Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '11

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
1510
 

Çakma solcu ve çakma solculuk

Solcunun ve solculuğun da çakması mı olurmuş? 

Devrimcinin çakması demiyorum! 

Solcunun çakması! Sahtesi yani, taklidi… 

Devrimcinin çakması olmaz. Çünkü devrimci, düşüncelerini yaşamında uygulayan, özü-sözü bir, olduğu gibi görünen-göründüğü gibi olan kişidir. 

Her nesnenin sahtesini, taklidini üreten toplumsal sistemimiz, kültürümüz; solcunun da çakmasını ortaya çıkarmakta son derece üretken. 

Türkiye topraklarında hayata gözlerini açan insanlar, doğumundan sonra genellikle sağ-muhafazakâr bir toplumsal kültürle tanışır. Aile eğitiminde bu kültürle yetişir, ilköğretim ve ortaöğretimde bu kültüre uygun eğitim alır. Bu kültür Müslümanlığın Sünni-Hanefi yorumuna dayanan bir kültürdür. 

Sorgulamayan, araştırmayan, itaat eden bir kültür. Üniversite eğitimi alma şansı olmayan insanlar topluma bu bakış açısıyla karışırlar. 

Toplumsal seleksiyonu başarıyla geçen ve üniversiteye adım atan kişi zihin dünyası bomboş bile olsa, eğer metropol bir şehirde birikimli hocaların tedrisinden geçerse, öğrencilik yıllarında gençlik hareketleriyle tanışırsa, tiyatroya, sinemaya, panellere, konferanslara, toplantılara katılırsa, okuma alışkanlığı kazanıp kendini yetiştirirse, hayatı tanıma ve yorumlama şansı olur. 

Ama Anadolu illerinde kurulu üniversitelerden birine kapağı atmış ve yukarıda saydığım hiçbir etkinliğe katılma şansı olmamış, sosyal etkinlik diye dövüş sporlarıyla uğraşmış, felsefe ve sosyolojinin kıyısından kenarından geçmemiş, hiç kız/erkek arkadaşı olmamış, üniversiteye girdiği zihinsel yapıyla hatta daha da gericileşerek mezun olup toplumsal hayata katılırsa, bu kişinin toplumsal değişime hiçbir katkısı olamaz. Aksine toplumsal sistemin yeniden üretilmesine katkıda bulunan bir bireye dönüşür. Alışkanlıkları, yaşam tarzı, alışılagelmiş aile ilişkileri devam eder. 

Bu toplumsal işleyiş defalarca tekrar eder durur ve bu ülkedeki zihinsel çoraklığın zeminini yeniden üretir. 

Bu işleyişin ürünü olan bireyler katıldıkları toplumsal ilişkilerin kendilerini çeşitli toplumsal rollere savurması sonucu bu rolleri yerine getirmeye çalışırlar. Bu toplumsal roller bireyin zihinsel dünyasına uygunsa sorun yoktur. Ancak yerleşik toplumsal kültürle yoğrulmuş, hayatında solcu olmamış, solculaşamamış, (Devrimciliğe hakaret olur diye devrimci demiyorum.)bir birey, hasbelkader solcuların dünyasının orta yerinde kendini bulduğunda, sudan çıkmış balık gibi kıvranmaya başlar. Bu rol fazla gelir O’na, taşıyamaz. Solculuk üstünde eğreti durmaktadır. Ya solcu olacaktır, ya da kişiliğini gizleyecektir. Kişiliğinin farkına varan insanlara düşman kesilip, onların kendi açıklarını ortaya koymasına fırsat vermeden karalama, itibarsızlaştırma, yok etme kampanyalarına başlar. Çünkü O’nu tanıyan insanlar, foyasının ortaya çıkmasında tehlikedir O’nun için. Bu nedenle uzun süreli arkadaşlık ve dostlukları sürdüremez. 

Esasen bütün insanlar dört dörtlük değildir. Hiç kimse zihinsel dünyasını hazır bir şekilde bulmaz. Zihinsel dünya, toplumsal süreçler içinde gelişir. Ancak muhafazakâr bir zihniyetle solcu olmak, hele hele devrimci olmak mümkün değildir. 

Muhafazakâr zihniyet derken din ve tanrı inancını kastetmediğimi özellikle belirtmek istiyorum. 

Devrimci mücadelede, mücadele saflarında yer alan insanların dini inançları sorgulanmaz. İnsanlar oldukları gibi kabul edilir. Ancak dini inançlara ne kadar saygılı olunuyorsa, dini inancı olan bireylerin de diğer insanların yaşayış tarzlarına saygısı olması gerekir. Daha da ilerisi, mücadele birlikteliği olan insanların biri birlerinin eksikliklerini tamamlama, geliştirme ve yüceltme görevleri vardır. 

Ama ünlü Çin atasözünün, ikinci dizesinde vurgulanan türde bir bireyle karşı karşıyaysanız; eleştirme, eksikleri tamamlama ve yüceltme işlevinizi yerine getirebilirsiniz. Yani “Bilmeyen, bilmediğini bilen eğitimsizdir, eğitin! “ sözünde kastedilen birey varsa karşınızda, bu işlevinizi yerine getirirsiniz. 

Atasözünün tümü şöyle ve ilk dizedeki durumda olan bireylere karşı yapılacak bir şey yoktur. 

“Bilmeyen, bilmediğini bilmeyen aptaldır, uzak durun!  

Bilmeyen, bilmediğini bilen eğitimsizdir, eğitin!  

Bilen, bildiğini bilmeyen uykudadır, uyandırın!  

Bilen, bildiğini bilen liderdir, izleyin!” 

“Çakma solcu” bireyler kendileri ve yakın çevreleri için tehlike oldukları kadar içinde bulundukları siyasal grup ve kurumlar içinde tehlikedirler. Çünkü toplumsal değerleri, içinde bulundukları siyasal grupların değerleri ile çelişir ve çok uygunsuz ortamlar ve durumlar ortaya çıkar. 

Örneğin; kadını cinsel obje olarak gören, kadının yerinin evi ve eşine hizmet etmek olduğunu düşünen, kadına şiddeti benimseyen, hayatı boyunca “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” etkinliklerine katılmayan ve katılmayacağını beyan eden, bulunduğu ortamlarda kendine yakınlık gösteren, ortama dayanarak samimiyetle diyalog kuran her kadının, kendisine âşık olduğunu düşünen, demokratik ilişkilerin hakim olduğu her aileyi eleştiren, erkekleri kılıbıklıkla suçlayan, siyasetten uzaklaşan her erkeği, kadınların engellediğini düşünen, kendisinden 20 yaş büyük kadınları bile cinsel obje olarak değerlendiren bir bireyin yeri neresidir sizce? 

Çakma solcu değil midir bu birey? 

Yaşı 30’u geçmiş ve evlenmemiş her kadını, üstelik siyasal çalışmaların içinde olan saygıdeğer kadınları “travestiye benziyor” diye yaftalayan, büyük özveri göstererek sendikal-siyasal çalışma içinde olan kadınları, hiç olmaması gereken bir anlayışla “evlilik peşinde koşan, koca budalası kadınlar” olarak değerlendiren, bir erkek arkadaşıyla yemeğe çıkan evli bir kadını kötü bir şekilde yaftalayan, ağzına bir bardak alkol alanı, alkoliklikle damgalayan, Erick From’un “İnsanların evrenle bütünleşmesinin esirikçe yollarından” bihaber bir bireyin yeri neresidir sizce? 

Sizce bu bireye solcu denilebilir mi? 

Zaman zaman kendilerinin yapmaya cesaret edemediği işleri yapan, yürütemediği siyasal ve toplumsal ilişkileri yürüten insanlara kara çalmaya çalışırlar. 

Dedikoduyu bir meslek gibi benimsemiştir çakma solcular. Girdikleri ortamda dedikodu yapılacak konu kalmamışsa, başka bir ortama atlarlar. Birçok arkadaşlık ilişkisi, arkadaşlarının, eşleriyle ilişkileri yüzünden sonlanmıştır. Çünkü demokratik aile örnekleri çıldırtır onları. Nasıl olur da kadın ailede söz sahibi olur? 

Bir yandan, sendikal hayatında ilk kez, sendikanın aldığı iş bırakma kararına “özel nedenlerle” sevk alarak katılan ve eyleme katılmadığından dolayı defalarca özeleştiri veren arkadaşını mahkum etmeye çalışırken, bir yandan da hayatında polisle, adliyeyle, copla, işkenceyle, hücreyle, cezaeviyle karşılaşmamış olduklarından, işyerlerinde kendileriyle ilgili küçük bir araştırma yapan polislerin varlığından haberdar olunca, 80’li yıllarda yayınlanan “Gırgır” dergisindeki “Yusuf Yusuf” tiplemesini andırırcasına kirişi kırdıkları yetmiyormuş gibi, eylemlere katılacak öğrencileri de engellerler. 

Abraham Harold Maslow'un “Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görürmüş.” sözündeki anlayışa uygun bir şekilde, girdiği ortamı dağıtan, kurduğu ilişkileri örseleyen, herkesi ve her şeyi yok edilecek, dağıtılacak, tasfiye edilecek nesneler olarak gören, siyasal mücadeleyi, rakibini, rakip siyasal partiyi tasfiye edilmesi gereken unsurlar olarak algılayan, benmerkezci, duygu sömürücüsü, (kendinden başka hiç kimsenin özel bir sorunu olmadığını düşünen) bir bireyin, solcuların içinde, işi ne sizce? 

Peki, bu kadar olumsuz davranışları olan, farklı toplumsal değerlere sahip ve bunları değiştirmemekte ısrar eden bir bireyin, olmaması gereken bir toplumsal grubun içinde hala faaliyet gösteriyor olması garip değil mi? 

Evet garip! 

Ancak sol siyasal değerlerin aşınmaya uğradığı, solun ve solculuğun prim yapmadığı, adeta mumla solcu-devrimci aranan toplumsal koşullarda insanları toplumsal mücadelenin saflarına katmak kolay değil. Bu nedenle ortada iş yapar gözükerek kendini pazarlayan insanlar bugün revaçta. Alıcı bulmaları da oldukça kolay. 

Ne demiş atalarımız; “Koyunun olmadığı yerde, keçiye Abdülkerim Çelebi denilir.”  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne denilebilinir şimdi yazıya?Tabii ki bravo.Çok güzel hocam.Eğim Sen güneşinin aydınlığı vurmuş satırlara , yüreğinize saygılar...

GÜNEŞİNSULARI 
 12.01.2011 11:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 906
Kayıt tarihi
: 04.01.08
 
 

Gaziantep' te öğretmen olarak görev yapmaktayım. Son olarak Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster