Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Portakal Çiçeği ve FISILTI

http://blog.milliyet.com.tr/elvince

21 Eylül '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
41844
 

Büyüklere masallar- Kelebegin ölümü

Büyüklere masallar- Kelebegin ölümü
 

Yosun ve balık kokan, unutulmuş, yaşlı kasabada bir kız yaşardı. Kimsesiz ve yalnızdı. “Phryne” derlerdi ona, adını bilen yoktu. İpek saçları topuklarıyla oynaşırdı. Siyah gözleri ışıl ışıl, dudakları aşk ve yaşam isteğiyle doluydu. Her gece dalgaların çırpınarak sahille öpüştüğü yerde, iki damla gözyaşıyla güneşin batışını, ayın doğuşunu seyrederdi.

Mahzun ve kederli dönerdi kulübesine.” Mavra matia” yı söylerdi.Yanar yanardı, kimsesiz Phryne. Hülyalı, çılgın, delice arardı aşkı…

Annesi, hoyrat ellerin sunduğu şarap kadehlerinde unutmuştu hayatı ve ölüm geldiğinde daha Phyrne kadardı yaşı. Yüreğine saplanan bıçak mıydı koparan onu hayattan yoksa hayat çoktan kopmuş muydu ondan? Yavrusuna yaşlı balıkçı sahip çıkmıştı ve “Mavra matia” bırakabildiği tek miras oldu yaşlı balıkçının Phyrne´ye. Bir akşam üstü yorgun kalbi duruverdi sandalında “Mavra matia” yı söyluyordu.

Kimsesiz ve yalnızdı.“Mavra matia” yı söylerdi şakrak altın sesiyle…

Siyah saçlarında hep bir kelebek olurdu ki bu kelebek canlıydı ve saçlarının tek süsüydü. Örgülerini açar açmaz her sabah konardı saçlarına ve gece olup kulübesine varıncaya kadar Phryne, kelebek ağlardı. Saçlarının parlaması; kelebeğin gözyaşlarından derlerdi.

Birçok genç balıkçının aşkını reddetti. Aldırmadı onlara. Ağları örerken yorgun parmaklarıyla, gerçek aşkı düşlerdi, deniz altında da olsa bulacak ve tüm kalbiyle sevecekti ona gerçek aşkı sunan erkeği. Kasabanın kadınları kıskançlıkla bakardı çıplak ayaklarına ve belindeki kuşağa, toplayarak sıkıştırdığı etekliğinin altından gözüken bacaklarına. Ördüğü ağları sandalına koymaya çalışırken saçlarında güneşi tutsak ederdi; bilirdi bunu bütün kadınlar ve onu aralarına almak istemezlerdi. Kadınların aksine erkekler sürgün olmaya razıydılar onun gözlerinde.

Dalgaların çırpınarak sahille öpüştüğü yerde yemin etti bir gece; hiçbir erkeğe kalbini vermeyecekti, ta ki onu buluncaya, kalbini sökerek ellerine verebileceği erkeği buluncaya kadar. Düşünde gördü bir gece onu. Gözleri bir ejdarhanın gözleri gibiydi, saçları geceden bile karaydı ve sanki gece onun saçlarına bestelenmiş bir şarkı gibiydi. Kollarındaydı özlediğinin, dudaklarındaki alev bedenini yakıyordu, tuzlu teni tıpkı deniz gibi kokuyordu.

Bir gece daha girdi düşüne ejdarha bakışlı, gece saçlı, ateş dudaklı adam. Aşkın kokusu kaplamıştı her yanı, dilinde tuzun ve denizin tadı...

Bedeninin kıvrımlarında dolaşan sabah esintisi gibi hafif, sandalını bağladığı büyücü kayasının öğlen güneşinde tenini kavuran ateşi kadar sıcak elin tesirine kapılmıştı.Uykuy muydu onu esir alan yoksa aşk mıydı, bilemiyordu.
Son günlerde sebepsiz bir istekle uğradığı büyücü kayasının üstüne uzanan bedenini ısıtdıkça güneş, bedeni ve ruhu yoğun bir açlık hissederdi. Kanının akışı hızlanır, yutkunması artar, zar zor nefes alır tıkanan burun delikleri yüzünden ağzını açarak hava almaya çalışırdı. Ne olduğunu anlayamazdı. Titreyen, kasılan, kıvrılan bedenine bir an hükmü geçmez öne eğilerek haykırırdı.”Bu büyücünün işi olmalı”

Bu gece daha yoğundu yaşadıkları, aşk bu olmalı diye düşündü sabaha kadar ateşler içinde yanarak, sanrılarla uyudu.

Artık gelmiyordu ejderha bakışlı, gece saçlı, ateş dudaklı aşkı düşlerine. Kaç gece bekledi onu dalgaların sahille öpüştüğü yerde. Büyücü kayası yak(a)mıyordu tenini, aşkı tanımıştı. Kaç ay geçti bilinmez, gecenin bestesi susmuştu ve Phyrne hala bekliyordu. Susmuştu “mavra matia”

Görünmez oldu… Deniz kabardı ve sordu ayla güneşe; Phyrne’nin hülyalı iki damla gözyaşı nerede? Güneş battı boğulurcasına, ay gülmedi eskisi gibi. Günler ardı ardına hep böyle geçti. Aşk fısıltılarıyla dolan kulübeden gelmedi hiçbir sevdalı nağme. Kaybolmuştu, karışmıştı sanki ebedi sonsuza. Belki bu gece gelir diyerek, güneş battı, ay doğdu Phyrnesiz…

Balıkçılar korkarak kulübesinin penceresinden içeri baktılar bir sabah. Yoktu. Ah zavallı, kimsesiz, hülyalı güzel Phyrne doyamamıştı gençliğine. Çok aradılar bulamadılar onu. Belki de o bulmuştu hülyalı aşkını.

Dalgaların çırpınarak sahille öpüştüğü yerde, bir gece dalgalar sahile ufacık bir kelebeğin ölüsünü bıraktılar yavaşça, incitmeden; ama gören olmadı…

Not: Babamın,yıllar önce yazdığı şiirlerini topladığı defter bende durur. Bu seçilmiş ( kardeşlerim matematiksel insanlardır) hissetmemi sağlar. 1964 yılında gencecik bir delikanlıyken yazdığı bir şiiri okudum bir kaç gün önce, hissettiklerimden bu blog çıktı ortaya... Kimsesiz ve hülyalı bir kadının, aşkı ararken sonsuza karışması...Bir kelebek kanadı kadar narin ruhu dayanamadı onu terkeden giden aşka. Düşünün ki bu aşk ilk ve sondu, başka yaşanmadı... Aşk tek kişiliktir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Serap Hanım, yazınız zaten müthiş, benim burada yazacağım övgüler sönük kalacağından dikkatimi çeken ve beni duygulandıran başka bir konuya değinmek, sizinle paylaşmak isterim. Babanızın defterini saklamanız çok hoş, ben de babaannemin gençlik şiirlerinin yer aldığı "1945 !!! " tarihli defteri saklıyorum. Babaannem hayatta ve bu özel defteri bana emanet etti, ömrüm yettiğince de saklayacağım. Yaşını nazar değmesin diye saklayacağım ama o eşsiz defterin manevi kıymeti tahayyül edebiliyor musunuz? Yazılarınızı ilgi ve beğeniyle okumaya devam ediyorum, selamlar.

martimur 
 10.04.2008 22:31
Cevap :
Sizin için o defterin kıymetini ben çok iyi anlayabiliyorum, 1945 VE 2007... Paylaşımınız ve yorumnuz için çok teşekkür ederim size... Selamlar...  10.04.2008 22:50
 

İlk okuduğumda kelebeğin ölümü beni çok üzmüştü. Bu gün yine okudum ve üzüntüm debreşti. Neden biliyormusun? Şimdi nasıl yapılıyor bilmiyorum ama eskiden ipek ipliği yapmak için kozasının içindeki ipek böceğini öldürlerdi ve onun kelebek olmasına müsaade etmezlerdi. Ben de bu nedenle tekstilci olmama rağmen ipekli kumaşlardan nefret ederim. Phyrne'nin hikayesini okurken ister istemez kelebek olamayan ipek böcekleri geldi aklıma. Bak ne diyecem. Çok güzel yazdığını zaten biliyorum ama hayat zaten yeterince hüzünlü, neden bir de hüzünlü öyküleri bu kadar güzel yazıyorsun? Kendine çok çok iyi bak olur mu? Sevgiler ve selamlar.

Matilla 
 12.12.2007 18:18
Cevap :
Yırtılmasını önlemek amacıyla kozadan ipek böceği çıkmasına izin verilmeden sıcak suya atılır ya makina ya da elle çözülür bu harika koza... Üzücü... Hayat hep hüzünler üstüne kurgulu.. Çok teşekkür ederim bu güzel yorum ve beni hem çok şaşırtan hem de çok sevindiren ziyaretiniz için...  12.12.2007 18:49
 

MERHABALAR,SERAP HANIM...! GENE DİYORUM KEŞKE "PHYRNE" BİR KELEBEK KANADI GİBİ NARİN ve HASSAS OLMASAYDI DA,BU ŞEKİLDE ÖLMESEYMİYDİ...ACABA..? AMA NE YAPARSINIZ BU BİR ÖYKÜ..BÖYLE SONUÇLANMASI GEREKİYORMUŞ, YAZARI TARAFINDAN DA BÖYLE İSTENMİŞ ,BÖYLEDE SONUÇLANMIŞ,BUNDAN SONRA YAPACAK BİR ŞEYİMİZ KALMIYOR ANLADIĞIM KADARI ile...AŞK HER KİŞİNİN İÇİNDE GİZEMLİ BİR DUYGUDUR,ONU KARŞISINDAKİ KESİNLİKLE NE DERECEDE KUVVETLİ veya ZAYIF ŞEKİLİNDE ALGILIYAMAZ ve ANLAYAMAZ...BU DURMDA TABİİ Kİ SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ "AŞK TEK KİŞİLİKTİR" MANTALİTESİ KENDİLİĞİNDEN ORTAYA ÇIKAR...HER KİŞİNİN AŞKI KENDİ İÇİNDEDİR...! SERAP HANIM ÇOK ÇOK GÜZEL BİR YAZI YAYINLAMIŞSINIZ,SİZİ TEBRİK EDİYORUM...DEMEKKİ BİZİM ADANA'mızda da BÖYLE GİZEMLİ YAZARLARIMIZ VARMIŞ DA,BİZLER FARKINDA DEĞİLMİŞİZ HERHALDE...! SİZE SEVGİ ve SELAMLARIMI SUNAR,GÜZEL GÜNLERİN HEPİMİZİN OLMASI DİLEĞİ İLE EFENDİM...! NECİP KÖNİ - ADANA/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 28.11.2007 9:39
Cevap :
Sevgili Necip bey beni mutlu eden yorumlarınızdan biri daha.. İyi ki varsınız. size teşekkür ederim. yazmam için cesaretlendiriyorsunuz beni...  28.11.2007 12:12
 

''tek kisilik kalabaliktir ask. ask tek kisiliktir; ikinci bir kisiye bilet yoktur. kendinin yayasidir askta ikinci kisi, kendinin mayasi; herkes sevgisini sever... ask nedir incil'e göre? nedir tevrat'a, zebur'a, kurân'a göre? bu kitaplardaki asklar küfürler neyin rengine göre? insandir, insan aslolan, insana göre bir bedeni o kiyisizliga birakma saati geldiginde gitmek bir yalnizliktir. bütün gitmeler bir yalnizliktir kalmaya göre... '' su gibiydi yazdıklarınız okyanusuma akktı gitti... sevgilerimle...

duygusel 
 17.11.2007 16:25
Cevap :
Dilerim " tek kişilik" aşkı iki kişi yaşarsınız. Şiir gibi bir yorum, yüreğine sağlık...  17.11.2007 23:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 1905
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2575
Kayıt tarihi
: 06.11.06
 
 

"Yasamak sakaya gelmez,büyük bir ciddiyetle yasayacaksinbir sincap gibi mesela,yani yasamin disinda ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster