Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '11

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
262
 

Buz - Kan - İl

Buz - Kan - İl
 

Babam İstanbu'daki ticari girişiminden ilk tokatı yemiş ve faaliyetini eski mesleği olan keresteciliğe yöneltmişti. Kısa zamanda toparlanıp ikinci odun deposunu faaliyete geçirince, eve yakın olan ilk deponun çalıştırılması bana kalmıştı. Böylece oduncunun oğlu lakabı ile tanışmış oluyordum. Oduncunu oğlu olmak. Kulağa hoş gelmediği gibi benimde çok hoşlanmam gereken bir lakap değildi. Oduncunun oğlu olmak odun olmak gibi birşeydi sanki. Yaz mevsimi yakacak odun satışının pek yoğun olmadığı bir mevsimdir. İşlerin yoğun olmaması beni ve mahalledeki arkadaşlarımı çeşitli uğraşlara yöneltir, zaman geçirmek için türlü senaryolar üretirdik. 

Oduncunun oğlu olmak mahalledeki sosyal faaliyetlerden tamamen mahrum olmak anlamına gelmemeliydi. Bazı günler babamın baskın tehlikesini geçiştirdikten sonra odun deposunu terk edemeyeceğim için arkadaşlarım depoya gelirler, orada sohbet eder kendimize göre birtakım eğlenecek, zaman geçirecek şeyler yapardık. Bunlar arasında oldukça verimli çalışmalarımız olurdu. İsmet İnönü'nün ölümü sırasında hiç de vazifemiz olmadığı halde onun hakkında , fikirleri ve yaptıkları ile İlgili çalışmalar yapıp sunu şeklinde birbirimize konferans vermiştik. Bu Samatya gençliğinin bir ürünüydü .
Bu kez farklı bir çalışmaya imza atıyorduk. Temmuz ayının kavurucu sıcaklarının bunalttığı günleri yaşıyoruz. Ne ayran ne gazoz. Hiçbiri bunaltan sıcağa çare değil. Özcan Buze, Selçuk Kantar, Şeref İleri. bu üç arkadaş bir yaz günü ucuza serinlemenin çözümü ne olabilir, ne yapabiliriz diye düşünürken, şu anda, aradan geçen 35 yıl sonra dünyanın en büyük firmalarınca üretilen, yaz içeceği olarak ucuz ve lezzetli bir içeceğin temellerini attığımızın farkında bile değildik. Meğer günümüzde buzlu çay -ice tea- olarak trilyonluk bütçelerin oluşmasına neden olan bu içecek, soyadlarımızın ilk heceleri olan buz-kan-il adıyla ilk olarak tarafımızdan üretilmiş.
Su, şeker ve çaydan oluşan bu basit karışım soğutulduğunda hoş bir içeceğe dönüşüyordu. İlk zamanlar kendi ihtiyacımızı karşılayan bu ucuz içecek mahalle sakinlerininde ilgisini çekmiş olmalı ki misafirlerimiz her zamankinden fazla olmaya başlamıştı. Bir süre sonra fikir hangimizden çıktığını hatırlamıyorum ama birden bire işin ticari yönünü düşünmeye başlamıştık. Şimdi bu içeceği geliştirmek ve pazarını büyütmek gerekiyordu. Fikir veren çoktu . Hepimiz bunun nasıl yapılacağını çok iyi biliyorduk. Ancak ekonomik olarak hiçbirimiz bu çalışmaya katkı olacak maddi olanaklara sahip değildik. Projemizi başka birine açmayı da hiç düşünmedik değil, ama söylediğimiz kişilerden ciddiyetle yaklaşan biri bulunamadı. Dalgasını geçmek isteyenler için fırsat doğmuştu sanki. İş başa düşmüştü. Bir taraftan Şeref ve Özcan kahvaltıdan sonra artan çayları dökmeyip bana getiriyorlar, Bende gerekli karışımı yapıp şişeleme işini yapıyordum. Odun deposunun bir köşesini babamdan gizli olarak adeta imalathane haline getirmiştik. Sıra pazarlamaya gelmişti. Reklam yapma imkanımız yoktu. Ne yapılacaksa para harcanmadan yapılmalıydı. Üç arkadaş kafa kafaya verdik ve yepyeni ve oldukça geçerli bir pazarlama yöntemi bulduk. Ertesi gün hemen uygulamaya geçtik. Özcan bizi tanımayan mahallelere giriyor bakkallara buzkanil var mı? diye soruyor. Arkadan aynı bakkallara Şeref girip buzkanil var mı sizde diye aynı şeyi soruyor. Böylece piyasanın isime aşinalığını sağlamış oluyorduk. Son önemli hamle olarak ben elimde kasa ile bakkala dalıp buzkanil ister misin abi diyorum, malın yetişmediği için ancak bir kasa verebileceğimi söyleyerek küçük bir yalanla pazarlamaya destek oluyorum. Hele şundan bana da bırak sorup duruyorlar diyordu bakkal ve alıyordu. Aksilik bu ya nakit para alamıyorduk. İşte sıkıntı buydu. Çünkü malın devamı yoktu ve foyamız ortaya çıktığı zaman para almak hayaldi ve aynen öyle oldu. İlk kasalar başarılıydı ancak arkası yoktu malın ve o ilk kasa malların akıbetini dahi öğrenemeden maceraya son vermek durumunda kalmıştık. Peşin ödeme yapan birkaç bakkal dışında para alamamıştık. Onlarda pazarlama başarımızın eseri olsa gerek malın arkasını garanti etmek amacı ile uyanıklık edip peşin ödeme yapmışlardı. Bugün dünyanın en çok içilen ice tea adlı içeceğinin ilk üreticisi olduğumuz düşüncesi ile, kendimizi avutmaktan ileri gidememişti buzkanil. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 355
Kayıt tarihi
: 10.07.11
 
 

54 yaşındayım. Lise mezunuyum. 35 yıldan beri inşaat sektörünün içindeyim. Uzun yıllar altyapı mütea..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster