Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
40
 

Büyüğüme Mektup-3

Değerli büyüğüm uzunca bir zamandır mektuplaşamadık. Benim yazdığım mektuplara da işinizin yoğunluğundan dolayı zaten cevap yazamazsınız biliyorum. Umarın sıhhatiniz yerindedir. 
 
Bizi soracak olursanız iyiyiz diyelim iyi olalım. Artık genç değiliz ki. Ufak tefek arazlar, marazlar baş göstermese de yaşa bağlı bir yavaşlama her alanda görülüyor. Hani binek atını uzunca bir süre kullanırsın da dik bir yokuşa sürersin ya. Hani at başını aşağı doğru eğerek kafasını sallamaya başlar ya ha! İşte öyle. Az daha zorlasan aşağıya atmaya yeltenecek gibi huysuzlanır ya bizde öyle olduk. Eskisi gibi sabırlı değiliz ki! Gözünün üstünde kaşın var deseler kızar olduk her şeye. Sabır sebat hak getire.
 
Gündüzümüz daha uzun olsun istiyoruz. Gecenin uzunluğunda kısalan uykularda kaçan uykumuzu uzatamıyoruz. Her yer dar gelmeye başlıyor mübarek. Oysa gençlikte Öyle miydi? Bir hafta sonu olsa da iyi bir uyku çeksek, yorgunluktan dolap beygiri gibi dolaşmaktan, ayakta kalmaktan yorulan ayaklarımızı bir dinlendirsek diye iple çekerdik. Uykuya hasrettik yani. Şimdi öyle değil artık. Gençliğin kıymeti de şimdi daha bir anlaşılır oldu amma tavşan yamaca geçti görünmüyor ki! Kovaladıkça kaçıyor dörtnala, hem de yokuş yukarı. (Ön ayakları kısa ya) 
 
Buralarda bahar geldi. Ağaçlar çiçeğe durdu. Tomurcuklar meyveye dönecek neredeyse. Güneş yüzünü gösterince bal gibi tatlı oluyor. Enseden başlıyor ısıtmaya elektrikli battaniye gibi. İçlikleri de çıkarttı artık yaşlılar. Yavaşça baharlık hatta yazlıklar çıkmaya başladı. İhtiyarlar her ihtimale karşı trençkotlarını ellerinden bırakmıyorlar tedbiren.
 
Bahçelerden çim makinelerinin vızıltısı başladı. Biraz yürüyeyim diye çıkınca yol boyu çim kokusu yayılıyor mis gibi. Yaşama sevinci veriyor. Ala kargalarla, karakargaların kavgasını bir görsen… Biri yuva yapma uğraşında diğeri işgal etmek için uğraşıyor. Bir tek insanlar değil ha bu istilacı canlı. Kuşlarda da var en sert ve acımasız şekilde. Taze filiz veren akasyanın küçük dallarına asılıyorlar ha bire, kim ağzından düşürürse hemen diğeri kapıyor. Kumrular pencere, pencere geziyorlar nereye yamansak diye. Serçeler desen cikcik cıvıldaşıyorlar. Kısaca buralarda rapsodi başladı.
 
Daha geçen aydı siyasetin en hızlı seyrettiği günler. Artık hiç esamesi okunmuyor bile artık. Herkes geçim telaşında. 
 
Birkaç pazardır sebze pazarında hiç açılmayan tezgâhlar görsek de zayıf bir alışveriş gözüküyor. Bizim pazarcı durumdan hiç memnun değil birde. Patatesi, soğanı alırken kuyumcu terazisi gibi ha bire de bire terazi kefesiyle oynuyor tartarken. Eskiden fazla dara çekti mi kulak asmazdı pek. Altın oldu mübarek bu günlerde. Bende evde şaka yapıyorum patates yemeği bol soğanlı yendiği zaman. Kebap niyetine yiyin diye tiy geçiyorum. Gülüşüyoruz. Gülüşemeyenler de çoktur. Herkesin durumu da iyi değil ki.
 
Hele bir de evlenme mevsimi bir başlasın gelsin çeyrekler, gitsin gramlar daha şimdiden Bayramlarda verilecek ikramiyelere bile göz diken insanlar bi dolu. Verilecek mi onu da bilmiyoruz ya! Ah ulen şu fukaralık dedirtiyor insana.
 
Arabaların depolarının üst tarafları neredeyse pas tutacak. İçeriye dökülüp korozyonlar, paslar tıkanır enjeksiyonlar diye çalkalandıkça ödümüz kopar oldu ha. Çünkü hep ellilik doluyor. Oda çarşıya iki gittik mi bitiveriyor. Ha bir de bu arabalara hiç binmeden bir yıl parkta kalsa bile yine vergisi ödeniyormuş. Geçen egzoz muayenesinde serzenişte bulunuyordu aksakallı bir hacı baba. Küçük Kango lazım olursa diye garajda duruyor hiç kullanmadım bir yıl, gene istediler muayene diye. Gülüştük bizde.
 
Bu olan bitenden senin de haberin vardır mutlaka. Bende yazıp başını ağrıtıyorum bir sürü kusura kalma. Yaşlılık ya ağzımıza vurmuş laf cambazlığı. Kimse dinlemiyor ki bizi, yaşlandık ya. Yazarken nasılsa kimse itiraz etmiyor ya aklımda ne varsa coşup karalıyorum rast gele.
 
İşte böyle bizim buralarda haberler. Önemli bir gelişme olursa yine yazarım. Telefon etsene bu kadar karalayacağına diyeceksin şimdi. Telefonda söylenenler kulağın bir yanından girip öbür kulaktan çıkıp gidiyor. Mektubu evir oku, çevir oku diye yazıyorum yoksa ilkellikten kurtulamadığımdan değil billahi. Yoksa Watsaptan bile resim atıp hikâyelere ekleme bile yapabiliyorum. Bizde inovasyonuz yani! 
 
Mektubuma burada son verirken baki selam eder, hürmet ederim değerli büyüğüm. Kal sağlıcakla… Burada mahallelinin herkesin bolca selamı var el sallıyorlar uzaktan. Kestane kebap acele olmasa da cevap beklerim… Saygıyla… 27 Nisan 2019 Adil Bozkurt
 
jale kasap, Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlgiyle okudum sabah sabah iyi geldi ,doğrusu. Bahar her daim yüreklere essin yaşlısı genci aldırmadan...watsaptan hikaye atanların kafasını hala anlayamadım..gerçi her yerden atanları anlamış değilim..fotoğraf tamam hikaye ne :)...yazın koşuşturmasını çok güzel dile getirmişsiniz..selamlar

jale kasap 
 02.05.2019 5:49
Cevap :
Okuyan yüreğinize sağlık değerli yazarım Jale hanım. Günümüz dünyasında mevcut olan yaşantımızda farkında olduğumuz kendi perspektifimiz doğrultusunda kalemimiz yettiğince ince nüanslarla dokunmaya çalışıyoruz kendimizce. Sağlıkla selametle selamlar efendim.   02.05.2019 11:10
 

Merhaba Sayın Adil Bozkurt, mektubunuzu severek okudum. Düşündürücü bir mektup. Teknolojinin sayesinde mektuplarda tarihe karıştı. Artık ileti, mesajlar bir birlerini kovalıyor. Bunlar bana pek sıcak gelmiyor. Eski Aydın Milletvekilimiz eğitimci şair ve yazar M.Kemal Yılmaz bir sözünde şöyle diyordu: Var mı mektup gibisi, mektup olsun da çamurdan olsun" derdi. Daha mektuplara sevgiyle... sevgili yazarım. Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 28.04.2019 21:18
Cevap :
Okuyan yüreğinize sağlık değerli Hocam. Mektup arada bir yazarım. O eski tadını hissetmek için. Kimi zaman bir büyüğe serzeniş için, kimi zaman ulu orta. İçindeki ironilerle dokunma sanatı olarak da anlam ve önem olarak da çok önemli olduğunu düşünürüm mektubu. Çocukluğumda köyde yaşadığımız için kasabada meşhur bir tuhafiyeci esnaf vardı. Onun adresi verilir haftada bir gidildiğinde kasabada mektup geldiyse sorulur alınırdı. Manifaturacı Hacı Ali eliyle Mehmet Bey Köyü diye adres verirdik. Bazen Ortaokula giderken sık uğradığım için daha dükkana yaklaşırken yazacaklarmış diye dalga geçerek gülümserdi. Aaah o eski mektuplar ne kadar güzeldi. Saf temiz, duru. Selam ve saygıyla değerli Hocam...  29.04.2019 7:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 119
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 320
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster