Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
494
 

Bütün dünyadan özür diliyoruz

Bütün dünyadan özür diliyoruz
 

Suriyeden Mektup Var


Dünyada ki, tüm devlet büyüklerine selam ederek başlamak istiyorum mektubuma. Bu mektup birilerinin eline geçer mi, geçerse de okuyacak zamanları olur mu bilmiyorum. Ama birileri bulup okusun diye çok dua ederek yazıyorum satırlarımı.

Vatanımdan ayrılalı çoook uzun zaman oldu. Savaş var diye ayrıldık zaten. Oradan çıkıp düştük yollara ama, bir yerlere sığamaz olduk. Savaştan önce Avrupa’yı görmeyi çok istemiştim. Merak ederdim düzenlerini, toplum kurallarını, bizden farklı olan, her fırsatta medeniyet örneği olarak bizlere anlatılan o medeni insanları. Bu istediğim şartlarda olmadı, mecburiyetten düştük yollara. Sanki yüzyıl önceki şartlarda ettik yolculuğumuzu. Irmaklarda, yollarda, denizlerde telef ola ola geldik.. Çok itildik kakıldık,  çetin geçti yolculuğumuz ama, çok şükür geldik medeniyetin kapılarına. Şükür de, bir sürü asker, polis karşıladı bizleri tel örgülerin arkasından. Burada ha deyince açılmıyormuş kapılar. Onlar diğer yanda, açalım mı açmayalım mı diye düşünürken  bizler bu tarafta çok üşüdük, çok perişan olduk. Başkaları hemen girmişti ülkemize  tankıyla, uçağıyla bize sormadan. İstedikleri gibi de dolaşıyorlar havada karada. Biz bir kuru canımızla bekler dururuz kapılarda. Tel örgünün bu  tarafında biz,  diğer tarafında medeniyet. Elimizi uzatsak dokunacağız da, dokunamadık işte... Uzun yoldan geldik açız, yorgunuz  deyince, bizleri bir çamur deryasının içine salıp, birer parça ekmek verdiler. Üzerimizde kıymetli neyimiz var neyimiz yoksa da aldılar ama. Bunların hali bizimkinden daha harapmış anlaşılan. Keşke boynumdaki kolyemi almasaydılar. Rahmetli babamın düğün hediyesiydi o. Yüzüğümü de vermek zorunda kaldım. Hiç isteyerek olmadı ama. Onu takarken, ölene kadar parmağımdan çıkarmayacağım diye, söz vermiştim kocama. iki bileziğimi alsalar da olur. Aldılar da zaten. Onları oğlumun okulu için ayırmıştım. Okula da gidemiyor ya, oda bizimle perişan. Şöyle ağız tadıyla yiyemedik verdikleri ekmekleri. Sadece doymak için yedik.  

Aslında o ekmeği kendi soframda yemeyi çok isterdim. Akşam olunca işinden gelen kocama kapıyı açmayı, sofranın başında çoluk çocuk toplanmayı çok özledim. Bizim ekmeğimiz böyle tatsız yavan değildi. Korduk arasına sevgimizi, huzurla daldırırdık kaşığımızı çorbamıza. O kadar lezzetliydi ki, yemeye doyamazdık. Bir de evimde oturmayı çok özledim, çocuklar okuldan gelince onları kapıda karşılamayı, onların derslerine yardım etmeyi özledim. Evimi silip süpürmeyi, sokaklarımızda gezmeyi özledim. Başımı rahatça yastığıma koyup uyumayı, güzel rüyalar görmeyi özledim. Rahat uyunmuyor buralarda. Ara sıra dalınca da kabuslar, karabasanlar görüyorum. Acılarımı yüreğime koyup, çocuklarımın elinden tutarak ayrıldığım, üzerinde kara dumanlar tüten, harabeye dönen evleri, parçalanmış yakınları başında çığlık atıp ağıt yakan insanları, korku dolu gözlerle çaresizce etrafa bakan çocukları görüyorum. Sonra silkinip gözlerimi açınca, kendimi daha beter bir kabusun içinde buluyorum. Hangisi gerçek hangisi kabus bilemiyorum.

Etrafımızda bir sürü insan bizleri kameraya çekip duruyor. Sonra da sıcak evlerinde oturup izliyorlar. Ama bunun bize hiç bir faydası olmuyor. Kafese konmuş vahşi hayvana bakar gibi bakıyorlar bize. Gözlerinde kin ve nefret var. Bunları başımızdan nasıl göndeririz diye de kara kara düşünüyorlardır eminim.

Kendi ülkemizden canımızı zor kurtarıp kaçtık. Halimiz ortada. Şimdi ne yapalım biz, siz söyleyin. Biz de sizin gibi bu dünyada açtık gözlerimizi. Bu yaşımıza da bu dünyada geldik. Başka bildiğimiz bir yerde yok.

Önceden birçok şeyden şikayet etsek de, söylenip dursak da, bir gün küs, bir gün barışık geçinip gidiyorduk kendi halimizde. Bizim oralarda birileri kavga eder aralarında husumet olursa, büyükler araya girip barıştırır. Bu sefer böyle olmadı, başkalarının büyükleri girdi aramıza. İyice birbirimize düşüp, düşman olduk. Acaba kimse karışmasaydı, yeniden barışıp işleri yoluna koyar mıydık...

Sizlere çok rahatsızlık verdik, çok özür dileriz. Kapılarınıza kadar gelip , kurulu düzeninizi, huzurunuzu bozduk. İstemezdik böyle olsun. Ama biz, onurumuz da kırılsa, gücensek de, bir gün kısmet olur ülkemize dönersek, sizler istediğiniz zaman bize gelip misafirimiz olun. Bizler baş köşede ağırlarız misafirlerimizi. En güzel yemeklerimizi yaparız onlar için. Paylaşırız ki, soframız bereketlensin.

Daha çok yazacaklarım var da, zamanınızı almak istemedin. Sizler çok zeki ve akıllı insanlarsınız. Ne dediğimi, daha neler diyeceğimi anlamışsınızdır. Bir gün de bizim için düşünüp, halimize bir çare bulursanız çok seviniriz, çok da dua ederiz. istediklerim, buralarda savaştan ve yoksulluktan kaçan ve benimle aynı kaderi paylaşan  tüm kardeşlerim içindir. Allah'ın selamı tümünüzün üzerine olsun.

Olanlara bakıp, sadece seyirci olmak ve faydası dokunacak bir şeyler yapamamak inanın çok acı. Ben de onların dünyaya haykırışlarına eşlik eden bir ses olmak istedim. Dünya çok acımasız. Bugün onlara olan, yarın da bizlere olabilir (Allah korusun!..) Savaşı ve çaresizliğini hiç bir topluma yaşatmasın!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 705
Kayıt tarihi
: 17.02.16
 
 

Bolu İzzet Baysal Üniversitesi  Gaziantep   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster