Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
551
 

Büyükler İçin Öyküler; 'Kırmızı Ayakkabılar'

Büyükler İçin Öyküler; 'Kırmızı Ayakkabılar'
 

'Yabanıl olanı, 'bir zamanlar doğal bir psişik durumda -yani doğru vahşi akla sahip- olan, daha sonra, bir dizi olay sonucu ele geçirilen, böylece aşırı evcilleşerek olması gereken içgüdüleri ölgünleşen' olarak tanımlıyorum.  Özgün vahşi doğaya geri dönme fırsatı yakalandığında vahşi kadın, her türden tuzağa ve zehre çok daha kolaylıkla atlar. Çünkü, döngüleri ve koruyucu sistemleri tahrifata uğramıştır, bu yüzden doğal vahşi hali risk altındadır. Artık, uyanık ve tetikte olmadığından kolaylıkla av olur. 
 
İçgüdü kaybı kendine özgü bir yol izler. Bu yolun rotasını incelemek esastır, böylece hem kendimizin hem de kızlarımızın temel doğalarının hazinelerini koruyabiliriz. Psişik ormanlarda, orman tabanının yapraklı yeşilliğinin hemen altında yatan ve paslı demirden yapılmış birçok kurt kapanı vardır. Psikolojik açıdan aynı şey, geniş anlamıyla içinde yaşadığımız dünya için de geçerlidir. İlişkiler, insanlar ve çekici riskler gibi karşılarında zaaf duyduğumuz çeşitli yabancı yemler vardır ama o güzel görünüşlü yemin içinde belli bir hedef için iyice sivriltilmiş bir şey bulunur; ısırır ısırmaz ruhumuzu öldüren bir şey!
 
Her yaştan olanlar, özellikle de gençler uzun kıtlık dönemlerini ve sürgünleri telafi etmek yönünde çok güçlü bir dürtüye sahiptirler. Besleyici, kalıcı veya dayanıklı olmayan insanları ve hedeflere ulaşmak için akılsızca ve aşırı bir gayret gösterdikleri için kendilerini tehlikeye atmış olurlar. Nerede veya hangi zamanda yaşarlarsa yaşasınlar, her zaman için onları bekleyen kafesler, kandırılarak veya itilerel içine atılacakları çok küçük hayatlar vardır!
 
Eğer ele geçirildiyseniz, ruhun açlığına katlandıysanız, tuzağa düştüyseniz ruhunuzun açlığını çektiğine inandığınız bir şeye ilgi duyabilir, sivri bir çubuğun ucunda gizlenen bir zehri yutmaya yakın olabilirsiniz. Bazıları ufak post kayıplarıyla tuzaklardan sıyrılmasını bilse de bazıları tuzaklar tarafından parçalanır, bazıları da kendilerini çözüp yaralarına tek başlarına bakacakları bir mağaraya sürünerek gitmeyi becerirler.
 
Bu tuzakları önceden görebilmek ve kaçınabilmek yeniden içgörü ve dikkat geliştirmeye bağlıdır. Sıyrılmayı ve yön değiştirmeyi bilmeliyiz. Doğru dönüşleri bulabilmek için, yanlış olanları görebilmemiz gerekir. 
 
Yaşlı kadınların öğretici masallarından birinin kalıntıları olduğuna inandığım ve aç kalmış yabanıl kadının düştüğü durumu açıklayan bir masal vardır; 'şeytanın dans eden ayakkabıları', 'şeytanın kırmızı ayakkabıları', 'kırmızı ayakkabılar' gibi çeşitli adlarla bilinir. 
 
Aşağıdaki öykü, Kırmızı Ayakkabılar'ın bir Macar-Alman versiyonudur. Ve teyzem çocukluğumuzda bize bu öyküyü anlatır ve şöyle derdi; 'ayakkabılarına bak ve sade oldukları için şükret. Çünkü birinin fazla kırmızı ayakkabıları varsa çok dikkatli yaşaması gerekir.' 
Clarissa P. Estes
 
KIRMIZI AYAKKABILAR
'Bir zamanlar ayakkabıları olmayan öksüz bir çocuk varmış. Fakat çocuk, bulduğu bütün kumaş parçalarını biriktirmiş ve bir süre sonra kendisine bir çift kırmızı ayakkabı dikmiş. Görünüşleri kabaymış ama onları seviyormuş. Günleri hava iyice kararana kadar dikenli koruluklarda yiyecek toplamakla geçse de ayakkabılar ona kendisini zengin hissettiriyormuş. 
 
Bir gün paçavralar içinde ve kırmızı ayakkabılarıyla yoldan aşağı yorgun argın yürürken, yanında aniden yaldızlı bir at arabası durmuş. İçinde yaşlı bir kadın varmış. Onu evine götürüp kendi küçük kızıymış gibi davranacağını söylemiş. Böylece yaşlı zengin kadının evine gitmişler. Çocuğun saçları yıkanıp taranmış. Temiz beyaz iç çamaşırları, güzel bir yün elbise, beyaz çoraplar ve parlak siyah ayakkabılar verilmiş. Çocuk, eski giysilerini özellikle de kırmızı ayakkabılarını sorduğunda, yaşlı kadın giysilerinin çok kirli ve ayakkabılarının çok gülünç olduğunu, bu yüzden onları ateşe attığını, orada yanarak kül olduklarını söylemiş.
 
Çocuk, çok üzülmüş, çünkü çevresindeki bütün zenginliklere rağmen kendi elleriyle yaptığı basit kırmızı ayakkabılar ona en büyük mutluluğu veriyormuş. Şimdi hep uslu uslu oturmak, sekmeden yürümek ve kendisiyle konuşulmadan konuşmamak zorundaymış ama yüreğinde gizli bir ateş yanmaya başlamış ve eski kırmızı ayakkabılarını her şeyden daha çok özlemeye devam etmiş.
 
Masumlar gününde kilise topluluğuna kabul edilecek kadar büyüdüğünde yaşlı kadın bu özel gün için hazırlanmış bir çift ayakkabı almak üzere onu yaşlı ve sakat bir ayakkabıcıya götürmüş. Ayakkabıcının sandığında, en güzel deriden yapılmış bir çift kırmızı ayakkabı duruyormuş, ayakkabılar adeta ışık saçıyormuş. Gerçi kırmızı ayakkabılar kilise için tam bir rezaletmiş ama sadece yüreğindeki özlem ve açlıkla seçim yapan çocuk, kırmızı ayakkabıları seçmiş. Yaşlı kadının gözleri o kadar bozukmuş ki, ayakkabıların rengini görememiş ve parasını ödeyerek onları satın almış. Yaşlı ayakkabıcı çocuğa göz kırparak ayakkabıları paketlemiş. 
 
Ertesi gün kilise üyeleri şaşkınlıkla çocuğun ayağındaki ayakkabıları süzüyormuş. Kırmızı, parlatılmış elma gibi, yürek gibi parlıyormuş. Herkes bakakalmış; duvardaki ikonlar, hatta heykeller bile ayakkabıları uygun bulmadıklarını gösterir şekilde bakakalmışlar. Ama kız, ayakkabıları her şeyden çok seviyormuş. Böylece papaz ses verip de koro uğuldadığı zaman çocuk hiçbir şeyin kırmızı ayakkabılarından daha güzel olmadığını düşünmüş. 
 
Günün sonuna doğru yaşlı kadın, koruması altındaki çocuğun kırmızı ayakkabıları hakkında bilgilendirilmiş. 'Asla ama asla bu kırmızı ayakkabıları bir daha giyme' diye kızı tehdit etmiş yaşlı kadın. Ama ertesi gün çocuk kırmızı ayakkabılarını siyahlara tercih etmekten kendini alamamış yine. Yaşlı kadın ile küçük kız her zamanki gibi kiliseye doğru yola koyulmuşlar.
 
Kilisenin kapısında kolu askıda olan yaşlı bir asker varmış. Dar bir ceket giymiş ve kırmızı bir sakalı varmış. Saygıyla eğilmiş ve çocuğun ayakkabılarındaki tozu fırçalamak için izin istemiş. Çocuk ayağını uzatmış ve o da kızın ayak tabanlarını kaşındıran küçük bir dans şarkısı ritmiyle ayakkabıların altına hafifçe vurmuş. 'dansa kalkmayı unutma' diye hafifçe gülümsemiş ve göz kırpmış.
 
Herkes yine yan yan küçük kızın kırmızı ayakkabılarına bakmış. Ama o, kıpkırmızı, ahududu gibi, nar gibi parlak olan bu ayakkabıları o kadar seviyormuş ki pek bir başka birşey düşünemiyor, ayini de pek duyamıyormuş.Ayaklarını kah öyle kah şöyle döndürüp kırmızı ayakkabılarına hayran olmakla o kadar meşgulmüş ki, koroya eşlik etmeyi unutmuş.
 
Yaşlı kadınla birlikte kiliseyi terk ederken yaralı asker bağırmış; 'ne kadar güzel dans eden ayakkabılar!' Sözleri kızın anında birkaç dönüş yapmasına neden olmuş. Ama bir kez hareket etmeye başlayan ayaklarını durduramayan kız, çiçek tarlalarından ve kilisenin köşesinden dans ederek geçmiş, öyle ki sanki kontrolünü tamamen yitirmiş gibi görünüyormuş. 
 
Yaşlı kadının arabacısı oturduğu yerden atlayarak inmiş ve kızın peşinden koşmuş, onu yakalayarak tekrar arabaya getirmiş ama kızın ayakları sanki hala yere basıyormuş gibi dans etmeye devam ediyormuş. Yaşlı kadın ve arabacı asılıp çekmişler, kırmızı ayakkabıları çıkarmaya çalışmışlar. Bütün şapkalar yere düşüp bacaklar tekmeler savururken, sonunda çocuğun ayakları sakinleşmiş.
 
Eve dönünce yaşlı kadın kırmızı ayakkabıları çıkararak bir rafın üstüne fırlatıp atmış ve kızı, onlara bir daha dokunmaması için uyarmış. Ama kızın gözleri ayakkabıların olduğu rafa takılmış. Ona göre bunlar hala yeryüzündeki en güzel şeylermiş.
 
Çok geçmeden kader bu ya yaşlı kadın yatağa düşmüş ve doktor gider gitmez kız, ayakkabıların saklandığı odaya koşmuş ve güçlü bir arzuyla onları yeniden alıp ayaklarına geçirmiş. Ama ayakkabılar topuklarına değer değmez dans etme tutkusuna yenik düşmüş. Ve böylece dans ederek kapıdan çıkmış, merdivenlerden inmiş. Kız, zafer duygusu içindeymiş. Sola doğru dans etmek isterken ayakkabıların sağa doğru dans etmek istediğini fark edene dek başının belada olduğunu anlayamamış. Dönerek dans etmek istediğindeyse ayakkabılar, dümdüz gitmekte ısrar ediyorlarmış. Ve ayakkabılar, küçük kızı çamurlu yollardan geçirerek onu kasvetli ve karanlık ormana götürmüşler.
 
Orada bir ağaca dayanmış halde kırmızı sakallı, askıdaki kolu ve dar ceketiyle yaşlı asker duruyormuş. 'Olur şey değil' demiş. 'Ne güzel dans eden ayakkabılar' Dehşete düşen kız, ayakkabıları çekerek çıkarmaya çalışmış ama asıldıkça, ayakkabılar ayaklarını daha da sıkı kavramış. Bir ayağı üstünde zıplayarak ötekinden ayakkabıyı çıkarmaya çalışmış ama yerdeki diğer ayağı bu durumda bile dans etmeyi sürdürüyor, elindeki ayak da dansın kendine düşen kısmını yapıyormuş.
 
Ve böylece dans etmiş, etmiş, etmiş... En yüksek tepelerde ve vadiler boyunca, yağmurda, karda ve gün ışığında dans etmiş. En karanlık gecede ve güneş doğarken dans etmiş ve alacakaranlıkta hala dans ediyormuş. Ama bu güzel bir dan ediş değilmiş. Korkunç bir dans edişmiş ve kız için dur durak yokmuş.
 
Dans ederken kulağına şu sözler gelmiş; 'Bir hayalete, hortlağa dönüşene kadar, bir deri bir kemik kalana kadar, dans eden bacakların dışında senden bir şey kalmayana kadar dolaşıp dans edeceksin. Bütün köylerden kapı kapı dolaşıp dans ederek geçeceksin, her kapıya üç kez vuracaksın ve insanlar açıp baktıklarında seni görüp kendileri adına yazgından ürkecekler. Kırmızı ayakkabılar dans ettikçe sen de dans edeceksin'
 
Kız, merhamet dilemiş ama daha fazla yalvaramadan kırmızı ayakkabıları onu uzaklara götürmüş. Fundaların üstünde dans etmiş, akarsulardan geçmiş, çalılıklardan atlamış, hiç durmaksızın dans ederek eski evine gelmiş. Evde yas tutuluyormuş. Yaşlı kadının öldüğünü öğrenmiş. Ancak o dans etmeye devam etmiş. Sefil bir bitkinlik ve dehşet içinde kasabanın celladının yaşadığı ormana kadar dans etmiş. Ve kızın eve yaklaştığını hisseden celladın duvarındaki balta titremeye başlamış. 
 
Kapıda hala dans ederken cellada 'lütfen' diye yalvarmış. 'Lütfen ayakkabılarımı keserek çıkarın ve beni bu korkunç yazgıdan kurtarın' Bunun üzerine cellat, kırmızı ayakkabıların bantlarını baltasıyla kesmiş ama ayakkabılar hala ayağında duruyormuş. O zaman kız ağlayarak cellada, ayaklarını kesmesi gerektiğini söylemiş. Cellat da kızın ayaklarını kesmiş. Ve içinde ayaklar olduğu halde kırmızı ayakkabılar dans etmeye devam ederek ormana doğru uzaklaşmış, tepelere çıkmış ve gözden kaybolmuş. 
 
Kız artık zavallı bir sakatmış ve hayatını sürdürebilmesi için başkalarına hizmet etmesi gerekiyormuş ve bir daha asla, asla kırmızı ayakkabıları arzulamamış.' *
 
 
YORUM: 
KENDİNİ KORUMAK, KURT KAPANLARINI, KAFESLERİ VE ZEHİRLİ YEMLERİ TANIMAK
Masalda, çocuğun kendisi için yaptığı, kendisini özel hissetmesini sağlayan kırmızı ayakkabılarını yitirdiğini görüyoruz. Kız, yoksul olsa da yaratıcıdır, kendi yolunu bulacak beceriye sahiptir. Hiç ayakkabısı yokken, dışarıdaki hayatın güçlüklerine rağmen kişiliğinin ruhsal yönünü hissetmesini sağlayan ayakkabılar edinmesini bildi. El yapımı ayakkabılar onun alt düzeydeki psişik varoluştan çıkıp kendi tasarladığı tutkulu bir hayata yükselişinin işaretiydi. Ayakkabıları, becerikli dişi doğasının gündelik hayatın içinde bir bütünlüğe kavuşmasına yönelik muazzam ve somut bir adımı temsil etmektedir. Hayatının kusurlu olmasının önemi yoktur. Onun yaşama sevinci vardır. Gelişip ilerleyecektir. 
 
Toplumsal açıdan ayakkabılar bir kişilik tipini ötekinden ayırma ve tanımaya ilişkin bir mesaj yollar. Ayakkabılar, neye benzediğimize, hatta kimi zaman kim olmaya özendiğimize, olmayı denediğimiz personaya dair birşeyler anlatır. Arketipsel ayakkabı simgeciliği ayakkabıların bir güç göstergesi olduğu zamanlara kadar gider. Yöneticilerin ayakkabıları vardı, kölelerin yoktu. Masalın bu versiyonu, ayakkabıların hayatta kalma araçları olarak görüldüğü soğuk kuzey ülkelerinde yaşananlardan kalmıştır. Arketipsel simgecilikte ise ayaklar, hareketliliği ve özgürlüğü temsil eder. Bu anlamda ayakları örtecek ayakkabılara sahip olmak, inançlarımızın kanıtlarına ve bu inançlara göre davranmak için gereken şeylere sahip olmak demektir. Bir kadın, psişik ayakkabılar olmadan keskinlik, duyarlılık, dikkat ve dayanıklılık gerektiren iç ve dış koşullarla başa çıkamaz. Çok fazla fedakarlık yapılmasına rağmen, ortaya bir yaşam gücü çıkmazsa, o zaman sorunlar başlar. Kırmızı, hayatın kanı değil, kaybedilen kanın rengi olur. Masalda yaşanan dram tam olarak budur. Çocuğun el yapımı kırmızı ayakkabıları yakıldığında, sevilen, parlak kırmızı yitirilir. Bu bir hasreti, bir saplantıyı ve son olarak başka tür bir kırmızıya bağımlı olma sürecini başlatır. Ani gelişmeleri, ucuz heyecanları ve ruhsuz cinselliği simgeleyen ve baştan çıkarılmaların tekrarlandığı anlamı olmayan bir hayata götüren bir kırmızıdır bu.
 
Bu masalın tüyler ürpertici sonu, manevi kahramanın başladığı bir dönüşümü tamamlayamadığı masal sonları için tipiktir. Acımasız motif, duygusal benliğin çok ciddi bir mesaja dikkat kesilmesini sağlamak için kullanılan eski bir yöntemdir. Psikolojik olarak acımasız bölüm; buyurgan bir psişik gerçeği iletir; bu gerçek o kadar acildir ve 'oh, evet, anlıyorum' diyerek görmezden gelen kişinin kötü yazgısına doğru güle oynaya yürümesi o kadar kolaydır ki, yine de uyarılara kulak asılmaz.
 
Kırmızı Ayakkabılar'daki psişik gerçek şudur; temel sevincine ve vahşi değerine sıkıca tutunmazsa ya da onu yeniden elde etmezse kadının anlamlı hayatı yıpratılabilir, tehdit edilebilir, soyulabilir ya da kandırılarak elinden alınabilir. Masal, bir vahşi ruh kıtlığına düştüğümüzde kapılabileceğimiz tuzak ve zehirlere dikkatimizi çekmektedir. Vahşi doğayla işbirliği olmayan kadın acıkır ve 'kendini daha iyi hissetme'lerden, 'beni yalnız bırak'lardan ve 'lütfen ben sev'lerden oluşan bir saplantıya düşer.
 
Aç kalan bir kadın, kendisine sunulan herşeyi kabul eder ki, bunlar kendisi için hiçbir işe yaramayan şeyler olabileceği gibi, zamanını ve yeteneklerini korkunç bir şekilde boşa harcatan ya da hayatını fiziksel açıdan tehlikeye sokan yıkıcı ve hayati tehdit arz eden unsurlar olabilir. Bir kadını, denetimini kaybetmiş bir halde, çılgın gibi dans ettiren, sonra da celladın kapısına sürükleyen şeyleri seçmeye iten işte bu ruhsal kıtlık halidir. Bu yüzden, içgüdüsel ve vahşi hayatı yitirmenin, bir insana yolunu nasıl kaybettirdiğini görmemiz gerekir. 
 
El yapımı kırmızı ayakkabıların yitirilmesi, kadının bizzat kendisinin tasarladığı hayatını ve tutkulu yaşama gücünü kaybetmesini ve bundan böyle çok uysal bir hayat sürdürmesini temsil eder. Bu da kaçınılmz olarak doğru algılamanın kaybına, bu kayıp ise aşırılığa, aşırılık da ayağın, üstünde durduğumuz zeminin, temelimizin, özgürlüğümüzü destekleyen içgüdüsel doğamızın derin bir bölümünün kaybedilmesine yol açar.
 
Kırmızı Ayakkabıar, bize bir bozulmanın nasıl başladığını ve duruma müdahale etmezsek sonucun ne olacağını gösterir. Bir kadın ne tür bir iblis olursa olsun, kendi iblisine müdahale etmek, onunla savaşmak için gayret gösterdiğinde bu gerek arketipsel gerek gerçeklik açısından bilinen en değerli savaşlardan biridir. Masalda olduğu gibi kadın, kıtlık, esir düşme, içgüdülerin yaralanması, yıkıcı seçimler ve buna benzer diğer tüm yollarla iyice dibe vursa bile - unutmamalıdır ki dip, psişenin yaşayan köklerinin bulunduğu yerdir- bir kadının vahşi temelleri tam da buradadır. Yeni bir şeyi tekrar ekmek ve büyütmek için en iyi topraktır dip. Bu anlamda dibe vurmak, son derece acı verici olsa da aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir. 
 
Zehirli kırmızı ayakkabılara sahip olmayı, hayatımızın değerini yitirmeyi asla istemesek de hayatın ateşli ve yıkıcı merkesinde lanetli dansını yapmış, kendini ve yaratıcı hayatını yitirmiş, ucuz ya da pahalı bir el sepetinde cehenneme sürüklenmiş ama yine de her nasılsa bir çatlak aracılığıyla iblisinden kaçıp bunu anlatıncaya kadar bir sözcüğe, bir düşünceye, bir fikre tutunmuş olan bir kadındaki ateşi bilgelikle kaynaştıran bir şey vardır.
 
Bu yüzden denetimsizce dans eden, bastığı zemini ve ayaklarını yitiren ve bu acıklı durumu masalın sonunda anlayan kadının özel ve değerli bir bilgeliği vardır. O, çölde yaşayan hoş ve güzel ve değerli bir kaktüs(saguaro) gibidir. Bir saguaro, delik deşik edilebilir, oyulabilir, devrilebilir, ezilebilir ama yine de yaşar, yine de hayat veren suyu depolar, yine de yabanıl bir şekilde büyüyüp zamanla kendini onarır.
 
Peri masalları on sayfada sona erse de yaşamlarımız daha uzun sürer. Bizler çok ciltli kitap takımlarıyız. Hayatımızın bir bölümü duvara toslayıp yansa da, her zaman bizi bekleyen bir bölüm ve sonra başka bir bölüm daha vardır. Doğrusunu yapmak için başka bir zaman başka fırsatlar olacaktır. Başarısızlık, başarıdan daha büyük bir öğretmendir. Dinleyin, öğrenin, devam edin. Bu masaldan öğrendiğimiz şey budur. Onun kadim mesajı budur. Durumun daha da kötüye gittiği örüntüleri öğreniyoruz. Böylece yakalanmadan önce kafesleri ve yemleri hissedebileceğimiz bir güçle yola devam ediyoruz.
 
 
* Bu öykü ve yorum, Clarissa P. Estes'in 'Kurtlarla Koşan Kadınlar' kitabından alınmıştır. Amaç, bilgiyi aktarmaktır.
 
Abbas Oğuz, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Kurtlarla koşan kadınlar"cesareti ve hüneri sevgi ve bilgelikle kaynaştıran bir duygu olsa gerek!Zefkle okudum.Harikaydı.Gezgin ruhunuza sağlık efendim.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 06.07.2018 22:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster