Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '16

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
256
 

Büyüyünce ne olacaksın (ve Koltuk Zehirlenmesi)

Büyüyünce ne olacaksın (ve Koltuk Zehirlenmesi)
 

Büyüyünce ne olacaksın: "Erdemli bir İNSAN olmak istiyorum.


Birçok kişinin ağzına pelesenk olmuş sözcükler vardır. O sözcükler zamanın içerisinde artık gerçek değerini yitirmiş ve sadece özlü sözler sınıfında yerini alarak konuşmaların süslenmesinde kullanılır olmuştur.
 
Örneğin “Büyüyünce ne olacaksın? Herkese bu soru çocukluğunda mutlaka sorulmuştur. Ama gelin görün ki o çocukluklar çocukluklarında olmak istedikleri mesleklerde olamamış ya da olmamıştır. Elbette istisnalar hariç.
 
Bir ilimizde Yazarlık Atölye Çalışmaları çerçevesinde 3 ve 4. sınıf öğrencileri ile çalışmalar yaparken onlara ideallerinin hangi meslek olduğunu sorduğumda; doktor, öğretmen, mühendis, mimar, futbolcu, diyenler salondaki yüz kişiden 90’ı kadar olurken geri kalanlar da polis-asker-hemşire olmak istediğini söyledi. . Bunu her gittiğim söyleşi ya da imza günlerimde ve ya atölye çalışmalarımda öğrencilerle hep yaptım. Sonuç aynıydı.
 
Öğrencilere “İçinizde itfaiyeci olmak isteyen yok mu?” diye sorduğumda önce bir sessizlik sonra “hayır” sesini duydum. Peki, “temizlik işçisi olmak isteyen var mı?” diye sorduğumda önce “iyyy iğrenç” diyenler oldu. Sonra hep bir ağızdan “hayır” dediler.
 
Onlara itfaiyecilerin insan hayatlarını kurtardıklarını, malımızı kurtardıklarını, Avrupa ülkelerinde itfaiyecilerin havası olduğunu ve kıyafetlerinin de çok güzel olduğunu söylediğimde bazı öğrenciler “ben itfaiyeci olmak istiyorum artık” dedi.
 
Bu defa çevreyi kirlettiğimizde temizlik işçilerinin temizlediğini ve tüm bir yaşam alanını 24 saat onların temiz tutarak insanların yaşam alanlarını sağlıklı bir şekle getirdiklerini, aslında kirletenlere karşı temizleyenlerin daha asil bir görev yaptıklarını ve daha fazlasını anlattım. Yaşadığımız dünyada yapılan her işin insanlık adına yapılması böylelikle her işin onurlu olduğunun da altını çizdim. Çocuklardan biri söz istedi ve şunları söyledi: “Öğretmenim annem bana, sen büyüyünce doktor olacaksın, diyor. Doktorların çok para kazandığını da babam söyledi. Ben de doktor olmaya karar verdim, dedi. Sonra diğer çocuklar da kimi üniforma hayranlığı kimi çok para kazanma kimi popülerliği kimi de makamın gücünden meslek seçtiklerini söylediler.
 
Evlerde anne babalar; günümüzde hangi meslek tercih ediliyor, hangi meslek itibarlı, hangi meslek çok para kazandırıyor (ki en önem verdikleri maalesef bu)  çocuğunu ona göre koşullandırıyor. Bu konuşmalar ışığında çocukların bilgi ve becerilerinin dikkate alınmadığı aşikâr. Çocuğun belki de, ne isteği ne de kabiliyeti doktor olmaya elverişli değil. Belki çocuğu kan tutuyordur! Belki çocuk ruh hali itibariyle nahiftir ve acılı insan gördüğünde eli ayağına dolaşacaktır. Belki çocuk sadece hayatı boyunca resim yapmak istiyordur. Belki çocuk hemşire olup hastaların iyileşmesini gördükçe mutlu olacaktır. Belki çocuk itfaiyeci olacak, belki eline süpürge alıp “Çöpçüler Kralı” filmindeki Kemal Sunal gibi “ay akşamdan ışıktır yaylalar yaylalar” diyerek türkü söyleyip çöpleri toplayacaktır. Belki çocuk, sadece mutlu olmak istiyordur önce ve yine önce sadece “İNSAN” olmak gibi bir şey istiyordur.
 
O kadar insan tanıdım hepsi çocuğunun mutlu olmasını istiyor. Ve bu çocuklarını mutlu etme isteği ebeveynlerde bence bir hastalık halini almış durumda. Çünkü kendilerinin seçtiği yolda yani meslekte mutlu olabileceklerine inanıyorlar ki o yolda sadece makam ve para ile olunur diye şartlanmışlar. Bu hiç mümkün mü? Sanmıyorum.
 
Herkes çocuğunun iyi para kazanan iyi bir makamı olan ve rahat çalışabileceği bir meslek sahibi yapmak için uğraşıyor. Hâlbuki her anne-baba çocuğunun insani değerlere sahip, erdemli bireyler olmasını istemeli. Böylelikle çocuklar önce mutlu olurlar sonra istedikleri mesleği seçtiklerinde de mutlu olurlar sonra seçtikleri eşte mutlu olurlar. Olamazlarsa da kendi seçimleri olduğunda daha az acı çekerler ya da bir çıkar yol bulmayı öğrenirler. Her durumda birey olan insan yaptıklarının bedelini daha kolay öder.
 
Ama sürekli anne –baba kontrolünde hayata hazırlananlar bir gün mutlaka “senin yüzünden böyle oldu, siz istediniz diye bu işe girdim, siz istediniz diye bununla evlendim, gibi daha pek çok konuda suçlamayı öğrenir. Kişilik sahibi olmadan bir yerlere gelirler, karakter desen zayıf olur. Böylece küçüklüğünde ite kaka bir yerlere doğru zorlanan çocuklar bunlarla kalmaz. Kendini ispat etmek için yükselme hırsına sahip olurlar. Mutsuzluklarını makam-mevki-şöhret sahibi olduklarında gidereceklerine inanırlar. Bazıları emek harcamak yerine yukarıdakine taklalar atıp her denileni yapar ve bir makama gelir. Bazıları da “Ben tırnaklarımla çalışarak geldim” der. Ama gelin görün ki oturdukları koltuğa küçük gelirler. Yapmaları gereken işler ile yaptıkları biri birini tutmaz. Koltuğun hakkını veremedikleri gibi astlarına mobbing yaparlar. Üstlerine taklalar atarlar. Yine de işler yürümez. Koltuğu bırakmamak için başkalarının yanlışları üzerine oynamaya, başkalarının zayıflıklarını bulmaya çalışırlar.
 
Bu insanlar tam anlamıyla koltuk zehirlenmesine maruz kalırlar. Koltuk zehirlenmesinin panzehiri henüz bulunmamıştır. Tıp dünyası bu konuda çaresizdir. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde koltuk zehirlenmesinin önü alınamamaktadır. Vaktiyle bir adam bir sendikanın başında tam 33 yıl kalmıştı. Yine şu geçtiğimiz yıllarda bir partinin genel sekreteri o partinin 30 yıl genel sekreterliğini yaptığını öğrenmiştik. Bazı partilerin genel başkanları koltuktan kalkmak istemiyor. Odaların başkanları koltukları bırakmak istemiyor. Muhtarlar sürekli seçilmek istiyor. Okul müdürleri müdürlüğü bırakmak istemiyor. Hele o belediye başkanları yok mu, hele de Büyükşehir belediye başkanları ve onun daire başkanları ve müdürleri yok mu? Onlardan beslenenleri hiç saymıyorum.
 
Bu koltuklardaki zehiri ne beş vakit namaz yok edebilir ne 30 kere hacca gitmek. Koltuk zehirlenmesine maruz kalan birinin vay haline!
 
Koltuk zehirlenmesinin önüne kesinlikle geçilemez mi? Yoook geçilebilir. Hem de sadece basit bir kural koyarak geçilebilir. İki dönem kuralı! Başka çözümü yok! Ne olursan ol iki dönem sonra tarih olacaksın fikri koltukta oturanı daha verimli yapar.
 
Kütahya’da okul müdürü iken il milli eğitim müdürlüğü makam odası vermişti (masa, makam koltuğu ve misafir koltukları, sehpa v.s.) odaya bunları yerleştirdiğimizde hizmetli personelim masanın arkasına makam koltuğunu koyacakken durdurmuş ve yerine sandalye koydurmuştum. Bana “Hocam bu sandalye tahta burada rahat edemezsiniz” dediğinde, ona “Rahat etmek isteyen kim? Öğretmenlerin, öğrencilerin köy halkının her türlü sıkıntısını samimi çözmek isteyen bir müdür rahat edemez.” dediğimde “Eee misafir koltuklarını da sandalye ile değiştireyim o zaman” demişti. Ona;  “Yok gelen misafirler rahat koltukta oturacaklar. Rahat etsinler ki çözemedikleri meselelerini burada çözmek fikri akıllarında olsun, devletin vatandaşı rahat ettirmek birinci görevidir” demiştim.
 
Müdürlük yaptığım sürece o sandalyede pek oturmadım çünkü rahat değildi. Odaya dahi, yapılması gereken idari işler olduğunda giriyordum. Böylelikle okul, bahçe düzenlemesinden, futbol sahasından, basketbol, voleybol sahasından tutun dersliklerin donanımına kadar her şeyi ile mükemmel olmuş ve çeşitli ödüller almıştı.
 
Hâsılı idareci rahatsız olacak ki hizmet verdiği kişiler rahat etsin. İdareci rahat ise bilin ki hizmet verdikleri rahat değildir.
 
Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sorduklarında verilmesi gereken tek cevap “insan” olmalı. Günümüzde binlerce meslek ve o mesleklerde insanlar var ama biz biliyoruz ki bir insanın gerçekten insani değerlere sahip insan olması için insanlığa yararlı olması gerekir. ‘Kendine Müslüman’ diye bir söz duymuşsunuzdur. İşte söylediğim tam da bu! Kendine Müslüman olunca Müslümanlığı da kendine göre yorumluyor ve bencilleşebiliyorsun. İnsani değerler ise tüm insanların ortak mutluluklarına çaba göstermektir. Bu ortaklıkta herkesin yüzü gülebilmeli.
 
Çocuklarınızı mesleklere yönlendirmeden önce, yeteneklerini keşfedin. Her anne-baba çocuğunu izlediğinde mutlaka ilerisini az da olsa kestirebilir. Çocuğunun okuyamayacağını bile bile “Sen doktor olacaksın, sen mühendis olacaksın v.s.” demek çocuğa bir iyilik değildir. Hatta onun kafasına küçük yaşta para kazanma, makam sahibi olma, şöhret olma gibi fikirleri sokmak; 1. sınıftan 4. sınıfa gelene kadar başarısı her yıl düştüğünde özgüveninin de azalmasına ve kendini işe yaramaz hissetmesine neden olacaktır. Bırakın günlük derslerini layıkıyla yapsın, günlük okuması gereken kitabını isteyerek okusun, severek yaptığı az iş, zorla yaptırılan çok işten daha hayırlı olacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 894
Kayıt tarihi
: 03.02.13
 
 

Öğretmen / Yazar - Şair  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster