Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '17

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
236
 

Cahil Cesareti

Cahil Cesareti
 

Cahil cesareti sendromu


Epiharmus der ki, insan düşünceyle görür ve duyar; her şeyden faydalanan her şeyi düzene sokan, başa geçip yöneten düşüncedir; geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. (Montaigne) Cahil, konuları tüm boyutlarıyla düşünemediği için cesurdur. Oysa düşünen konunun değişik boyutlarını irdeler, görür kararını ona göre oluşturur. Ne var ki genellikle cahiller, yanlış da olsa çevrelerini, toplumu felakete de sürüklese hızlı karar verirler; çünkü verdikleri kararın sonuçlarını düşünmezler. Bu tip insanlarla her zaman, her yerde karşılaşırız. Her şeyi, bunlar bilir. Her işin üstesinden bunlar gelir. Yapamayacakları iş yoktur; ama yaptıkları işi, çoğu kez ellerine, yüzlerine bulaştırırlar. Cahil cesareti tehlikeli ve korkunçtur.

Hz. Muhammed,Cahiller, cesur olurlar” cesurların cahil olduğu görüşünde. Goethe, cahilliği tehlikeli ve korkunç buluyor.CahiIIiğin eyleme geçişinden daha korkunç bir şey yoktur. Eylem haIindeki cehaletten, daha korkunç bir şey olamaz. R.Necdet Evrimler,Cehalet ateşinin yakmadığı orman yoktur. Öyle değil mi? Ormanlarımız, cahil ve bilinçsiz kişilerin attıkları sigara izmaritleriyle ya da ormanda yaktıkları ateşi söndürmeden bıraktıkları için yanıp kül olmuyor mu? Ne dersiniz?

Cahiller, cesur olurlar; çünkü bir işin sonucunu düşünmeden karar verirler. Verdikleri kararların doğruluğu, yanlışlığı üzerinde durmazlar. Sonucu, rastlantılara bırakırlar. Her işe girişir, her konuda fikirleri olsun olmasın konuşur; düşüncelerini belirtir, yorum yaparlar. Başkalarının ne düşündükleri, bunları ilgilendirmez. Her konuda, her alanda irdelemeden, incelemeden, araştırmadan karar verir; fikir yürütürler. Bilgileri sınırlı, cesaretleri sınırsızdır. Girişimcidirler. Cesaret, kişiyi girişimci yapar. Cesaret, iyi de cesaretli kimse çoğu kez yanlış, yanıltıcı kararlar verebilir. Yanlış, yanıltıcı kararlarının sonucunu, kanları, canlarıyla öderler.

Yüzmesini bilmeyen ırmağa, göle, denize atlar boğulur.

Ben, iyi araba kullanırım der, hız yapar, trafik kurallarına uymadığı için kaza yapabilir.

Paraşütle atlama eğitimi almadan yamaç paraşütüyle atlar, bilinçli kullanamıyorsa yere çakılır.

Dağda yürümemiştir bile dağcılığa kalkar, yeterince donanmamıştır; dağda kalır.

Yaya ya da üst geçti kullanmaz, arabaların arasından geçmeyi hüner sanır; ezilmekten kıl payı kurtulur.

Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu duyguyu çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:

"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."

Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların, "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı. Ne yaptıklarının bilincinde değiller.

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi'nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden "testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini" istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60'ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70'e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70'ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70'ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.)

İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, "kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine" bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu "yetersizlik + haddini bilmeme" kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.  İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan "yetersiz", kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir "hak" olarak görecektir. "Uyanıklık" bilecektir.

Bilinçli, ne yaptığını bilen öğrenciler, sınav sonuçlarını tahminlerinde yanılmazlar. Oysa sınavının iyi gittiğine inanan bilinçsiz öğrenci, neyi yapıp yapmadığının farkında bile değildir.

 

 

"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. 'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür. Sonuçta, ‘yeteneksiz hırslılar ‘her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında "fazla alçakgönüllü" davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince
için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından "ihtiras eksikliği" ile suçlanacaklardır. Üstleri de zaten, genelde "aynı yoldan geçmiş" insanlardır. Buna, insan kaynaklarının, iki benzer arasından, "kendine güvenen
ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek" adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz Sonuçta, "yeteneksiz hırslılar" her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. "Ne olur fazla alçak görüşlü olmayın! "Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...

İş ortamında genellikle yeteneksizler,yeteneksizlikleri derecesinde yükselirler. Bunun doğal sonucu olarak yüksek makamlar ,her zaman yetersiz insanlar tarafından doldurulur.

Yeteneksiz hırslıyı nasıl tanırsınız?

1. Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
2. Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
3. Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
4. "Beşer şaşar" diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer başkası değil, kendisidir.
5. Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.
6. Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.
7. İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
8. İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.
9. Talimatlarını, e-postayla verir böylece astlarıyla yüzleşmekten kaçar.
10. Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına.

Cesaretle, hızla verilen kararlar, kişiye, yakınlarına zarar verebilir. Bu kişinin verdiği karar toplumu da ilgilendiriyorsa toplum da zarar görür. Toplumu değiştirmeyi, dönüştürmeyi planlar; ama planlar, suya düşebilir. Çünkü toplumsal değişim, hızlı olmaz; yapılan yanlışlar, hemen düzeltilemez. Zaman ister, emek ister. En önemlisi, toplumsal barış, güç birliği ister. Kişiyi, çıkmaz sokaklara sokmayan bilinçli cesaret, kişiyi de toplumu da esenliğe ulaştırır.

Yazımı Bertrand Russel’in bir sözüyle bitiriyorum:
"Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır ‘yeteneksiz hırslılar ‘ve 'cahil cesareti'cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Araştırmaya da dayalı insan bilincini besleyip çiçeklendiren yazılarınıza hayranım doğrusu...Elinize sağlık dostum.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 29.12.2017 12:11
Cevap :
Abbas Bey,yazılarımı,araştırma bulgularına dayandırmaya çalışıyorum.Yazılarımı,yoğun anlamlı tümceyle güçlü kıldınız.Sağ olun.Selam ve saygılarımla.  30.12.2017 22:51
 

Bu güzel açıklayıcı yazınızdolayısıyla teşekkürler arkadaşım.Sevgiler.

Şahin ÖZŞAHİN 
 25.12.2017 23:33
Cevap :
Şahin Bey,teşekkür ederim.Esen kal.  26.12.2017 12:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 1179
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1826
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster