun da yabancı dil klavyesinden kaynaklanan noktalama işaretlerinin azizliğinden de kurtulacağını, ve “iki dal arasında sıkışmış kuşları görünce irkildim, gidip, onlara yardımcı oldum” cümlesindeki harfleri, böyle noktasız okuyabileceğimizi,

& Bumerang Yazar Cafe’nin hal ve gidişatını beğenmeyip, endişe ile takip ettiğimizi, yazılarımız, hiç umulmadık anda onay alırken, Hortoğlu ile yaptığımız röportaj bloğumuzun ” reddedildiğini”

& Sayın Hortoğlu’nu tanıtan o yazımızla, Bumerang’ın ekmeğine halbuki, yağ sürdüğümüzü, ama Bumerang ve Yazarcafe’cilerin bu jestimizi anlamak istemediklerini, güya kardeş teşkilat olacaklarını, "ört ki, ölem!" dediğimizi,

& Şimdi, eğri oturup, doğru konuşursak hangi kardeşler (Hürriyet ve Milliyet Grupları) daha demokratik?” sorunun, ister istemez akla geldiğini, demek ki neticeten, “Milliyet Blog” İdaresinin daha demokratik olduğunun altını çizmek lazım geldiğini, bunun da, başlarındaki şeflerinden kaynaklandığı bildiğimizi,

BİLİYOR

MUYDUNUZ?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Sözcü" demiştim, kesmedi beni... MB coğrafyasının ana giriş kapısı Habur senden soruluyor. Cansiperane savunuyorsun orayı. Biyometrik kontroller yapıyor, milletin irisine, parmak izine bakıyorsun. Sen buranın daktiloskopusun. MB atmosferi de senden soruluyor, sen buranın barometresisin. MB'un ateşine bakıyorsun, sen buranın termometresisin. Seviye, irtifa da senin sorumluluğunda, sen burada bir altimetresin. Tansiyonölçersin, dansimetresin. Sen MB'un "yüz gözlü dev"i ARGUS'sun... Seni okuyan aynaya bakmalı, icabında abdest tazelemeli. Pilotsun. Seni okuyan, kemerlerinin bağlı olup olmadığını kontrol etmeli...ıSen her şeyi biliyorsun, ama bu dediklerimi bilmiyordun, değil mi?:-))) Günaydınlar İzmir'e.

pirmete 
 16.12.2010 8:53
Cevap :
Pirimiz, üstadımız, Blog kurdumuz, Blog'cu Mollazadelerden, Blog Çarşısı esnafından, , silbaştan blogcu namlı, elde avuçtakini sıfırlamakla meşhur, sıfır çekmeğe alışık, daima hak geçmesin diye sıfırdan başlayan, eğri klavyeleri ve onu kullanan ecüş bücüş elleri üfürüğü ile doğrultan. Her türlü istismara uygun ama, yanılanların dibini oyan, dut ağacı gibi gözüken, her gelene eğilmeyen Blog dünyası eşrafından Mete Hazretlerinin, hakkımızda döktürdüğü iltifatlar altında ezildiğimizi, teşekkür etmekle beraber, bütün o saydığı güzelliklerin içinden, hepimizin el ele bu bloglarda yürüdüğümüzü, başı, kendisinin çektiğini, BİLİYOR MUYDUNUZ?  16.12.2010 10:02
 

Bu sayfalarda "Kurt gazeteci" ler olduğunu biliyor muydunuz? Hiççç, öylesine aklıma geldi. Sevgili Muzaffer Bey, yazdıklarınızı okuyunca, tanıdıklarımından haber almak hoş oluyor. Hatta kendimden de haber almak hoş oluyor :) Sevgiler bütün renklerle ama açık-koyu, uçuk-kaçık ille de mavilerle.

derinmavi.. 
 15.12.2010 19:47
Cevap :
Posta kutularını daima açık bırakmalı, pencereleri kapamalı, "laylay lom'larla uğraşmamak için de, Habur Sınır Kapsına girdikten sonra, kapıyı arkadan hemen kilitlemeli. Başka türlü rahat yok. Böylece aklında olsun derim. Renklerden renkler beğenmişsin gene. Açık, kaçık, uçuk renkler tehlikeli değil mi? Eli kulağındaki kaçık renkler, her an kaybolabilir. Aman dikkat.  15.12.2010 22:51
 

"Bunları biliyor muydunuz" başlıklı bu yazılarınız, "tefrika" gibi devam etmekte. (S.Demirel'in ifadesi gibi) Binaenaleyh, teşekkür ederiz, sağlık ve mutluluklarla devamı dileklerimizle...Saygılar...

Yurdagül Alkan 
 15.12.2010 12:13
Cevap :
Mamafih, fakat, ama, velakin, bilakis, bilahare, badema, bundan sonra, binaenaleyh, efendicazıma sülüyeyim. Ve bunlar tefrika halinde yayınlanacak. Selamlar  15.12.2010 12:41
 

Ivır zıvır şeylerle dolu olduğu için "istemiyorum" kutucuğunu işaretlemiştim. Senin bu MB bültenlerin var ya Ağabey, eskilere yenilere, hayalet yorumculara, binbir surat üyelere ışık tutuyor. Yaninin yanisi: Senin bu bültenlerin, MB'un gölge kabinesinin basına kapalı görüşme tutanakları gibi. Gölge kabinenin sözcüsü de sensin. MB'un "gerçek" bülteni, mazbatalı kabinenin basına açık görüşme tutanakları gibi kalıyor (Bir sözcüleri bile yok:-). Kral, miss, "en çok" yarışmaları düzenleyen arkadaşlara bir de "MB Sözcüsü" seçmelerini öneriyorum. Adayım sensin... Ben SIKIŞMIŞ'ı büyük harflerle yazarım yanlış anlama olmasın diye. Sen karineden çıkarır, doğrusunu anlarsın. Ama bu sözcüğümü isteyen küçük harflere çevirip öyle okuyor, ben ne yapayım! Selam ve sevgilerimle.

pirmete 
 15.12.2010 12:00
Cevap :
Alın size bir blog. Bundan kısa bloglar da var. 4 satırlık. 7 satırlık. 15 satırlık. (Saymışımdır hep) Neden oluyoru bu işler? Şundan oluyoru: Adamın biri sorar, "len Üsen,sizin bir ölen kır at vardı. Duruyor mu o? Adam kızar, yafu, ne adamsın be! Heç ölen gırat duru mu? N'etcesin sorup da?" Öbürü, gayet pişkin cevaplar: " Hiiiiç, sordum üle, gonuşuk olsun diye!" Al bakalım burdan yak! Blogları lüzumsuz işgalden kurtarmak lazım. Sırf, "gonuşuk olsun" kabilinden yazı yazılmaz ki! Yazının bir haysiyeti vardır, bizim bildiğimiz. Gel de anlat. Bunları anlatmağa çalışıyorum. Sana gelince. Diplomatik muhabir gibi, parlamento muhabiri gibisin. Kabineler, mazbatalar, seçmenler, sözcüler, seçimler. Ohhoo, ben bu kadar sermiyete gelemem. Sağol. Nazik yorum için teşekkürler. Yeni klavyen hayırlı olsun...Sevgilerimle  15.12.2010 12:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1616
Toplam yorum
: 3879
Toplam mesaj
: 498
Ort. okunma sayısı
: 881
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster