Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
189
 

Çağdışı şeyler...

Çağdışı şeyler...
 

cemcemii.com


Şöyle televizyonlarınızı karıştırın; bilgisayarınızdaki bloglara gidin; kahvedeki konuşmalara tanıklık edin… Gülersiniz! 
 
Hay  güzel dünya, şu insanlar ne gibi saçma sapan şeylerle uğraşıyor, dersiniz.
 
Hani derler ya! İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından ele geçirilişi sırasında. Bizans’ta papazlar oturmuşlar; melekler erkek mi, dişi mi … Bunu tartışıyorlarmış. 
 
Biz de bir çok hayat memat meselesi içindeyiz. Ülkemizin bazı kentleri hemen hemen işgal edilmiş durumda. Ordumuz, polisimizin canı çıkıyor bu pislik yuvalarını temizlemek için. Yurdumuzun bu gün çözülmesi gereken ekonomi gibi, eğitim gibi, çevre gibi… çok ciddi sorunları var. Bazıları oturmuşlar “Mehdi gelmiş mi, gelecek mi?” bu gibi dertlerle uğraşıyorlar. Hadi bunu bazıları ciddiye alıp yapıyor! Ama bazı akıllı bildiğimiz adamların da uğraşı alanları bundan ciddi değil.
 
Neredeyse günümüz sorunlarının büyük çoğunluğunu, bazı kafalara göre cihat bayrağını elimize alarak çözebileceğiz. Bunun için, her sözlerinin başında “Allahu ekber..!” çekiyorlar. Sanki dünyanın ciddi meseleleriyle uğraşanlar gavur; ve bunlar dünyayı bu kafirlerden temizleyecekler.
 
İnsanlarımız arasında;  aslında bütün dünyanın insanları arasında dağlar gibi farklar var. Bazı insanlar dünyanın yuvarlak olduğunu, güneşin etrafından döndüğünü söylediklerinde; bazıları hala dünyanın öküzün boynuzu üzerinde durduğunu ve sallanınca depremler olduğunu söyleyecek kadar aymazlık içindeler. 
 
Dünyanın nerede olduğunu bilecek ve dünyanın en ileri bilim adamlarıyla aşık atabilecek bazı gençlerimiz yetiştiği halde; bunlar bu aymazlık ormanında ne yapacağını şaşırıp, kendilerini ilk fırsatta kapağı uygar bir ülkenin sınırları içine atmak  istiyorlar.
 
Din adamlarının vaazları vaaz değil; genç insanları çekmiyor. Genç insanlar camilere gitmiyorlar. Camilere gidenler, bu dünyadan ne koparırsak kar deyip, son namazlarını, niyazlarını tamamlamak peşinde olan bazı piri faniler. Zaten insanları, Cumaya gidenler, gitmeyenler diye ayırt edenler çok fazla. 
 
Akıl dışı düşünceler artık gençleri çekmiyor. Gençlerin muhtaç olduğu şey : Felsefe… Düşünce gücü; düşünceyi çalıştırma becerisi ve belki de mantıklı düşünme gücü. Onlar bunu bulmak istiyorlar. Ama ne yazık ki okullarda artık  “felsefe” kalmadı, dersleri de kaldırıldı; derslerde gençlerin düşüncelerini söylemelerine de fırsat verilmiyor ; tartışma yok. Sadece dersler; hocaların “vaaz”ları şeklinde geçiyor. Çocuk bir soru sormak istese, ne yazık ki, ders bitmiş oluyor.
 
Milliyet Blog’un yazıları arasında da çok ciddi, çağdaş sorunlara değinen ; önemli fikir yazıları olduğu gibi, çoğu kez gülümseme ile karşılayacağımız yazılar da çıkıyor. Ama çevremizde her türlü insan var. Her düşünce yapısında ve her kültür seviyesinde… Milliyet Blog bunlar arasında ayırt etmeden, bütün heveslilere yer veriyor. Haklı olabilirler.
 
Galiba seçme işi fena halde biz, okurlara kalıyor.
 
Burada herkes istediğini bulacak, kendine yaraşan, yakışan, hitap eden yazıları okuyacak; ötekileri de varsın başkaları okusun.
 
Boşa yazılan yazılar;  derya denize atılan bir taş gibidir. Pek ses getirmez. Ama gerçek sorunlara değinen;  sorun önerisi getiren ve insanları düşündürten yazılar elbette karşılık bulacaktır.
 
Ağırlığı olan bir yazının kaybolması pek beklenemez. Belki de o yazı, umulmayan çevrelerde, umulmayan kişiler tarafından önemle karşılanacak; üzerinde düşünülecek ve bir gün gerektiği yeri ve ağırlığı bulacaktır.
 
Herkes yazı yazabilir.. Yazmalıdır da… Ama yazılan yazıların gerçek bir bilimsel artyetişimi ve değeri, ağırlığı olmalıdır. Yoksa havaya kurşun atmak gibi bir şey.
 
Kimseyi sözleri için kınayamazsınız. Bırakınız konuşsunlar. Bırakınız, yazsınlar. Ama bu konuşanlara, yazanlara kurşun atmaya kalkarsak, o zaman halt etmiş oluruz. Zaten boş sözler okunmaz, tarihin çöplüğüne devrilip gider; ağırlığı olan sözleri , “atın denize, balık bilmezse halik bilir..” örneği, gider mutlaka bir oltaya takılır.
 
Felsefe, düşünme demektir: Mantığa uygun laflar etme; fikir yürütme; tutarlı olmak , demektir. Bilimsel olmayan şeyler, zaten abesle uğraşmaktır. Fikir yazısı denilen yazıların çoğunun ilk birkaç satırını okuduğunuz zaman, kaynağının ne olduğunu anlar ve güler geçersiniz.
 
İnsanlarımızın gerçek düşünce yazılarına; mantıklı, tutarlı, aklı başında yazılara ihtiyaçları var. Özellikle gençler. Çoğu, edilen saçma sapan lafları görünce, böyle satırları izlemekten çoktan vazgeçiyorlar. Akıllı gençlik neyi, nerede bulacağını biliyor.
 
Aklın ötesinde pek bir şey yok. Bu da felsefe demektir.
 
Felsefeden vazgeçmiş bir ülke, akıldan fikirden de vazgeçmiştir. Safsata ile uğraşıyor , demektir.
 
Zeyl olsun havaiyatla uğraşanlara!
 
Vah olsun gençleri akıl dışı alanlara sürenlere.
 
Durmadan üniversitelerimiz, dünya bilimi açısından durmadan çok gerilere düşmektedirler.
 
Lise öğrencilerimizin, üniversite sınavlarında Fen derslerinden aldığı puanlar acınacak haldedir. 
 
Öyleyse gençliği kaybetmek üzereyiz.
 
Ama ne var ki, memleketin akıllı geçinen insanları, durmadan seçim yapıp, seçimle uğraşıp asıl meseleleri hasır altı etmektedirler.
 
Sanırım çok yakında bu aymazlıkların bedeli ağır bir hesap olarak önümüze getirilecektir. Hatta şimdiden akıllı insanlarımız nereye gittiğimizi görüyorlar.
 
Yapacak bir şey yok mu? Var… En aşağısından akıllı olalım yeter.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kardeşim,elbette Atatürk,"Hayatta en hakiki mürşit,ilimdir,fendir"demiştir."Dememiştir"i yanlışlıkla yazmışım;senden ,okurlardan özür dilerim.Saygılarımla.

Hüseyin Başdoğan 
 12.10.2015 0:18
Cevap :
Ne bileyim ben... Belki de dememiştir. Kanıtlanırsa inanırım! Ama demek ki, neymiş! Açıklaman için teşekkürler Hüseyin Kardeş.  12.10.2015 16:21
 

Yazınız mükemmel Hocam.Ama anlayan ve çözüm arayan o kadar az ki.Atamız çözmeye başlamış, ancak daha sonraki yetmiş ila seksen yılda, biz işleri kör düğüm yapmışız.Hala nüfusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyor bana göre.İsveç'te bu oran yüzde sıfır.Çook işimiz var hocam çook.Selam ve saygılarımla.

yılmaz çetingöz 
 06.10.2015 14:46
Cevap :
Eh okuma yazma biliyorlar da.. Şöyle böyle! Yılmaz Bey, doğal olarak bu yetmiyor. Artık adamların neredeyse %80'i üniversite mezunu olacak.Biz o konuda da nal topluyoruz. Üniversite mezunlarımızın hali de belli. İnşallah iyi olur. Ne diyelim.  06.10.2015 17:20
 

Erdal,içinde bulunduğumuz durumu,çok iyi analiz etmişsin."Allah-u Ekber"cihat yani din uğruna yapılan savaşta askerleri coşturmak için kullanılır. Bu sözün,namazda kullanılması doğal da toplumun belli kesimlerince gösterilerde kullanılması,tüylerimi diken diken ediyor.Tarihimizdeki her yenilik taraftarı,Allah-ü Ekber diyerek öldürülmüştür.Bu yol,bizi çıkmaz sokaklara götürür. Atatürk,"hayatta en hakiki mürşit ilimdir,fendir"dememiş.Ama,dogmatik düşünceye saplananlar,amaçlı olarak bilimi,teknolojiyi bir tarafa itiyorlar.Sağ ol.Selam,sevgi,saygılarımla.

Hüseyin Başdoğan 
 05.10.2015 21:12
Cevap :
Ben sanki o sözün Atatürk tarafından söylendiğini sanıyordum. Demek o konuda da yanılmışım! Peki, kim demiş... Onu da mı uydurmuşlar. Yoksa, Atatürk'e o sözü yakıştıramamışlar mı? Değerli kardeşim açıklarsan gönenirim. Saygılar, sevgiler.  06.10.2015 17:23
 

Değerli Meslektaşım! Harika bir yazı tebrikler.Şu çetin günleri atlatmak için evet akıllıca hareke etmek gerek.Selam ve saygılar, sağlıklı günler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 04.10.2015 11:08
Cevap :
Bilim ve akıl insanın en gerçek rehberleridir, değil mi? Bir kez daha hatırlatalım dedik. Hürmetler.  04.10.2015 12:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 763
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster