Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
732
 

Çağdaş sunaklar, çağdaş insan kasapları

Çağdaş sunaklar, çağdaş insan kasapları
 


Sabah... Evlerin perdeleri kapalı, daha. Çalışanlar, çalışmayanları uyandırmamak için ayaklarının ucuna basarak kapıdan çıkmış, kapıyı usulca çekmiş, otobüs duraklarına yönelmişler. Duraklar kalabalık... Durakta otobüs bekleyenlerin arasında bir işsiz...Bir haftadır, soğuk algınlığını atamamış daha üzerinden. Sabah ayazında buz gibi ter döküyor. Bir mendil çıkarıp, alnındaki boncuk boncuk teri siliyor, ilk gelen otobüse atlıyor. En arkaya geçip, cam kıyısına oturuyor. Kaldırımda yürüyen insanlara takılıyor gözü. Birbirine yabancı, birbirine saygısız, birbirini umursamaz insanlar geçiyor kaldırımlardan. Göbekli, iri yarı, esmer bir adam gelip, kapının yanına dikiliyor. İşsiz, elinde buruşturup paçavraya çevirdiği kağıt mendiliyle alnında biriken teri siliyor yine. Kafasında bunaltıcı bir sürü soru...

“Sosyal içinde rahatsız mısın?
Belli şeyleri bir düzen içinde görmezsen huzursuz mu oluyorsun?
Titizlik duygusu seni peşinden mi sürüklüyor?

Ne kadar “verici” olman gerektiği konusunda bir türlü karar verememiş olman mı geriyor seni?

Başkalarının bencilliğine mi güvenmiyorsun aslında?

İnsanların, senin büyük menfaatlerini kendi küçük menfaatlerine feda etmekteki umursamazlıklarını mı anlamıyorsun bir türlü?

Biz insanlardan, menfaatler söz konusuysa her şey olabildiği için , hiçbir şey olmaz mı diyorsun?
Güvensiz, umutsuz, kaygı içinde ve yalnız mısın?

Her neysen..

“Onlar”a sorarsan, bebeklikteki bir yaşantından kaynaklanıyordur. Altta yatan belirleyici neden oradadır. İş bulamamak, işten atılmak, aylığının kendine bile yetmemesi, sigortasız, iş güvencesiz çalışmak.. Bunlar, -yine “onlar”a göre- belki ana rahmine düştüğün andaki bir yaşantının belirlediği psikolojinin görünür olmasına vesile olabilirler yalnızca. “Onlar”a sorarsan, esas neden orada, bebeklikte... Ya da anımsayamadığın diğer yaşantılarında! Anımsadıklarının ise hiç mi hiç önemi yok! “

***

Şişman adam iniyor durakta.
Eteklerine yapışmış bir oğlan çocuğu, kucağında birkaç aylık bebekle zayıf, uzun boylu, pardösüsünün etekleri yerleri süpüren bir kadın biniyor otobüse. Sağına soluna bakınarak ilerliyor. İşsiz kalkıp yer veriyor çocuklu kadına. Daha inmeye niyeti yokken, ani bir kararla düğmeye basıyor. Sonraki ilk durakta atıyor kendini otobüsten!
Yürüyor, ayaklarının çektiği yere... Kafasında, bir arkadaş konuşmasından, kahve masasındaki söyleşiden arta kalanlar...


“Sömürücünün sömürü nesnesi büyümüş insandır. Sömürücü, sömürdüğü toplumdan, büyümüş insanlarını kendine teslim etmesini ister. Eti senin, kemiği benim, diyerek... Büyümüş insanın her türlü ezaya cezaya dayanabileceğini ya da cezalandırılmanın ona iyi geleceğini, dahası buna layık olduğunu düşünmemizi ister. Acımak anlamında onu gözden çıkarmamızı ister. İnsana acımayı, bebeklik aşamasından sonra bitirir; yani yalnızca annesinin, babasının sorumlu olduğu aşamadan sonra. Sömürücünün yaşantısı, büyümüş insana eza üstüne eza vermekle geçmektedir çünkü. Yaptıklarına “temiz kağıdı” verecek çıkarsamalar yapacağımız bilgilerle doldurur kafamızı. Bir insan işten atılmışsa, işten atılmayı hak etmiştir, diye düşünmemizi ister mesela! “Normaldir!” diye düşünmemizi ister. İşe alınmıyorsa işe alınmamayı, düşük ücretle çalışıyorsa, düşük ücretle çalıştırılmayı hak etmiştir, normaldir! “

”İnsanların hayatları bütün çabalarına karşın çarçur olup gidebilir. Her çaba karşılığını bulacak, herkes güzel yaşayacak diye bir kural mı var? Bu işin şansı var, kaderi var, kısmeti var değil mi ya? Büyümüş insanın yaşadıkları karşısında psikolojisi bozuluyor; nevrotik, psikotik kafayı yeme tepkileri gösteriyorsa, bunun esas nedeninin bebekliğindeki yaşantılarında aranması gerektiğini hepimiz biliyoruz! Üstelik de ana rahmine düştüğü andan başlayarak! Çünkü insan, psikolojik yatkınlıklarını bebeklikte edinir; büyüyünce çeşitli yaşantılarda bu yatkınlıklarını belli eder yalnızca. Dolayısıyla bu insanların bu durumlarından sorumluluk duyacak, yaptıkları sorgulanacak birileri varsa, bunlar anneler ve babalardır. İyi bir bebeklik yaşamış insana hiçbir şey olmaz! Büyüklerin birbirine her türlü davranması normaldir! (...)”

Bir kırtasiyenin önünde duruyor. Cebindeki parayı çıkarıp bakıyor, dalıyor içeriye. Küçük bir bloknot, bir de gazete alıp çıkıyor. Ayakları onu Aksaray parkına çekiyor. Bir iki kırık dökük, sağı solu çakıyla çizilmiş bank..

Kravatlarını gevşetmiş, gömlekleri düşük belli pantolonlarından dışarı çıkmış, kenarları kıvrılmış defterlerini kitaplarını çimenlerin üstüne atmış, bağıra çağıra konuşan liseliler...

Boş bir banka çöküp, gömlek cebine koyduğu bloknotunu çıkarıyor, az önce yürürken düşündüklerini not alıyor, gömlek cebinden hiç eksik etmediği 0.5 pilot kalemiyle... Bir süre, parkın bodur ağaçlarından birinin altında kuytuda kalan banklardan birinde yanındaki kızın üstüne çökmüş, sıkıştırıp duran gence gözü takılıyor. Başını iki yana sallayıp, yürürken aklına gelenleri de ekliyor aldığı notlara.

“Sömürücü, bu bilgiler üzerinden , hiçbir yaptığından sorumluluk duymayacağı, tam bir hareket serbestliği yaratır kendine. Emekçiyi iyi bir işe, iyi bir ücrete, güzel yaşamaya layık görmeme konusunda tozutur durur. Bu, onun varlık nedenidir. Bu savrulmalardan, yıkımlardan emekçinin psikolojisinin etkilenmeyeceğini söylemesi, onun varlık nedenidir. Bu; yalanın, yanlışın, saçmanın iktidarları, emekçilerin binlerce yıllık insanlık tarihine bakıp kendi konumlarını idrak etmelerini beklemektedir. Emekçilerin bu sömürü sistemlerini tasfiye etmek için kendi konumlarını idrak etmekten doğacak gücün dışında başka bir güce ihtiyaçları yoktur. Sömürücü ise, binlerce yıldır kendi konumunun idrakindedir. Ama sömürü sistemlerinin yaşayabilmesi için, sömürücülerin sadece kendi konumlarının idrakinde olmalarından doğan güç yetmez; sömürdüklerinin de kendi konumlarını idrak edememelerini sağlamaları gerekir, esasta! Sömürücüler, bin yıllardır bunu başarmaktalar. Sömürdüklerinin “oy”larıyla kendilerini iktidara taşımaktalar. Bu “dramatik ironi” emekçinin, binlerce yıllık insanlık tarihine bakıp, kendi konumunu idrak etmesiyle son bulacaktır.”

***


Hava bulutlanmış, serinlemiş. Oturduğu yerde sırtı ürperiyor. Bloknotu gömlek cebine yerleştirip gazetenin sarı sayfalarını açıyor. “Prezantabl” sözcüğünün geçtiği ilanların üzerini çizerek, her gün göre göre ezberlediği ilanları tek tek tarayarak, yeni gördüğü ilanları 0,5 uçlu kalemiyle daire içine alıyor.
Öğleden sonra, çevirmenlik işi için bir yayıneviyle görüşmeye gidecek; muhtemelen çok düşük bir ücret karşılığında, kendisine tuğla gibi bir kitabı çevirmesi önerileceği için, reddetmek durumunda kalıp, eve geri dönecek. ...

...

Zelin Artuğ, Nisan 2010, Yeryüzü

[ http://www.kucukisler.com/2010/04/15/cagdas-sunaklar-cagdas-insan-kasaplari/ ]

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

YOL GÖSTERİCİ LEVHANIZI, VE ÇAĞIRMAYIN İNSANLIĞI,ONU GÖRSÜNLER DİYE,IŞIĞA İHTİYACI OLANLAR DAVETİYE BEKLEMEZLER,IŞIĞA KOŞMAK İÇİN.." Sevgideğerim,ışığını gördüm ve geldim,SEVGİ ve içtenliklerimle,levhayı tutan eline yüreğine saygı ve içtenliğimle...:)

Şerife Mutlu 
 20.04.2010 12:09
Cevap :
CAN DOST! Oluşlarda özne olan İNSAN bilincinle, "olaylarda nesne olanlar"a çevirdiğin ışığı elimde tutmanın onuruyla selamlıyorum seni. Sevgi ve saygımla..  20.04.2010 14:08
 

Bazı arkadaşlarımın bu yazıya yorum yolladıklarını ama yorumlarının sayfama ulaşmadığını üzülerek öğrenmiş bulunuyorum. Benim tutumum, gelen yorumların tutulması ve yanıtlanmaması tarzında asla olamaz. Bu durumda yorumların "teknik" engellere takıldığını düşünmekten başka alternatif kalmıyor. Emek verip yorum yazma nezaketini gösteren sevgideğerlerden, "teknolojinin azizliği" adına özür dilerim.

zelinartug 
 20.04.2010 10:59
 

çelişkisi temelinde, Ocak 2009'da kaleme aldığın "Paris, Hilton" başlıklı enfes bloğundaki iç diyalogları tamamlar nitelikte bir başka güzellik yaratmışsın yine sevgideğer! Bu temel tarihsel çelişki temelinde, siyaset ilminin de temel konularından biri olan "meşrulaştırma" mevzuunu, toplum ve birey psikolojisi temelinde, karanlık noktalara da ışık tutarak biraz dahal aydınlatmışsın. Temel tarihsel çelişkiyi birey psikolojisinin karanlık dehlizlerine çekerek orada (tecavüzle) yok etmek isteyen sistemin paralı kalemşörlerinin ("Secret"benzeri) yüzlerine inen birer şamar gibi göründü bana bu iç diyaloglar. Zihnine, ruhuna, bilgine sağlık sevgideğer... Sevgiyle, u-mut(luluk)la ve her zamanki derin üretkenliğinle kalasın...

Ersin Kabaoglu 
 17.04.2010 12:46
Cevap :
Sevgideğer, İnsani değerlerden uzaklaşmamak için, insani değerler içerisinde kalarak hayatı sürdürmenin mümkün olduğu bir sisteme ihtiyaç var. Bunun için de niceliği giderek azalsa bile niteliğinden hiç bir şey yitirmeyen ve "tarif"e gerek duymayan "arif" beyinlere... U-mut(luluk)umu artıran dost desteğine teşekkürle, sevgi ve saygıyla...  17.04.2010 23:17
 

1970'li yılların komünist aydın yazılarına benzemiş. Bugün artık emek sömürücü sayılan sermaye ile tam olarak ayrılamayacak kadar kaynaşmış durumda. Sanırım emek ve sermaye bileşiminden ilginç bir toplumswal fayda yapısı çıkmak üzere; bir 50 yıl içinde yani. Çünkü sermaye ve emek tek başına kalamaz bir yola girmiş durumda. Zorunlu olarak işbirliği yapacaklar... esen kal

Muharrem Soyek 
 15.04.2010 18:33
Cevap :
Merhaba Muharrem arkadaş, Sahiplik üzerinden sürdürülen saltanata, mağdur olanın bilinçli müdahalesi olmadan, saltanat sürenin adalet duygularıyla kendiliğinden ayar verdiğine kaçımız tanık olmuştur acaba? Sizin tanık olduğunuzu mu yoksa sizin böyle biri olduğunuzu mu düşünmemizi istersiniz? Selam ve saygılarımla..  17.04.2010 23:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster