Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
166
 

Burası Soma. Buradan çıkış yok

Burası Soma. Buradan çıkış yok
 

Alıntıdır


Soma’da yüzlerce insan bir maden ocağında ölüme terk edildi. İş güvenliği tedbirlerinin alınmamış olması çok büyük bir felaketin nedeni oldu. Ve yazık ki bu büyük hata tolere edilemedi. Çünkü bir ‘yaşam odası’ yoktu. Kaçacak bir yer de yoktu! Bunun bedelini canıyla ödeyen yine işçiler oldu. Soma’da ölüme terk edilen yüzlerce insanın durumu her açıdan vahimdi. Bunca hainliğin bende uyandırdığı tiksinti duygusunu kelimeler anlatmaya yetmeyecek. Yine de söylemek istediğim birkaç şey var.

Elim olayların ardından sömürü düzeninin her yandan saldırarak yönlendirdiği çarpıtılmış, eksik, yanlı haber ve yorum ahlaksızlığı ile karşı karşıya gelme geleneğinin, doğru bilgi almak isteyen insanların hissiyatı ile baktığımızda mide bulandırdığı doğrudur. Haberlerde, ölen insanların kaç metre aşağıda oldukları, kaç kişi oldukları, neden orda o kadar kalabalık oldukları, kaçak işçi olup olmadığı, küçük yaşta çocuk işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı, iş güvenliği koşullarının olup olmadığı, olayın meydana gelişinin asıl nedeni, işverenin iş güvenliği kurallarını açıkça nasıl ihlal ettiği, Suriyeli insanların kayıt dışı çalıştırıldığı söylentileri hakkında gerçek değerleri ve durumları anlatan tutarlı bilgiler yoktu.

Kaç kişinin öldüğünü hala bilmiyoruz. Belki de hiç bilemeyeceğiz. Olay sonrası bölgenin ablukaya alınması ise çok ama çok düşündürücü! Bu ülkenin insanı olarak hiçbirimizin yönetime güveni kalmadı. Ölenlerin ‘ekmek parası’ kazanmak üzerine o deliğe girdiklerine dair siyaset yapılmaya ise çoktan başlandı. Yas ilanları, cenaze törenleri her şey yüzeysel bir biçimde kalabalıklarca yerine getirildi. Acıyı kendi yüreklerinde hissedenler ise yalnızdı. Yazık ki, ihanetin, samimiyetsizliğin, adaletsizliğin eşliğinde hissettikleri bu acı, acılarını daha da büyütüyor. Hayret ki,  ‘Ölüm bu mesleğin fıtratında var’ diyebilen bir iktidar, bu ülkede uygulanmayan kurallar yüzünden, olağan değil olağandışı yüzlerce ölüme sebep olduğu halde halkın karşısına bu tür bir duruşla çıkabildi!

Kurtarılanların yaşanılanlar karşısındaki tutumunu doğrusu anlamak da mümkün değil. Çalışanların içinde bulundukları koşulları sağlıklı değerlendiremediği gibi bir izlenimim de var. İşçilerden biri yerin kaç metre altında çalıştığını bile bilmiyormuş. Bir diğeri kredi kullandığı için yine aşağıya ineceğini, çalışmak zorunda olduğu beyanını verdi. Kurtulanlardan biri de sedyeye kirli ayakkabıları ile çıkmak istemeyecek kadar kendi varlığının değerini bilmediği gerçeğini gözler önüne serdi. Bu kalender bir yaklaşımdı. Doğrusu benim de içim sızladı ama bu değil. İnsanları bir köle gibi kullanan sistem işte tam da bunun için kullanabiliyor. Buna dikkat…

Sömüren ve sömürülen açısından bakmak noktasına gelmeden önce orada çalışan maden işçilerinin sosyal, psikolojik, ekonomik durumlarının toplumsal düzlemde onları bulundukları yere sabitlediği gerçeğini görmemek mümkün değil. Bölgede tarımın yok edilmesinden dolayı madenlerde çalışmak zorunda bırakıldıklarını söyleyen bir maden işçisinin beyanı bölgedeki durumu gözler önüne seriyor. İnsan yine de soruyor. Bu kadar çaresizlik hissetmek niye? Kendine verdiğin değer nerde? İlkelerin ne? Neden kendimize değer vermeyi bu kadar geç öğreniyoruz? Güvenliklerini hiçe sayıp çalışmaya devam etmeleri, zaten iliklerine kadar yaşam coşkularının çekildiğinin önemli bir işaretiydi. Kendine, duygularına, düşüncelerine önem veren bir insan bu koşullar altında asla çalışmazdı.

Neticede evrensel bir yasa var. Yasa diyor ki 'insan hissettiği yerdedir'. Çaresiz hissetmek neticede yargılanacak bir şey değil. Ama sorgulamayı unutmak işte insanı bulunduğu yer ve konuma sabitleyen tam da bu. Dışarda bir sürü kuru laf var. Yönlendirmeler var. Şartlanmalar, her gün yinelenen acizlikler var. Ekmek parası diye çıkarılmış bir laf bu kuru laflardan biri. Tamamen vicdani sömürüye hizmet eden bir laf. Yine de insanlar üzerinde bu kadar etkili olduğunu görmek çok düşündürücü…

İnsan, sadece fiziksel ihtiyaçlarını temin ettiği zaman tüm gereksinimlerini elde eden bir varlık değil ki! Ki biz his varlığıyız. Ahlak varlığıyız. Şuur ve akıl varlığıyız. İlke varlığıyız. Zamansızlığın tekâmül anlayışında gezinen ruhsal varlıklarız. İlahiyiz ve aslında görünenden çok daha deriniz. Sırf bu yüzden de her edimimiz, bütünlüğümüzü parçalayan ya da birleştiren bir önemdedir.

Hayatı yaşamak değil, kazanmak gerektiği üzerine söylenmiş her laf yalandır. Sadece açlık korkusunu kullanarak karın doyurma zavallılığına insanı indirgemek isteyen politikalar bir tuzaktır. Bu tuzağa insan neticede kendi iradesiyle girer. Orada yüzlerce çalışandan bir teki bile günlerce önce başlayan sızıntının vahim sonuçlar doğuracağını nasıl öngörememiş! Ve nasıl önlem alınması konusunda çaba göstermemiş! Bu anlaşılabilir bir şey değil! Hadi o deliğe girdin diyelim. Defalarca o noktaya gelmiş olmana rağmen bunu nasıl sorgulamazsın?

Sistemin insanları sömürdüğü zaten malum. Sömürülmeden önce de sömürülmeye hazır hale getirildiğimiz, buna yönelik eğitildiğimiz, yani öğütüldüğümüz de malum. İnsanların yaşamı, devasa bir güç mücadelesinde sabitlenerek binlerce kayıp hayatı kendi sonuna sürüklüyor. Esas soru da bu aslında; bu kayıp hayatlardan biri de bizimki mi? İnsanın kendisiyle yüzleşmesi bu noktada hayatidir. Sorgulanmayan her yanlış, her durum, her duygu er ya da geç insanı kendi kaçınılmaz sonuna getirecek.

Hayatın bir çıkış bulamadığımız noktaya gelene dek süreç içerisinde birtakım işaretler gönderdiği doğrudur. Bu işaretleri görüp önlemleri zamanında almak gerek.

Soma’da insanlar ki onlara madenci deniyor. Onlar insandılar. Ve toprağın altında değil aşağılık hesapların altında kaldılar! Çıkamadılar. Bir çıkış yoktu. O noktada bir çıkış yoktu!

Hayatlarını kaybeden insanlara rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. 

Bu ülkenin tüm insanlarına, dünyadaki tüm insanlara farkındalık diliyorum. Kendilerine değer vermelerini diliyorum. Önce ve sonra her zaman ama her zaman sorgulamayı unutmamalarını diliyorum.

Her birimize açık bir zihin, açık bir kalp diliyorum, diliyorum ki kötülük ve sömürü düzeni ile başedebilelim. Zaman onların zamanı gibi görünse de aslında değil. Hiçbir zaman değildi. İnsanı kendi yolundan ayırmaya çalışan şeytani etkiler zamanın başlangıcından beri vardı hep de var olmaya devam edecek.

Bilinçlenmek, bilinçlenmek, bilinçlenmek... Bizim asli işimiz bu... Yaşama nedenimiz bu. Ekmek parası değil... Hiçbir zaman değildi!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 481
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster