Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
555
 

Cadı Avı... Basın özgürlüğü mü dediniz?

Cadı Avı... Basın özgürlüğü mü dediniz?
 

Film başlıyor, sahne açılıyor… Ortalık sis bulutu… Yeşilin griye çalan bir tonu… Ormanın içlerine koşuşturan genç kızlar ve birden üzerlerinde var olan o kıyafetleri çıkarmaları… Kendi eksenleri etrafında dönüyor her bir genç kız… Tuhaf sesler çıkarıyorlar. Belli ki bir ayin gerçekleştiriyorlar. Yağmur bastırıyor. Sular seller akıyor ve o kızlar, yeniden bir yerlere kaçışıyor. Sabah yataklarından uyanıyorlar. Oysa o gece çok şey olmuştu. Neden birden dağılmışlardı? Neden ayini yarıda kesmişlerdi? Hayalinden hatırlıyorum. Yıllar geçti üzerinden. Belki bir yirmi yıl oldu. Artık olan olmuştu. Birileri birilerini hedef gösteriyor, insanlar bir bir idam ediliyor. Herkes zan altında… Güya işin içerisinde şeytana tapınma var. Ortaçağ dönemi Avrupası… Yeşili bol, yağmurları gani, her yan sulara sellere bezeli, köy yolları çamur deryası… Amaç birilerini ipe çekmek… Gerekçesi “Şeytan”… O köyün yoksul insanlarının şeytan sevici oldukları sanısı… Her bir köylü hedefte… Her bir köylü idam edilecek birer av misali… 

İnsanlık aleminin her döneminde var olan gerçekler. Yasa koyucuların, yasaya uymadığı gerekçesi ile birilerinin özgürlüğüne kastetmeleri… 

Hayata gözlerimi açtığım zamandan beri olmasa da, en azından kendimi bildiğimden beridir ki, yaşadığım memleketin sınırları içerisinde insanlığa bir şeyler vermek çabasında olanların özgürlüğüne türlü gerekçe ve nedenlerle kast edildiğine tanık oldum. İnsanlık adına bir şeyler yapma çabası içerisinde olan o birileri, idam edildi, işkencelere tabii tutuldu, gücü elinde olanca öldürüldü, kaybedildi, sakat bırakıldı. Ne ben hayata gözlerimi açtığımdan beriydi bu olup bitenler, nede ben kendimi bildiğimden beriydi. Bu ülke kurulduğundan beri durum buydu. Kısacası güç kimdeyse, kral oydu. 

Bu ülkenin her dönemi bencileyin karanlıklara bezelidir. Tarihin yaprakları her bir dönemi not olarak almıştır. O yapraklar önümüzdeki dönemlerde bir bir açılıp, bir bir çevrilecek. Gelecek kuşaklar o karanlık günleri bir bir öğrenecek, okuyacak. 

 

?))))) Çocuklarımıza, gelecek kuşaklara ne muhteşem bir ülke bırakmış olmanın gururunu taşıyacağız!!!!!! 

Hayatta olduğum süre içerisinde tanık olduğum en vahim yılların Türkiye’si, 1990’lı yılların Türkiye’sidir. 12 Eylül dönemi de çok sıkı bir dönem, faşizan bir dönem olsa da, yaşım gereği zihnime kazınan yıllar 1990’lı yıllar oldu. Faili meçhul cinayetler, gözaltında kaybedilenler, sapla samanın birbirine karıştırıldığı dönemlerdi. Yasa, kitap hak getire. Halen o yılların yükünü çekiyor bu toprakların insanları. Köy boşaltmalar, köy yakmalar… Köylülere dışkı yedirmeler… İnsan olmaktan utandığımız yıllardı. Büyük kent kıyılarının dram kokan halleri… Kim sesini çıkardı 1990’lı yıllarda olan bitene? Onca insan öldürülüp, yok edilirken kimin sesi çıkıyordu. Fikret Başkaya, İsmail Beşikçi, Haluk Gerger gibi isimler yazdıklarından dolayı demir parmaklıklar ardına gönderildiğinde kim sahip çıktı bu insanlara? Hiç kimse sahip çıkmadı bu insanlara. Bu insanları görmezden geldiler. Grup Yorum’un onca elemanı hapislere atıldığında, yılları kapsayan cezalar aldıklarında bu ülkenin tek bir kalemi dahi sesini çıkarmadı. Gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkadılar. 

Onca kilit dava zaman aşımı gerekçesi ile kapatılırken, onca dava türlü hakim ataması, savcı atamaları ile sabote edilirken, onca davanın üstü örtülürken hiç kimse sesini çıkarmıyordu. Onca faili meçhul cinayetin yaşandı bu topraklarda ama ülkenin yargısı kılını kıpırdatmazken, bu ülkenin tek bir kalem erbabı bunun nedenini sorgulamadı. İşte bakın Cumartesi Anneleri orada, Beyoğlu’nda… Her Cumartesi günü oradalar. Neden? Keyiflerinden mi yoksa? 

Ya şimdi… 

Evet… Bir cadı avı olduğu kesin. Henüz Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın hangi gerekçelerle gözaltına alındığı hususunda bir bilgimiz yok. Net bir şeyler kamuoyuna yansımış değil. En nihayetinde hem Nedim Şener, hem de Ahmet Şık bilinen, tanınan isimler. Nedim Şener Hrant Dink davasının peşinden gidiyordu, Ahmet Şık ise Darbe Günlükleri ile adından söz ettirmişti. Özgürlüklerin sıkı savunucusu olan ben gibi birisi için pek tabii ki bu yapılanların onay görmesi mümkün değildir. Lakin işin bir yanı buyken, bu gün feryadı figan eyleyen çevrelerin, daha önceden nerede olduklarını soruyorum. Neredeydiniz sizler şu yukarıda sıraladığımız olaylar bu topraklarda yaşanırken. O zaman basın özgürlüğünü savunmuyor muydunuz? Fikret Başkaya, İsmail Beşikçi, Haluk Gerger onlarca yıl süren cezalarla hapislere atıldığında hanginiz sahip çıktınız da bu insanlara, bu gün hiç utanmadan basın özgürlüğü diyebiliyorsunuz? Ortada bir cadı avı var… İktidar ve yargı ortaklaşarak kendisine muhalif hissettiği kimseleri taciz ediyor. Basın özgürlüğüne darbe üzerine darbe indiriyor. Zamanında düşüncelerini beğenmedikleri insanların başına gelenlere göz ucu ile dahi bakmayan şimdiki, özgürlük tutkunu çevrelere “Hadi ordan” demek tam da yerinde olacak bir ifadedir. 

Zamanında ses çıkarmadınız, keser döndü, sap döndü, bu güne geldik hesap döndü. 

Not: İsmail Beşikçi’de sekiz yıl ile yargılanıyor, hem de yazdığı bir yazından dolayı. Yanlış okumadınız, İsmail Beşikçi yazdığı bir yazıdan dolayı şu anda sekiz yıl gibi ceza ile yargılanıyor. Hayatının onyedi koca yılını hapislerde geçirmiş bu insanın özgürlüğü adına da lütfen bir kalem oynatınız. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster