Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ağustos '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
446
 

Büyükçekmece'de bir balıkçı ailesi

Büyükçekmece'de bir balıkçı ailesi
 

Akşam üzeriydi. Gölgeler koyulaşıyordu yavaş yavaş. Gölün içinde bir ışık tufanı taştan yunusa doğru yay çizerek fıskıyelenip duruyordu. Yavru kediler yalanarak dolaşıyorlardı balıkçı ağlarının arasında. Kehribar ışıkları henüz yanmayan Mimar Sinan Köprü’sünün üzerinde minicik görünüyordu insanlar. Elimde fotoğraf makinası balıkçı barınağındaki o salaş lokantada beyaz plastik masalardan birine oturmuş kendimce hoş kareler yakalamaya çalışıyordum. Onları görünce kalkıp yanlarına gittim. “Kolay gelsin” dedim. “Ne çıkıyor bu günlerde.” “Sardalya ve İstavrit”dediler. “
"Abla benim senden bir ricam var," dedi Cihan. Bir şeye bozuldu sandım, söyle dedim: “Kalabalık çok çektin, şimdi de beni şöyle hanımımla yalnız yalnız bir çeksen de sonra da o fotoğrafı bize getirsen olur mu?” İçimi bir sevinç kapladı. Su zerrecikleri uçuştu yüzümde. “Olur tabi,” dedim. “Getiririm.” Siz olmasanız bile burada kooperatife bırakırım resimleri. "Yaşa be abla!.."
Aslında babanneli, dedeli altı kişilik eski tipe yakın büyücek bir aileydi onlar. İki küçük erkek çocukları vardı. Büyük olana dedesinin adı verilmiş, Yalçın. Bu yıl ilkokula başlayacak. Çınar’ın tutunmazsam düşerim endişesi taşıyan çağları geride kalmış ama yine de daha küçük o.
Balıkçılık yetiyor mu diyorum. Ufukta çürümekte olan güneş gibi akları kızarmış gözlerini kısarak fısıltı gibi bir sesle “yetmiyor, nasıl yetsin, gündüzleri de fabrikada çalışıyor ” diyor Nesrin başıyla Cihan’ı göstererek.
Gece çıkıyorlarmış anne- oğul denize. Sabaha karşı da dönüyorlarmış. Babası da balıkçıymış Cihan’ın. Ama yalnızca ağları temizlemeye geliyormuş artık bazı günler barınağa. Ev işleri ve çocuklara bakmak da Çiçek gelinin işiymiş.
“Beni de götürün bir gece,” diyorum. Şaşkın şaşkın bakıp gülüyorlar. "Abla sen çıtkırıldımsın ya dayanamazsın" diyor Çiçek. “Dayanırım canım, siz götürün bir gece beni de.” “Napcan ki,” diyor Nesrin kitaba mı yazcan bizi. Gülüyorum, gerçek bir yazar sanılmak hoşuma gidiyor. “Yazarsan yaz uuuuh istediğin kadar!.. Senden bir kötülük gelmeyeceği belli zaten…” diye ekliyor sonra. “Sağol Nesrin” diyorum…
Birer sigara yakıyorlar gelin Kayınvalide. Kaldırıma oturup tüttüre tüttüre içiyorlar. Bir de çay söylüyoruz sonra, çabukcak güveniyoruz birbirimize…Rüzgar çim kokusu getiriyor bir yerler

 

Mesut Selek, Hasan Hüseyin Dulun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öykü dediğin kısa olmalı. 1.2.3 diye gidenler var bir de hiç dayanamam. Beni oraya götürüp sahilin kokusunu içime çektirtti satırlarınız. Teşekkür ederim.

Adil Serkan SATI 
 18.10.2014 18:47
Cevap :
Uzun, kısa, orta uzunlukta öykü hepsinin yeri farklı kuşkusuz...Ama son günlerde en çok okuduğum ve hoşlandığım kısa öykü...biraz da şiire yakın olmasından belki...Az sözle yoğun duyguları ifade etmekteki gücünden...  20.10.2014 10:15
 

Yaşamı,içindekilerini,yaşayanları,yaşatanları öylesine candan,öğlesine yürekten,gözlüyor ve betimliyor,öylesine güzel kurguluyorsunuz ki;okuyanı içine çekiyor öyküyü içselleştirmelerini sağlıyorsunuz...Bundan daha büyük yazar nasıl olunur bilemiyorum.Baksanıza balıkçı kadın kısa bir beraberlikte yazar olduğunuzu kavramış.Büyük yazar olmak düşünüz değil gerçekliğiniz.Buna gönülden inanıyorum.Saygı ve sevgiler...

umut KIRMIZI 
 16.08.2014 15:39
 

Edebiyatla arası iyi bir arkadaşa(yerel gazatelerde yazı yazacak düzeyde) yazıyı ve yorumumu okuttum.Benim yorumumu ölçüsüz ve temelsiz buldu başlarda...Tartışmaya başladık.Şunu söyledim;''Misal,Hamra Hanım(bu arada çok güzel bir isminiz var,eklemeden geçememiyecem,arapça kökenli bir kelime,kırmızılık,kızıllık anlamına geliyor,ahmer daha kızıl anlamında yada muhammer kızıllaşmış anlamında mesela humura da ruj anlamında kullanılır arap kadınları arasında ama muhammer sözcüğünü başka türlü kullanıyorlar,onu ben de anlayamadım,neyse çok uzattım,konumuza döneyim) Dedim ki;eğer Hamra Hanım, o fotoğrafı yazıya eklememiş olsaydı, o resim kafamızda oluşur muydu? cevap; Evet. O halde yazı başarılı demektir.Edebiyat,yazı ile resim yapmak değil mi? Gördüğün gibi ölçüsüz ve temelsiz değilmiş yorumlarım.Haksız mıyım?

die stimme des mondes 
 15.08.2014 17:43
 

''Gülüyorum,gerçek yazar sanılmak hoşuma gidiyor.'' Bence gerçek yazar olmayan,bu cümleyi kuramaz.Aslında Nesrin,farkında olmadan doğru şeyi söylemiş.Bir arkadaş yazar olmak ile ilgili şöyle diyor; ''Yazar olmak; bir düştür, bir hayaldir, sevgidir, aşktır, sokakta yürürken ıslık çalmaktır, manavdan domates alıp ekmekle yemektir, çay içmektir rüzgarlı bir boğaz içi manzarasının bir parçası olmaktır, içmektir çay bardağı ile rakı, beş karışını kağıdın üzerine koyup sevgilinin elini çizmektir... yazar olmak, durmaktır bir yerde. "tamam" deyip yürümektir yine hayatın içine...'' Ne kadar da uyuyor bu tanım size değil mi?En azından yazılarınızı dikkatle takip eden biri olarak,ben öyle düşünüyorum.Saygılarımla...

die stimme des mondes 
 14.08.2014 17:15
Cevap :
Yazarlık bir hayat tarzı, önceliği olması gerekiyor insanın...Benim bir hayalim var yalnızca, gerçek bir yazar olma hayalim...Umarım gerçekleşir hepimizin hayalleri...Çok teşekkürler beni gerçek bir yazar olarak gördüğünüz ve yazılarımı izldiğiniz için...:)  15.08.2014 16:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 432
Kayıt tarihi
: 02.11.09
 
 

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik başlıca ilgi alanlarım. Gezmeyi, okumayı, yazmayı, düşünmeyi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster