Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '14

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
51
 

Büyük Zafer'den sonra

Büyük Zafer'den sonra
 

Alıntı fotoğraflar için teşekkür ederim. A.AK


Osmanlı İmparatorluğu 1826'dan beri kendi ihtiyaç duyduğu yerli hammaddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurtdışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem Büyük Britanya'nın çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlı İmparatorluğuna baskı yapıyorlardı.
Osmanlı Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak, Büyük Britanya'ya ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir ticaret konvansiyonunu İstanbul Boğazı Baltalimanı Yalısı’nda imzaladı. (Bir müddet hariciye nazırlığı görevinde kalan Reşit Paşa, bilhassa İngilizlerin yoğun baskı ve faaliyeti sonucu 28 Eylül 1846’da sadrazamlığa getirildi.)

İngiltere ile imzalanan “1838 Serbest Ticaret Antlaşması”, Osmanlı ekonomisine tarihi boyunca indirilen en öldürücü darbe oldu. Gümrüksüz giren İngiliz makine endüstrisi mallar, Osmanlı’nın korumasız el tezgâhlarını kısa zamanda yok etti. Ülkedeki geleneksel üretici kesim, Avrupa ürünleriyle rekabet edemedi ve ekonomik hayattan silinip gitti…
*
18’inci yüzyıl; Fransa'da siyasal devrim, İngiltere'de ekonomik devrim, bütün dünyada gidişatı kökten değiştirdi.
Tarım artık en büyük ekonomik güç değildi. Sanayileşen Batı'da insan ve hayvan gücünün yerini makineler almaya başladı.
Hızla yükselen sanayi; pamuğu vazgeçilmez kıldı.
Sanayileşmeyi başaran ülkeler, stoklarını hızla artırdı, yeni pazar arayışları ve ham madde ihtiyacı nedeniyle bütün gözler sömürge ülkelere çevrildi.

*

Hıfzı V. Velidedeoğlu anılarında, şöyle diyordu:

“1913’te henüz bir ilkokul çocuğu iken, Orta Anadolu’nun tren uğrağı olmayan kasabasında, her gün babamın yanında, başımızda kırmızı bir fes, elimizdeki zembilin içinde çarşıdan taşıdığım yiyeceklerin arasında Rus şekeri; Amerikan unu bulunduğunu ve babamın ayağına ayakkabı; sırtına çamaşır ve giyecek yapmak için Fransız köselesi ve Fransız patiskası, Amerikan bezi; Alman kumaşı ve başını kapamak için Avusturya fesi aradığını çok iyi hatırlıyorum. Babam bunları arıyordu, çünkü bunların Türk malı olanları yoktu. Hepsi dışarıdan geliyordu.”

***
17 Şubat – 4 Mart 1923 İzmir İktisat Kongresinin açılış konuşmasını Türkiye'nin Kurtuluş Savaşı’nı başarmış Mustafa Kemal şu sözlerle yapıyordu:
“Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalmış bir gerçek vardır. Türk tarihi incelenirse, gerileme ve çöküntü nedenlerinin iktisadi sorunlara bağlı olduğu görülür. Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz.”


İşte, Büyük Zafer’den sonra gerek basma fabrikaları, gerek şeker fabrikaları “ekonomik bağımsızlık olmadıkça, ulusal bağımsızlık olmaz” ilkesiyle kuruldu. 

Cumhuriyet’in aydın kadroları milletin karanlığa gömülen istiklalini kurtarmaya yemin etmişlerdi.
*

Türkiye'de Şeker Fabrikaları kurulması amacıyla Osmanlı İmparatorluğu zamanında (1840-1899) ve ondan sonraki yıllarda bazı teşebbüsler olmuştur. Ancak bu teşebbüsler uygulama alanına konulamamış ve bir istek olmaktan ileri gidememiştir.  

Şeker ve dokuma fabrikaları kurma girişimlerinin gerçekleşebilmesi ancak, Büyük Önder ATATÜRK'ün kurduğu Cumhuriyet döneminin sağladığı geniş olanaklar sayesindedir. 

Bu yoldaki ilk ciddi girişimlerden biri de Uşaklı Nuri (Şeker) tarafından başlatıldı. 

Uşak'ta yerel birçok girişimcinin ortaklığında 19.4.1923 tarihinde 600 bin lira sermaye ile kurulan "Uşak Terakki Ziraat T.A.Ş."  6.11.1925 tarihinde ilk şeker fabrikasının temelini attı ve fabrika 17.12.1926 tarihinde işletmeye açıldı. 

Uşak'ta şeker fabrikası kurma çalışmaları devam ederken yine aynı yıllarda İstanbul'da da özel şahısların ve bazı milli bankaların ortaklığıyla 14.6.1925'te 500 bin lira sermayeli "İstanbul ve Trakya Şeker Fabrikaları T.A.Ş." kuruldu. 22.Aralık.1925 tarihinde "Alpullu Şeker Fabrikası"nın temeli atılarak on bir ayda fabrikanın montajı bitirildi ve 26.11.1926 tarihinde fabrika işletmeye açılarak ilk Türk şekerini üretti. 

Dokuma ve şeker fabrikaları, devlet eliyle kurulan ilk  üretim tesisleri olma özelliğine sahiptir.


Bu fabrikaların temeli kolay atılmadı:
Önce; tarımda verimliliği artırmak ve bilimsel olarak yeni projeler oluşturmak için 1925'te Tohum Islah Komisyonu kuruldu. Yurt dışından çeşitli tohumlar getirilerek denemeler yapıldı. Hatta yabancı uzmanlar da davet edildi. 
Yeni Türkiye inşa ediliyordu; lafla değil alın teriyle, emekle…
“Satarak-çalarak değil üreterek…”
*

1980 ve sonrası yıllarda olanlar oldu…
Sosyal devleti yok eden ve tabiatıyla halkı ezen “Neoliberalizm” iktisadi plan olarak süslendi, boyandı, millete yutturuldu. Devletin ekonomik hayattan tamamen çekilmesi amaçlanıyordu.
Serbest piyasa ekonomisini savunanlar, büyük maaşlar karşılığı boyalı basına çıkarıldı. Bunlar “süslenerek” bilim adamı olmaktan çok; vahşi kapitalizmin ideoloji savunucusu yapıldı.
Soner Yalçın’ın deyimiyle “Laf kalabalığıyla gerçeklerin üzerini örtüyorlardı.”
Onlara göre, tarım ilkeldi; Türkiye bu köylülükten kurtulmalıydı!
Sadrazam Reşit Paşa gibi iç piyasayı ardına kadar yabancı mallara açan Turgut Özal “çağ atlatıcı” ilan edildi.
“KİT’ler zarar ediyor; yoksulluğumuzun nedeni KİT’lerdir…” yalanları pompalanıyordu. İşçiler, emekçiler “düşman” haline getirildi.
Bu arada bilinçli adımlarla; halka hizmet için var olan kamu iktisadi kuruluşları da gözden düşürüldü.

"Onlar ortak biz pazar oluruz” uyarısı ile esnaf ve tüccarımızı uşaklığa, devletimizi de borç bataklığına sürükleyen ticaret konvansiyonları, bütün bu tarihi süreç içinde oldukça tanıdık gelmiyor mu?


* * *
İnsan okulda öğrenir, fabrikada eğitilir. Nazilli ve Alpullu bunun güzel örneklerinden yalnızca ikisidir.

Yolumuz Alpullu’ya düştü, Atatürk devriminin ürünü, çürümeye bırakılan bu fabrikayı gördük.
“Moralimiz bozuldu” demiyorum, aynısını yine yapabiliriz.

 

Mustafa Kemal’e olan inancımız arttı.
Yeter ki heyecanımızı kaybetmeyelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 990
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster