Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mart '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
66
 

Bütün İyi Zamanlar

Bütün İyi Zamanlar
 

Hayatımız Çeşitli Karelerden Oluşur


Şöminede çıtır çıtır yanan odunlardan yükselen alevlerin oynaşmasına dalmıştı gözleri, dışarıda kar fırtınasının çıkardığı uğultu odanın içini dolduruyordu, bir süre bu uğultuyu dinledi. Gömülüp kaldığı geniş koltuğundan doğrulmak isterken üzerindeki battaniyenin kayarak yere düşmüş olduğunu fark etti. Yavaşça kalktı, battaniyeyi yerden alıp koltuğun üzerine bıraktı; ağır adımlarla  pencereye doğru yürüdü. Perdeyi hafifçe araladı, buğulanan camdan dışarısı görünmüyordu, perdenin kenarı ile camın bir bölümünü sildi, yüzünü soğuk cama yapıştırarak dışarıyı görmeye çalıştı. Bütün gördüğü, bembeyaz bir dünya idi. Caddenin köşesinde bulunan sokak lambasının cılız aydınlığında, savrularak ve tipi halinde yağan karın şiddeti seçebiliyordu. Perdeyi tekrar sıkı sıkı örttü, yine ağır adımlarla koltuğuna döndü, battaniyeyi üzerine çekti, ayaklarını şömineye doğru uzattı. Yanı başındaki sehpa üzerinde duran tütün tabakasını aldı, piposunu tütünle doldurarak başparmağı ile iyice bastırdı. Kocaman bir kibrit ile piposunu ateşledi ve kısa aralıklarla içine çekmeye başladı. Tütün iyice yanınca birkaç nefes daha çekti ve tabakayı tekrar sehpaya bıraktı. Şöminedeki odunlar harlanmış ve adeta nar kırmızısına dönmüştü, ayaklarından vücuduna yayılan sıcaklık tatlı bir rehavet veriyordu. Tütün kokusunu seviyordu, yine gözlerini kıstı ve bütün geçmiş zamanları düşündü. Hayatındaki, bütün iyi ve kötü geçmiş zamanları! Bir film makinisti gibi filmi hızla çevirmeye başladı; sonra tekrar başa sardı filmi ve tekrar, ama daha yavaş çevirmeye başladı. Bunu yaparken, önüne gelen kötü zamanları teker teker makaslıyor bir bakıma onlardan ebediyen kurtulduğunu hissediyordu. başladı. Bir süre sonra, elinde hayatındaki tüm iyi zamanları gösteren bir film kalmıştı. Şimdi, tüm iyi zamanlar şeridi önündeydi; bazı kareleri donduruyor, geçmişteki o mutlu anı hatırlıyor sonra bir diğer kareye geçiyordu. Arada bazı karelere geri dönüşler yaptığı da oluyordu. Keyifle piposundan bir uzun nefes daha çekti ve piposunu sehpadaki geniş, derin tablanın içine bıraktı. Damaklarında kalan kekremsi tütün kokusu hoşuna gidiyordu. Tekrar filme döndü, bir kız ve bir erkek çocuk gülerek kendisine doğru koşuyordu. İyice yaklaştılar, üçü sevinçle birbirine sarıldı. Ne iyi ettiniz de geldiniz çocuklar, ne kadar da özledim sizi bir bilseniz, dedi adam. Sarı saçlı, mavi gözlü kız, biz de seni çok özledik dedeciğim, dedi ve yanaklarına kocaman öpücükler kondurdu. Daha kısa boylu, kumral saçlı, kahverengi gözlü erkek çocuk da sokularak; dedeciği m dün bahçede kocaman bir kaplumbağa gördüm, deyince dede; ne güzel, uğurdur, peki sonra ne oldu oğlum diye karşılık verdi. Biz etrafına toplanınca kafasını iyice içeri çekerek bahçe duvarı dibindeki çam ağaçlarına doru gitmeye başladı dedi, oğlan. Ama çok yavaş gidiyordu biz tekrar önüne geçince korktu, başını iyice kabuğunun içine çekti, o sırada annem üst katın balkonundan; çocuklar rahat bırakın kaplumbağayı, sizden ürküyor, yorgun diye seslendi bize. Biz de birkaç adım geri çekilip sessizce bekledik, bir süre sonra başını hafifçe kabuğundan çıkararak ağaçlara doğru yürüdü ve çiçeklerin arasına girdi. Ne güzel, anneniz doğru söylemiş, hayvanları rahat bırakmak lazım, onların doğası bizimkinden farklı. Adam başını kaldırdı ve balkonda kendilerine el sallayan anneyi, yani kızını gördü, o da el salladı. Kız sordu, dedeciğim kime el sallıyorsun öyle? İşte bakın anneniz orada; şöminede yanmakta olan odunlar daha sesli çıtırdamaya başladı, dışarıdan tipi halinde yağan karın uğultusu da şiddetlenmişti, yaşlı adamın gözleri ağırlaştı...

                                                                    *

Odanın kapısı açıldı, güler yüzlü şişman huzur evi hemşiresi içeri girdi, önce perdeleri açtı, odaya pırıl pırıl güneş doldu; sonra yatağında yatmakta olan yaşlı adamın baş ucuna kadar geldi, hafifçe eğildi ve yaşlı adamın gözlerinin açık olduğunu görünce, günaydın sevgili amcacım, bugün nasıl hissediyorsunuz kendinizi, diye seslendi. Adam gözlerini kırpıştırarak hemşireye baktı, iyiyim, iyiyim ben, demek sabah oldu, dedi. Evet, sabah oldu, hadi bakalım şimdi şu ilaçlarımızı içelim, sonra elimizi yüzümüzü yıkayalım, giyinelim ve doğru kahvaltıya inelim diye yanıt verdi hemşire. Adam, yarı şaşkın, tamam, peki kar durdu mu, dün akşam çok fena kar fırtına sı vardı. Hemşire gülerek, kar fırtınası mı? Yo, bakın dışarıda güzel güneşli bir hava var, belki rüya gördünüz amcacığım . Öyle mi, peki ama çocuklar, torunlarım da buradaydı, bahçede kocaman bir kaplumbağa görmüşler, bana anlattılar. Ne güzel, dedi hemşire demek onları da gördünüz rüyanızda, desenize bugün, güzel, mutlu bir güne uyandınız. Hadi, buyurun ilaçlarınızı, bu da suyunuz. Peki, dedi adam, avucuna bırakılan ilaçları içmeye başladı, sıra son hapa geldiğinde, başını kaldırdı ve; kızım da buradaydı, balkondan bana gülerek el salladı. Ne güzel, ne güzel bütün bunlar, dedim ya bugün her şey tam istediğiniz gibi, çok sevindim. Bardağında kalan suyu yudumlayan yaşlı adam hemşirenin yardımı ile doğruldu, lavaboya gitti, aynada kendine baktı, bol suyla yüzünü yıkadı, soğuk suyun etkisi ile kendini daha iyi hissetti, tekrar aynada kendine baktı. Yavaşça hemşireye döndü, kahvaltıdan sonra biz de bahçeye çıkalım güzel kızım olur mu? Çocuklar oradadır, hem kaplumbağayı  görürüz belki, kızım da iner balkondan aşağıya, çocuklar oyun oynarlar, biz de kızım, sen, ben oturup seyrederiz onları, sohbet ederiz. Tabi amcacım, bugün her şey gönlünüzce olacak, ben yanınızdayım. Hemşire yaşlı adamın koluna girdi, yavaş adımlarla kahvaltı salonuna yürüdüler, ne çok arkadaş vardı orada, ve ne çok "günaydın" diyen oldu kendisine...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 220
Toplam yorum
: 286
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1958
Kayıt tarihi
: 02.07.06
 
 

Yazmak, ufkun da ötesine taşan engin bir serüven gibi gelir bana ve gençlik yıllarımdan bu yana v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster