Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '16

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
72
 

Büyük Valide Hanı'nda harika cumartesi

Büyük Valide Hanı'nda harika cumartesi
 

Cumartesi cumartesi çalışmak için ofise gelip, son zamanların en güzel gezilerinden birini yaptım. Bunu güzel yapan da bu galiba. Gezmek için yola çıksaydık belki bu kadar güzel olmazdı.

Yıl bitmek üzere, yeni yıl için takvimler, ajandalar alma zamanı geliyor. Tabi her zamanki gibi Eminönü'nden alınacak bunlar. En çok çeşit, en uygun fiyat orada. Aralık ayında bir günü denk düşürsem de gitsem diye düşünürken hop diye Eminönü'nde buldum kendimi arkadaşlarımla.

Önce Sirkeci'de güzel bir kahve keyfi yaptık. Ben buralardan ayrıldıktan sonra sokak aralarına yerleşen nargile kafelerden biri. Dibek kahvelerimizin yanında getirilen pet bardak sularımızı içmemiştik, yanımıza alalım mı diye düşündüm, sonra aklıma soğuk bir kış günü mantomun cebine koyduğum pet bardağın üst kısmının patlayıp üstüm başımın su içinde kaldığı geldi. Islanmak bir şey değil de buz gibi havada kötü oluyor. Bunu söyleyince arkadaşım deney yapmaya kalkmaz mı? Suyu ortasında sıktı, sıktı pofff! Kendi üstünün dışında arka masamızdaki kadının çantasına da geldi. Özür falan derken, hesabı ödeyip kaçtık hemen, rezillik diz boyunu aştı biz kahkahayla güle güle Tahtakale'ye vardık.

Asırlık bir kırtasiyeden yaptım alışverişimi. Döşemesi bildiğin eski tahtadan, küçücük, envayı çeşit kırtasiye malzemesi barındıran emektar dükkan. Duvarında da her eski esnafın dükkanında olduğu gibi kurucu babanın fotoğrafı var.

Yavaş yavaş yukarılara, Mercan'a çıkarken kocaman bir hediyelik eşya dükkanına girdik. Aman Allah'ım, neler yok ki burada. En çok heykeller ilgimizi çekti. Her detayın ince ince işlendiği irili ufaklı bir sürü heykel karşısında dakikalar geçirdik. Ama en çok muhasebeci heykelciğinin önünde tabi. Keşke bizim kasamız da onunki kadar dolu olsa (!) diyerek ayrıldık.

Eh, artık karnımız da acıkmıştı, bildikleri en lezzetli kokoreççiye götürdüler beni. Yine küçücük bir dükkan, vızır vızır da işliyor. Lezzeti ise gerçekten harika.

Yemek bitti, dolaşmaya devam tabi. Sokağı bitirip sola saptık, aşağıya doğru dükkanlara baka baka inerken solumuzda büyük bir kapı ve üzerinde Büyük Valide Han yazısı. İçeri girdik, kocaman avlusunu turlayıp yukarılara bakarken gördük onları. O büyük insan kalabalığını. Ne yapıyordu bu insanlar burada? Uzaklara bir yerlere bakıyor gibiydiler. Arkadaşım, "Manzarayı seyrediyorlardır" dedi. Bize durmak yakışır mı, hemen çıktık hanın merdivenlerini. Çatıya çıkan merdivenin başına geldiğimizde ise karşımıza, büyük ve çok eski bir kapı (469 yıllıkmış) ile Antepli görevli çıktı. Çatıya çıkmak adam başı 1 liraymış. Koruma amaçlı olduğunu söyledi. "Yerine gidiyor mudur acaba bu verdiğimiz paralar?" diye söylenen ben biçareye, manzarayı gören arkadaşlarım, "Gitmese de bu manzaraya değer" dediler. Haklıydılar. İstanbul'u hiç bu açıdan, bu şekilde görmemiştim. İşin tuhafı ve fena tarafı, yıllarca Sirkeci'de çalışıp, dünya kadar sokağını, camisini, türbesini, sarayını gezip burayı hiç bilmiyor olmamdı.

Tabi James Bond filminin son serisinin motosiklet sahnesi burada çekilmemiş olsaydı ya da Ziynet Sali bir klibini buradaki bir sandalye üzerinde çekmeseydi bu kadar insan da bilip gelir miydi buraya soru işareti. (ikisini de görmedim vallahi, ilk kez duydum görevliden)

17. yüzyılda, 1650 yılında Kösem Sultan yaptırmış bu hanı. Üç avlusu ve üç yüz odası varmış. Bir dönem İranlı tüccarlar yerleşmiş ve bizim gördüğümüz ana avluda halkın İran Camii dediği bir cami var.

Çeşitli işler yapan bir sürü esnaf var şimdi handa. Eskiden Vakıfların iken özelleştirilmiş ve dükkan dükkan satılmış. Geleceği meçhul.

Tabi özel mülk haline gelince esnaf, dükkanlarına gün ışığı dolsun diye çatının kubbelerine küçük pencereler açmış. İşte bu berbattı. Tarihi hanın güzelim çatı kubbelerine pimapen çerçeve yerleştirmişler. Ve tarih bilinci olmayan bir sürü genç kubbelerin üzerinde zıplayarak İstanbul manzarası fotoğrafı çektiriyor. Yazık o kubbelere!

Biz zıplayarak değil ama, çok büyük keyifle fotoğrafladık bu akşam üzerini. Gün batımı mutlaka harika olurdu burada, sis olmasaydı.

"Çaayy, Çay içen yok mu?" diye bağırıp koşuşturan kavruk Anadolu delikanlısından demli çayımızı da içip bir an önce dönüş yoluna geçtik. Akşama tiyatro sezonunu açacaktık çünkü.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 619
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1125
Kayıt tarihi
: 07.08.11
 
 

Üsküdar İstanbul doğumluyum ve halen burada yaşıyorum. Okumak, yazmak ve seyahat etmeyi çok seviyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster