Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '06

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
812
 

Büyük buluşma nihayet gerçekleşti!

Büyük buluşma nihayet gerçekleşti!
 

İstanbul dışında olup da gelemeyen, İstanbul’da yaşayıp da gelmeyen ya da gelemeyenler! Milliyet Blog’un İstanbul şubesinin büyük buluşması nihayet gerçekleşti. Evet, blogçular, 24 Aralık Pazar günü Taksim anıtının önünde buluşup, tanışıp hasret giderdiler. Aylardır birbirlerini sadece yazıları ve sayfalarındaki düşük çözünürlüklü, belli belirsiz resimleriyle tanıyabilenler nihayet ete kemiğe bürünmüş halleriyle de gördüler.

Efendim, sarılındı, kucaklaşıldı, çiçekler değiş tokuş edildi. Meydanın ayazında ayaküstü bir saat on beş dakika beklenildi ve artık gelecek kimsenin kalmadığına karar verilince bir yerde oturup çay içmeye gidildi. Buluşmacılar masaya oturunca birbirlerini inanmaz gözlerle ama biraz daha daha yakından incelemeye başladı. Mesleklerden, ailelerden, ikâmet edilen yerlerden söz açıldı; birazcık özel yaşamlara girildi. E tabii kaçınılmaz olarak bol bol blog ve blogçular konuşuldu. Ferdi’nin tedavisindeki olumlu ilerlemeye sevinildi. Onun durumunda olup da sesini duyurma imkânı bulamayanlara üzülündü. (“üzülündü” lafı dilbilimsel açıdan pek kafama yatmadı ya, neyse!) Bu konuda devletin üstüne düşeni yapmadığından yakınıldı –ki, yüzde yüz haklıydılar-.

Çay içilen ortam kalabalığa yetersiz gelince daha geniş ve içkili bir mekana geçilmesine karar verildi. Orada sohbet biraz daha koyulaştı. Buluşmaya gelenlerin mesleki profili esas olarak müzisyenler, gazeteciler ve hukukçular olarak üç ana grupta toplanabilirdi. Buna bağlı olarak müzisyen arkadaşlar genellikle müzikten, hukukçular genellikle hukuk, tez konuları ve akademik yaşamdan, gazeteciler ise akıllarına esen her konudan sohbet başlığı açtılar. Sabetayizmden müziğe, edebiyattan anayasa hukukuna kadar geniş bir yelpazede her alana el atılıp kavramlar, kuramlar didik didik edildi. Prof. Yalçın Küçük’ün deli mi dahi mi olduğu bile tartışıldı ama bir sonuca varılamadı. Söz dönüp bloga gelince blogda aşırı ve gereğinden sık yazanlara sitemler yollandı. Blogla ilgili çeşitli tasarılar da ortaya atıldı galiba ama bu satırların yazarı onları şu anda pek hatırlamıyor!.

Bu buluşmaya katılmayı çok isteyen ama İstanbul dışında oldukları için gelemeyen Melda ve Pirmete’nin kulakları çınlatıldı. Kartvizitler, e-posta adresleri alındı verildi. Buluşmada gerçekten sıcak ve samimi bir ortam hakimdi. Bu yüzden olacak ki, zaman su gibi akıp geçti. Malum, ertesi gün Pazartesi’ydi. İşe gidenler olacaktı ve fazla geç kalınmaması gerekiyordu. Saat on civarında kalkıldı.

Evet, buluşmaya katılamayan sevgili blogcular; herhalde büyük randevuya kaç kişinin katıldığını merak ediyorsunuzdur en çok. Aslında açıklamayıp merakta bırakacaktım ama kıyamadım size, hadi söyleyeyim: Buluşmaya sadece üç kişi geldi. Sevgili Açelya Ülgenay, sevgili Seydi ve sevgili Celal Çelik!... Aslında Celal Çelik’in de katılma niyeti yoktu. Ama o saatlerde blog dışından arkadaşlarıyla zaten Taksim’deydi. Saat 18:00’e yaklaşınca o arkadaşlarından ayrılıp buluşmaya gelen blogcu arkadaşlarını görmek istedi. Niyeti meydanda ayaküstü merhabalaşıp oradan evine yollanmak ve televizyon karşısında geçirilecek birkaç saaten sonra kafayı vurup yatmaktı. Meydana varınca anıtın önünde iki kitap ve bir demet papatyayla tek başına beklemekte olan Seydi’yi tanımakta zorlanmadı. Selam verip kendini tanıttı. Dediğim gibi, niyeti hemen tüymekti ama Seydi’yi orada öyle yalnız bırakmaya elvermedi içi. “Biraz bekleyeyim birkaç kişi gelirse onlara da merhaba deyip giderim” diye düşündü. İkisi meydanda bir saat kadar beklediler. Derken çok zarif ve güzel bir hanımefendi de gelip birkaç metre ötelerinde beklemeye başladı. Buluşmaya gelenlerden biri olduğunu tahmin ettiler ama sormaya da çekindiler. Ama sonuçta blogcu kanı çekti herhalde ki, birbirlerini beklediklerini anlayıp merhabalaştılar. Açelya hanımdı bekleyen...

Papatya demeti grubun tek hanım üyesi Açelya’ya verildi tabiatıyla. Açelya papatyaları çok sevdiğini söyledi ve buna da sevinildi hep beraber. Meydanda on beş dakika daha beklenip artık kimsenin gelmeyeceğinden emin olununca yukarıda anlattığım yerlere gidildi. Celal Çelik katılımın azlığını organizasyon bozukluğuna bağlayıp bundan yakındı. Ötekiler bu tespite sessiz kaldılar nedense!

Sonuçta İstanbul’da oturan blogcuların ilk buluşma toplantısına üç kişi katıldı. Ama yine de kendilerini çok kalabalık hissettiler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir an "köşeden Biberiye de göründü" gibilerinden bir cümle okuyacağım sandım :) Her ne kadar Açelya'ya başka bir randevumla çakıştığını ama mutlaka gelmeye çalışacağımı yazdımsa da... Acaba ben bende olmadan gittim mi diye şüphe etmemek elde değil yazınızı okuyunca... Kısmet değilmiş, artık 13 Ocak'ta görüşmek üzere... Hoşçakalın...

Feyhan 
 27.12.2006 1:52
Cevap :
O zaman görüşemedik ama umarım 13 Ocakta görüşürüz Feyhan Hanım. Sevgiler, selamlar...  10.01.2007 13:31
 

Ne kadar keyifli saatler paylaşıp, sohbetler yaptığınızı anlayınca uzaklardan o keyfi ben de yaşadım doğrusu. Başlangıç için yararlı olduğundan şüphem yok. Orada olamama üzüntüsü yaşarken, Milliyet Blog editörlerimizden 13 Ocak 2006'daki toplantı ile ilgili mail almak, netlik oluşması bakımından sevinmemi sağladı. Konudan az çok hepimizin haberdar olduğu, ilk yazının ardından olumlu olumsuz yönde farklı düşüncelerin belirtildiği, artık belirli olan program gerçekleşinceye kadar da bir o kadar daha blog yazılacağını düşündüğüm toplantı da görüşmek, pazar günü yaşanan keyifli saatleri hep birlikte paylaşmayı diliyorum, herhangi bir aksilik olmaması temennisi ile. Sevgi ve selam.

Tuğba 
 27.12.2006 0:45
Cevap :
Merhaba Sevgili Tuğba, yorumunu biraz beklettim çünkü bu yazımın en çok yorum alan yazı olarak anasayfamda kalmasını istemiyordum. Şimdi bu durum ortadan kalktı ve yayınlıyorum. Görüşmek dileğiyle, selamlar...  10.01.2007 13:35
 

Olmadı ama Celal Bey, beni yanlış anlamış olmalısınız ki, açıklama yapma gereği duydunuz. Yazınızdaki mizahi öğeleri de gayet iyi algıladım, şüpheniz olmasın. Ben -eğer öyle bir kanı oluşacaksa, ki çok muhtemel- anlamında yazdım. Yani gelebilecek eleştirilere yönelikti ve asla size, diğer arkadaşlara yada yazıya ilişkin değildi.

Nazan Köseoğlu 
 26.12.2006 16:37
Cevap :
Sevgili Nazan, (n'olur "Nazan" diyeyim bundan sonra!) yanlış anlamalar ardı ardına gelince ben de seni yanlış anladım galiba :) Aslında sadece "organizasyon bozukluğu" sözüne ilişkin bir yanıt vermemden kaynaklandı o da. Yoksa öteki sözlerine tamamen katılıyorum. Yine de özür dilerim ve şimdi o parantezleri tersine çevirelim beraber; şöyle kocaman bir gülümseme işareti :))))) Sevgiler, saygılar..  26.12.2006 18:06
 

En az yüz kisilik bir bulusma olmus. Yaziniz bana bunu anlatiyor, Celal Bey'cigim. Gercekten ben de oradaymis gibi okudum yazinizi. Ve 13 Ocak icin cok hos ve ders iceren bir prova olmus. Ücünüzü de candan kutluyor, 13 Ocak'ta tanisabilmenin heyecanini yasiyorum daha bugünden. Sevgiler.

pirmete 
 26.12.2006 15:31
Cevap :
Değerli üstadım, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Dediğiniz gibi, üç kişi olsak da daha kalabalık olduğumuzu hissettik. 13 Ocakta görüşmek dileğiyle, selamlar, saygılar...  26.12.2006 15:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3741
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster