Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '17

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
176
 

Cahil köylünün Ankara’dan gelen uzmanlara verdiği ders

Cahil köylünün Ankara’dan gelen uzmanlara verdiği ders
 

Kaymakam adayları, “Maiyet Memuru” diye adlandırılan bir görevde sekiz aylık daire stajından sonra, tecrübeli bir kaymakamın yanında “refakat stajı” da yaparlar.

Bizim Kaymakam Adayımız Turan Eren de Malatya Valiliğinde sekiz aylık stajını bitirdikten sonra, Vali Bey, “Turan, seni Doğanşehir’e vermek istiyorum. Kaymakam Mustafa Oruçoğlu takdir ettiğim, beğendiğim değerli bir kaymakam. Refakat stajını onun yanında yapacaksın.” der.

“Baş üstüne efendim.” demekten başka ne diyebilir Turan Eren? Hemen ertesi gün, Doğanşehir’de alır soluğu. Kaymakam Mustafa Bey, böbreklerinden rahatsız olduğunu, tedavi olması gerektiğini söyleyip, “Stajın en iyisi bizzat sorumluluk alınarak uygulamalı yapılan stajdır. Hani yüzmeyi öğrenmek için en iyi yöntem anlatmak yerine suya atlamak gibi…” deyip mührü teslim eder Turan Bey’e. Kaymakam gittikten bir-iki gün sonra, stajyer kaymakamımız da geçip oturur; O’nun koltuğuna.

Yazıişleri Müdürü, Özel İdare Müdürü başta olmak üzere sıra ile tüm daire müdürleri ziyaretine gelip hem kutlarlar yeni krallarını, (pardon, pardon “Kaymakamlarını” diyecektim) hem de her konuda yardımcı olmaktan memnun olacaklarını ifade ederler. Bir gün, Veteriner Müdürü, “Ankara’dan Devlet Planlama’dan uzmanlar gelecek. Süt fabrikası projesi var. Üreticilerle toplantı yapılacak. Siz de gelir misiniz?” der.

Ziraat mühendisini çağırır. Konu hakkında geniş bilgi alıp toplantının yapılacağı sinema salonuna tam saatinde gider.

Gelen iki uzmandan önce yaşlı olan konuşur. “Süt fabrikası sütle çalışır. Süt de iyi cins hayvanlardan elde edilir. Ancak Doğanşehir ilçesinin coğrafi yapısı iyi hayvan yetiştirmeye elverişli değil. Dolayısıyla buraya süt fabrikası yapmak yarardan çok zarar getirir.” gibi bir konuşma yapar.

O sırada arka sıralardan bir köylü hışımla ayağa kalkıp:

“Bey, bey!.. Bu memlekette savaş olur; önce bizim çocukları savaşa alırsınız. Bu memlekette vergi olur, önce bizden vergi alırsınız. Askere önce bizim çocukları alırsınız. Bu memleketin her türlü sıkıntısına herkesten önce biz köylüler omuz verir, elimizden gelen her türlü fedakârlığı yaparız. Hizmete, yatırıma gelince Batı’ya yaparsınız. Verimli topraklara gider, fabrikaları oraya kurarsınız. Kim demiş, Doğanşehir hayvancılığa uygun değildir diye? Buraya iş yapmaya mı, moralimizi bozmaya mı geldiniz?” diye verir veriştirir.

İşe bakın ki, Stajyer Kaymakamımız da hiç mi hiç müdahale etmez; bu “cahil köylü” nün konuşmasına!

Genç uzman çıkar bu kez sahneye. Üreticiye moral veren güzel bir konuşma yapar. Bölgenin süt fabrikası yapılmasına elverişli bir ortam olduğuna inandığını söyler. İlk konuşan uzman yuhalanırken, ikinci ayakta alkışlanır.

Yaşlı uzman, hata yaptığını söyleyip özür diler.

Kaymakam adayımız, Doğanşehir’deki refakat stajını da tamamlayıp Malatya’ya döner. Sıra, Kaymakam Vekilliği’ndedir artık.

Yıl 1974… Aylardan temmuz…

Ecevit hükümeti, Kıbrıs’a asker çıkarmaya karar vermiştir. Radyolarda, televizyonlarda bangır bangır marşlar çalınmakta, herkes heyecanla ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktadır.

Ve ne yazık ki, bu arada, Akdeniz’deki Kocatepe fırkateynimiz, kendi uçaklarımız tarafından,  yanlışlıkla bombalanıp batırılır. (Birçok şey gibi, elbette, bunun da sorumlusu ve suçlusu bulunmamıştır.)

1970’li yıllarda, ana rahmindeki bir çocuğun kız mı, erkek mi olduğu bilinemezdi. Nitekim, 1975 Nisan doğumlu kızımız Dilem Gözde’nin doğduğu güne kadar cinsiyetini bilmiyorduk biz. Doktorlar da bilmiyordu. Ancak aynı yıllarda, doğacak ilk çocuğunun kız mı, erkek mi olacağını yüzde yüz bir garanti ile biliyordu Turan Eren.

Nasıl mı biliyordu?

Kendisi söylesin bunu:

“Eşim ile acaba kız mı, oğlan mı olacak tartışması yapıyorduk. Ben oğlan olacak dedikçe, eşim de ‘Nerden biliyorsun?’ diyordu. Ben, ‘Bizim sülalede böyledir. Önce oğlan, sonra kız olur. Sonunda kız, erkek sayısı eşit olur. Dedemden, babamdan biliyorum. Bak, dedemin 12 çocuğu varmış, 6’sı oğlan, 6’sı kız. İlk çocuğu oğlanmış. Babamın 8 çocuğu var. 4 kız, 4 oğlan. İlk çocuğu oğlan… Mehmet Abi’min 4 çocuğu var. 2 kız, 2 oğlan… Bu kuralı ben değiştiremem. İlk çocuğum oğlan olur.’ dedim. Eşim gülmüştü. ‘Görelim bakalım Turan. Sizdeki bu genetik yapıyı ben bozacak mıyım?’ Evet, zaman göstermişti. Evlendiğimizden tam 9 ay 10 gün sonra, soyumuzun genetik yapısı hükmünü yürütmüş, ilk çocuğumuz oğlan olmuştu.”

Bu satırları okuyunca, soyumun genetik yapısını araştırıp çözmediğim, dolayısıyla doğacak ilk çocuğumun kız mı, erkek mi olacağını bilemediğim için utandım!

Oysa, en basitinden şöyle bir düşünseydim; annemin de ilk çocuğu kızdı, benden önce evlenen kardeşim Yusuf’un da, kız kardeşim Ayfer’in de… Dahası, annemin babası Hacı Veli dedemin de ilk çocuğu kız… Demek ki, benim de ilk doğacak çocuğum kız olacaktı. Bundan da anlaşılıyor ki, matematik kafası olmadığı gibi, yorum yapma yeteneğim de yokmuş benim!

Kaymakam adaylarının, “daire stajı” ve “kaymakamlık refakat stajı”ndan sonra, 40 gün süreli üçüncü bir stajları daha varmış: Mülkiye Müfettişi yanında staj… Bu amaçla Elazığ’da teftiş yapan Mülkiye Başmüfettişi Hüsnü Tuğlu’nun yanına gönderilir.

Önce Karakoçan ilçesinin, sonra Palu ve Sivrice’nin teftişi yapılır. Sonra, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı karşılamak üzere Elazığ’a gelirler.

Bu arada Sivrice’de göl kenarında bir lokantada karınlarını doyururken, karşılarındaki bir masada yiyip içen iri yapılı dev gibi bir adamın yüksek sesle şöyle dediğini duyarlar:

“Ben falanca ağayım. Bin koyunum, beş tane de karım var. Beşinciyi üç ay önce aldım. Daha 16 yaşında…”

 Adamın söylediklerini duyan bizim Mülkiyeliler kıskanırlar ağayı. İçlerinden biri, “Şu şansa bak. O kadar okuduk; 1935’te Mülkiye’yi bitirdik; bir koyunum bile yok. Kırk yıldır bir karıyı bile zor idare ediyorum.” der.

Ne kıskanıyorsun kardeşim? Hürriyet var, bu memlekette. Yeni adıyla özgürlük var, bu ülkede. En geniş şekli ve anlamıyla hem de… Yasalarda “Bir kadından fazlasıyla evlenilmez. Bir insan evli iken, ikinci bir evlilik yapamaz.” demesine mi aldandınız siz yoksa?

Gerçek olsaydı o yasa, o adam beş kadınla evli olduğunu gururla nasıl söyleyebilirdi karşınızda?

Siz yalnızca, defterler doğru düzgün tutulmuş mu, imzalar yerli yerine atılmış mı; toplama, çıkarma ve çarpmalar doğru yapılmış mı; dosyalar, klasörler yerli yerine konulmuş mu, onları denetlersiniz ancak.

Kaymakamı, Belediye Başkanını, Mal Müdürünü denetlemek kolay, bu ağayı denetleyin de göreyim ben sizi!

İçinizden hanginiz, “Sen suç işlemişsin arkadaş, üstelik işlediğin suçla da övünüyorsun. Beş kadınla da evlenemezsin, 18 yaşından küçük bir kızla da…” diyebildi?

Polis mi, jandarma mı yoktu o yörede? Emniyet Müdürü, Cumhuriyet Savcısı mı yoktu? Mahkeme mi yoktu, hâkim mi yoktu?

Siz de çok iyi bilirsiniz ki, bunların hepsi vardı, ama hiçbirinin gücü yetmezdi o ağaya.

1974’te Kıbrıs’a asker çıkarmaya yeter de Ecevit Hükümeti ve devletimizin gücü, Elazığ’daki, Urfa’daki, Diyarbakır’daki ağaya niçin yetmez?

Bugüne kadar kurulan her hükümet, “Böyle gelmiş, böyle gitmez” diye iktidar oldu ama nasıl gelmişse öyle gitmiş hep.

1974’te Ankara’dan gelmiş uzmana öyle konuşmakta haksız mıydı, Doğanşehirli köylü.

Tam tamına 43 yıl geçmiş aradan, değişen bir şeyler var mı? Yoksa, öyle gelmiş, öyle mi gidiyor hâlâ?

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

TEŞEKKÜR: Keşan’da 55 yıldır yayımladığı gazetesinde 25 yıldır, yazılarımı noktasına virgülüne dokunmadan her hafta yayımlayan gazeteci ve yazar dostum Feyzullah Aktan’a, konuya uygun bir resim ekleyip her yazımın “Milliyet Blog”da yayımlanmasını sağlayan şair ve yazar dostum Muhsin Durucan’a, ve yine her yazımı çok özgün bir sunuşla onlarca seçkin dostuyla paylaşan ressam ve yazar dostum İbrahim Ekmekçi’ye gönülden teşekkürler!

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Hüseyin Erkan, ben de ö köylerde öğretmenlik yaptım. Köylü deyip geçmeyelim. Nice aydın görüşlü köylüler vardır. Hatta bunların içinde hayat mektebini bitirip profesör gibi konuşan ve düşünen olanlar bile vardır. Güzel yazınızdan dolayı teşekürler ve selamlar.

Abdülkadir Güler 
 11.03.2017 22:09
Cevap :
Düşüncenize saygı duymak gerekir Sn Güler. Selam ve sevgiler...  19.03.2017 20:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 294
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster