Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
6018
 

Çalıkuşu

Pek küçük yaşındayken annesi ölen Feride, babası da sınır sınır dolaşan bir subay olduğu için büyükannesinin yanında büyümüştür. Okul çağına gelince Feride’yi İstanbul’da bir Fransız kız yatılı okuluna yollamışlardır. Feride okulda ağaçlara tırmanır. Feride neşeli, zeki, çok asi, ele avuca sığmaz, çok hareketli bir kızdır. Fırsat buldukça bir erkek çocuğu gibi daldan dala atladığı için öğretmenlerinden biri ona Çalıkuşu demiş, sonra bu benzetme yıllarca onun adı olarak kalmıştır.

Babasının da ölmesi üzerine Feride tek kalır. Feride’nin yakını olarak sadece teyzesi kalmıştır. Feride okulun büyüklü küçüklü tatillerini her zaman teyzesinin evinde geçirmektedir. Teyzesinin Kamuran adında, Feride’den büyük bir oğlu vardır. Kamuran Feride’ye karşı ağırbaşlı, kız gibi bir erkektir. Bu yüzden Feride sürekli onunla dalga geçmektedir. Fakat bunların arasında Kamuran, Feride’yi farkında olmadan büyük bir aşkla sevmeye başlamıştır. Bu sevgi bir süre sonra karşılık da görür. Feride de Kamuran’a karşılık vermektedir. Feride’nin teyzesi de bu durumu istediği için Feride, okulu bitirdikten sonra iki gencin evlenmeleri kararlaştırılır.

Düğün hazırlıkları tamamlanmak üzereyken, bir gün bir kadın çıka gelir ve Feride’ye Kamuran’ın Avrupa’da olduğu sırada orada bir kadınla aşk yaşadığını söyler. Bu durum hiçbir şeyi umursamaz gibi görünen Feride’yi derinden etkiler. Feride bunun sonucunda gururu için teyzesinin evinden ayrılır, yolunu izini kaybettirir. Bu durumda düğün de yapılamaz.

Feride nereye gideceğini düşünürken, onu çok seven sütannesi aklına gelir ve onun yanına gider. Sütannesi onu çok güzel karşılamıştır. Feride bir süre sütannesinin evinde kalır. Bu arada iş başvuruları yapar. Çünkü sütannesini daha fazla rahatsız edemeyeceğini ve yanındaki paranın da ona çok fazla yetmeyeceğini bilmektedir. Başvurularının sonunda Anadolu’da bir ilkokul öğretmenliği elde eder. Şimdi o hayat dolu, hiçbir şeyi umursamayan genç kız bir öğretmen olmuştur. Feride Anadoluyu hiç yadırgamaz. Zeyniler adlı bir köyde öğretmenliğe başlar. Zeyniler Köyü Anadolu’nun çok ücra bir köşesindedir. Feride bu köyde yaptığı her şeyi günlüğüne yazmaya başlar.

Bir zamanların hayat dolu, genç, asi kızı şimdi hayatı tanıma yolundadır. İster istemez ağırbaşlı olmayı öğrenmiştir. Ama başına gelen onca şeye rağmen karamsar değildir. O, köydeki fakir, üstü yırtık pırtık olan öğrencilerini çok sevmiştir. Öğrencilerinin her biriyle ayrı ayrı ilgilenmek ona ayrı bir zevk vermektedir. Öğrencileri arasında Munise adında ortada kalmış, annesi kötü yola düşmüş bir kız vardır. Annesi yüzünden köylüler kızı da hiç sevmiyorlar. Feride Munise’ye acır ve onu evlatlık alır. Feride çok mutlu olmuştur, aynı zamanda Munise de çok sevinmiştir bu olaya.

Bir süre sonra Zeyniler köyü okulu da kapatılır. İşsiz kalan Feride başka bir yerde öğretmenlik yapmak için başvuru yapmak amacıyla ile gider. Milli Eğitim Müdürlüğünde eski bir okul arkadaşına rastlar ve onunla Fransızca konuşur. Milli Eğitim Müdürü de bu olayı görünce Feride’yi merkezde kız öğretmen okulunda Fransızca öğretmeni olarak görevlendirir. Feride fiziksel olarak çok güzel bir kızdır ve bu fiziki güzelliğinin burada çok fazla göze çarpması Feride’yi endişelendirir. Ayrıca Feride’nin öğretmenlik yaptığı okuldaki müzik öğretmeni de Feride’ye karşı büyük bir aşk duymaktadır. Fakat bu aşk ümitsiz vakadır. Ayrıca şehirde büyük dedikodulara da yol açmıştır. Feride’nin burada peşine birçok erkek düşmüştür. Bu durum ise Feride’yi endişelendirmektedir. Bu yüzden tayinini ister. Böylece birkaç yer dolaşır. Bir süre de İzmir’de varlıklı bir ailenin kızlarına özel ders verir. Fakat Feride’nin gittiği her yerde fiziki güzelliği başına dert açmaktadır. Feride’nin bu güzelliği ve yalnızlığı çok kişinin dikkatini çekmektedir.

Feride daha Zeyniler Köyündeyken bir askerin yaralanması ve oraya getirilmesi sırasında doktor Hayrullah Bey’le tanışmıştır. Doktor Feride’ye bu kadar güzel bir kızın böyle bir yerde ne aradığını, kesinlikle bir gönül meselesi yüzünden buraya gelmiş olduğunu söylemiş, Feride ise bunu reddetmiştir. Yıllar sonra tekrar Kuşadası’nda karşılaşırlar. Bu sırada Feride’nin okulu kapatılıp hastaneye çevrilmiştir. Feride artık doktorun himayesine girmiştir. Bir hasta bakıcı gibi doktora yardım etmiştir. Doktor artık büyümüş olan Munise’yi ve Feride’yi kendi öz kızları gibi sevmektedir. Ancak bu sırada doktor bir gün ağır hastalığı olan birine bakmaya gittiği zaman Munise ağır bir şekilde hastalanır. Doktor dönesiye kadar kız yavaş yavaş acı çeke çeke ölür. Munise’nin nezle sanılan hastalığı kuşpalazıdır.

Feride, Munise’nin ölmesinden sonra kendini kaybedecek şekilde hastalanır. Günlerce doktorun evinde yatar. İyileştiği sıralarda doktor Hayrullah Bey ne kadar yaşlı olursa olsun ikisi için bir söylenti çıkmıştır. Bu da o zamanın şartlarından dolayı olmuştur. Kasabayı türlü dedikodular alıp götürmektedir. Bekar bir erkeğin evinde genç, güzel ve bekar bir kadının olması çok fazla dedikoduya yol açmıştır. Doktor bu dedikodulardan kurtulmak için çok pratik bir yol bulmuştur. Feride’yi de zorla ikna ederek evlenmişlerdir. Ancak tabi ki bu evlilik sadece kağıt üzerindedir. Ve dedikoduların bitmesi içindir. Feride doktoru babası gibi sevmektedir. Doktor Feride’nin günlük yazdığı defterini bulmuş ve baştan sona kadar okumuştur. Feride’nin her şeye rağmen Kamuran’ı sevdiğini öğrenmiştir. Gizli araştırmalar yapar. Kamuran bu zaman içinde evlenmiş ve eşi ölmüştür. Şimdi dört yaşlarındaki çocuğu ile yaşamaktadır. Doktor, Kamuran’a bir mektup yazar ve bu mektupta Kamuran’a bütün olan biteni anlatır. Feride ise bu sırada defterinin kaybolduğunu sanmaktadır. Defterinin bütün aramalarına karşın bulamamıştır. Doktor yazdığı mektupla defteri ve bazı belgeleri paket haline getirmiştir. Feride’ye kendisinin ölümünden sonra bu paketi Kamuran’a göndermesini vasiyet etmiştir. Doktor zaten oldukça yaşlıdır ve bu yüzden kısa bir süre sonra da ölür.

Feride doktorun ölümünden sonra, hem paketi teslim etmek için hem de çok özlediği teyzesini görmek için Tekirdağ’a teyzesinin yanına gider. Niyeti orda fazla kalmama paketi teslim edip bir iki gün kalıp Kuşadası’na geri dönmektir. O günlerde ne rastlantı ki dinlenmek için Kamuran da Tekirdağ’a gelmiştir. Feride paketin içinde neler olduğunu bilmemektedir ve paketi teslim eder. Ama doktorun öldüğünü onlardan gizlemiştir. Böylece Kuşadası’nda doktorun bulunduğu ve kendisini beklediği bahanesiyle geri dönebileceğini ummaktadır. Fakat umduğu gibi olmaz, teyzesi paketi Feride gitmeden bir gün önce Kamuran’a verir. Kamuran o gece kuzeniyle birlikte defteri ve doktorun kendisine yazdığı mektubu okur. Böylece Feride’nin kendisini hala sevdiğini anlar. Hem de doktorun tembihlerini öğrenir. Kendisi ise Feride gittiğinden beri Feride’yi unutamamıştır ve hala sevmektedir.

Feride ertesi gün yeterince kaldığını ve artık geri dönmesi gerektiğini söyleyerek yola çıkmak üzere hazırlanır. Feride hayatla çok didişmiş ve artık bu gücünü yitirmiştir. Artık doktorun da olmadığı Kuşadası’na gitmek onun da hiç işine gelmemektedir ama bu durumu etrafındakilere hiç belli etmemektedir. Feride’yi götürecek araba kapıya yaklaşır fakat bu bir oyundur. Feride arabaya yaklaştığı zaman arabadan birden Kamuran iner ve Feride’yi kucaklar. Feride’nin gitmesini istemediğini ve her şeyi öğrendiğini söyler. Zaten tüm ev halkı da Çalıkuşu’nun tekrar yuvadan uçmasını istemiyorlardır. Feride’nin tüm çabaları, olmaz demeleri boşadır. Kırık dökük kelimelerle bu oyundan kurtulmaya çalışmıştır ama nafile kurtulamamıştır. Çünkü Kamuran artık kararlıdır ve ikinci bir gaflete düşmeyecektir. Bunu Feride’ye de söyler. Çalıkuşu gizli bir mutlulukla ve huzurla kendisini Kamuran’ın kollarına atar.

Çalıkuşu’nun Eğitim Yönü:

Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı yapıtı bir taraftan bize inatçı bir aşığın başına gelenleri anlatırken, diğer taraftan da idealist genç bir öğretmenin kişiliğinde dönemin Türkiye’sinin eğitim sorunlarını yansıtır. Biz bu eğitim problemlerini dört madde altında ele alacağız:

1) Okullardaki Fiziki Yetersizlik: Feride daha romanın başında öğrenim gördüğü okulun fiziksel koşullarını bir çocuğun bakış açısıyla anlatırken, okulların fiziki yapısının çocuklar için ne kadar sevimsiz olduğunu dolaylı olarak haykırır: “Bir yanımda kocaman bir tahta direk vardır. Ne yapılsa baştan çıkarılamayan ve ara sıra çakımın ucuyla ötesine berisine açtığım yaracıklara vakarla tahammül eden sessiz sedasız, ağırbaşlı ve upuzun bir komşu. Öte yanımda manastır terbiyesinin istediği serin ve mağrur loşluğu temin için yapılmışa benzeyen ve panjurları hiç açılmayan bir uzun pencere dururdu.” Bu cümlelerde geçen bazı sıfat ve isimleri yan yana getirdiğimizde okulun fiziki yapısının bir çocuğun ruhsal dünyasında nasıl izler bıraktığı anlaşılacaktır: “Kocaman, tahta direk, çakı, yara, tahammül, ağırbaşlı.”

Feride’nin ilkokul hatıralarını oluşturan bu olumsuz hatıralar daha sonra öğretmenliğinde de karşısına çıkar. Feride heyecanla başladığı öğretmenliğin ilk şokunu, Zeyniler Köyü’nü görünce yaşar. Hayal ettiği köyle karşılaştığı manzara tam bir duygusal yıkımın yaşanmasına sebep olur. Bu yıkım Feride’ye lojman diye gösterilen yerde bir kez daha tekrarlanır: “Eskilikten delik deşik olmuş kirli kaplamalar, yağmurdan çürümüş, tahtaları sarkmış bir tavan, bir köşede içine kırık dökük konmuş ocak, ötede çarpık bir kerevet. Demek bundan sonra hayatım bu odada geçecekti! Havasız bir mahzene düşmüş gibi göğsüm tıkanıyor, ellerim, ayaklarım üşüyordu.” Çalıkuşunun öğretmenlik heyecanının sönmesine sebep olan okulun fiziki şartları ise kitapta şu cümlelerle izah edilir: “Geldiğimin ertesi sabahı derse başlamıştım. Bu ilk gün hayatımın unutulmaz bir günü olarak yaşayacaktır. Maarif Müdürünün büyük fedakarlıklarla yenileştirdiği dershaneyi şimdi daha iyi gördüm. Burası herhalde eski bir ahır olacaktı. Yalnız altına tahta döşemişler, pencereleri genişleterek cam çerçeve taktırmışlardı. Ocak bacaları gibi kapkara duvar kaplamalarında tepe aşağı takılmış bir harita ile bir iskelet levhası, bir çiftlik ve bir yılan resmi sarkıyordu. Bunlarda herhalde yeni ders aletleri olacaktı. Dershanenin bahçe tarafındaki duvarın dibinde –ahir zamandan kalma- bir hayvan yemliği vardı ki kaldırmaya lüzum görmemişler, üstüne bir tahta kapak çakarak dolap haline getirmişlerdi.”

Feride öğretmen olarak Zeyniler Köyü’ne tayin olduğunda, okulun fiziki durumunun karşısında ciddi bir hayal kırıklığı yaşar ama o da zamanla duruma alışır. “Mektebe günden güne daha azla ısınıyorum. Viran dershane de adeta temiz ve sevimli bir şekil aldı…” diyerek okula ve öğrencilere alışacak derken, Maarif Müdürü teftiş için gelir. Okulu ilk gördüğünde söyledikleri, yıllar geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğinin kanıtıdır: “Bu ne karanlık bir yerdir böyle. Mektep değil adeta ahır. (…) Ne minzer, ne minzer! Mektep demeye bin şahit ister.” Maarif Müdürü, okulu kapatmak ister çünkü ona göre; “Böyle kepaze binada çocuk terbiye edilmez.” Yazarın okulların bu fiziki durumunu tasvirindeki başarısı aynı zamanda bir öğretmenin beklentilerini ve yaşadığı hayal kırıklığını da ortaya koyar. İyileştirmelere rağmen buna benzer durumların 21. yüzyılda Anadolu’da hala devam ettiği gözlemlenmektedir.

 

2) Eğitimde Terbiye Yolları ve Ceza Şekilleri: Çalıkuşunu incelediğimizde yazarın Feride’nin tahsilinden başlayarak öğretmenliğine kadar olan süreçte yaşadıkları çerçevesinde okullarda uygulanan ceza şekillerine de yer verildiğini görürüz. Örneğin, romanın bir yerinde Feride’nin bakış açısıyla öğretmenlerin, dönemin öğrencilerini nasıl terbiye ettiğini şöyle anlatır: “Hiç unutmam; yaramazlığımdan, gevezeliğimden bıkan öğretmenler, o sınıfta beni arkadaşlarımdan ayırmışlar, tek kişilik küçük bir sıraya oturtmuşlardı.”

Yazar romanda farklı ceza verme biçimlerine değinmek için Feride’nin öğretmenliğinde ise Çalıkuşu’nun dilinden şu cümleleri söyler: “Hatice hanım o sabah taze taze mezarlıktan kesilmiş uzun uzun değnekleri yanına yerleştirdikten sonra birer birer çocukları yanına çağırmaya, derslerini okutmaya başladı.” Yazarın burada eleştirdiği kişiler bir taraftan öğretmenler iken diğer taraftan da ailelerdir. Çünkü aileler de bu korkunç ceza tekniklerini tasvip etmektedir. Okulda her vesileyle çocuklara dayak atılır. Dayakla uslanmayanlar tabuta benzeyen dolaba kapatılır. Hatta muhtar Hatice Hanım’dan öğrendiği bu terbiye metodunu çocuğuna evde de uygulamak ister. “Dershanenin bahçe tarafındaki duvarın dibinde –ahir zamanından kalma- bir hayvan yemliği vardı ki, kaldırmaya lüzum görmemişler, üstüne bir tahta kapak çakarak dolap haline getirmişlerdi. Çocuklar yemeklerini, kitaplarını, mektebe yakılmak için getirdikleri çalı çırpıyı buraya saklarlarmış. Hatice Hanım, bu dolabın başka bir vazifesi daha olduğunu söyledi. Öteden beri dayakla uslanmayan yaramazları bunun içine hapsederek adam edermiş. Muhtarın Vehbi adında bir küçük oğlu varmış ki, hemen bütün zamanını bu sandığın içinde geçirirmiş. Bu çocuk bir yaramazlık yaptığı zaman kendiliğinden dolaba girer ve yine kendi eliyle kapağı kapatırmış. Ben hayretle:

-Muhtar Efendi buna bir şey demiyor mu? Diye sordum. Hatice Hanım başını salladı:

-Muhtar memnun oluyor. Aferin sana Hatice Hanım. İyi aklıma getirdin. Bizim evde bir dolap var. İnşallah hınzırı yaramazlık ettiği zaman ben de onun içine kapatayım diyor.”

 

Bu kadar ağır bir cezanın zamanla sıradan bir cezaymış gibi algılanması gerçeği, daha geniş bir boyutta okuyucunun dikkatini çeker. Bu durum çocukların cezayı ne kadar içselleştirdiğinin de sosyo-psikolojik yorumudur.

3) Öğretmenlerin Beklentileri ve Karşılaştıkları Sorunlar: Güntekin, geçmişten gelen eğitim problemlerini Çalıkuşu’nda öğretmen sorunları açısından da irdeler. Yazar bu bağlamda ilk olarak günümüzde de devam eden bir problemi yani büyük ümit ve heyecanla mesleğine başlayacak olan öğretmenin beklentilerinin sonuçsuz kalışını ve hemen yolun başında hayal kırıklığı yaşamasını konu eder. Bir öğretmenin beklentileri ve hayal ettikleriyle idarecilerin arasındaki farkı Feride’nin bakış açısıyla dile getirir: “Nezaret kapısını buluncaya kadar cesur ve neşeliydim. İşlerimin gayet kolay biteceğini umuyordum. Bir hademe beni nazırın yanına götürecek, o da diplomamı görür görmez; ‘Hoş geldin hanım kızım. Biz de senin gibileri bekliyorduk.’ Diye beni Anadolu’nun en yeşil bir memleketine tayin ediverecekti. Fakat kapıdan girince hava birdenbire değişti; beni bir heyecan, bir korku aldı.”

Yazarın öğretmen sorunları çerçevesinde ele aldığı bir başka konu ise günümüzde de öğretmenler tarafından en çok gündeme taşınan maddi sorunlar, maaşın yetersizliğidir. Bu Feride’nin en büyük sorunlarından biridir. Gerçi Feride’nin annesinden kalma birikmişliği olduğu anlatılır. Ama bu onu maddi sıkıntılardan kurtarmaz. Yazar Feride’nin nasıl geçindiğini dikkatlere sunarak bir başka anlamda aslında elması olmayan Feride öğretmenlerin nasıl geçinebilecekleri konusunu gündeme getirmiş oluyor. “Bunların hepsi güzel, hepsi ala fakat beni düşündüren başka bir mesele var. Dün akşam yatmadan bir hesap yaptım, o kadar tuhaf bir netice çıktı ki inanamadım. Bir kere de aynı hesabı parmaklarımla tekrar ettim maalesef doğruydu. Bu netice, çok acıklı olmakla beraber gülmekten kendimi alamıyordum. Ben şimdiye kadar kendi gayretim, kendi çalışmam ile geçindiğimi zannediyordum. Halbuki elimdeki parayı sarf etmekten başka bir şey yapmamıştım.” Yazar bazen Feride’nin kimliğini siler ve kendisi konuşarak öğretmenliği niçin yaptığını vurgular. Yıllar önce savunulan düşüncelerin maddi sıkıntılarına dikkat çeker. “Ben muallimliği açlıktan ölmemek için kabul etmiştim. Hesabım doğru çıkmadı. Bu meslek bir gün açlıktan öldürebilir.” Fakat maddi yetersizliği yazar ruhsal doyumla giderir: “Fakat ne ziyanı var? Değil mi ki, benim gönlümün şefkate olan açlığını doyuracak, kendi hayatını başkalarının saadetine vakfetmek tesellisini bana verebilecek…”

 

4) Maarifte Dönen Yolsuzluklar: Günümüzde de güncelliğini koruyan entrika ve adam kayırmalar Çalıkuşu’nda dikkat çekici bir biçimde anlatılır. Bursa Merkez Müdürü-Merkez Rüştiyesi Müdiresi-Merkez Rüştiyesi Muallimesi Huriye Hanım ile Huriye Hanımın Rumeli’den hemşerisi muhasebe müdürü arasında tezgahlanan oyun Çalıkuşu’nu hiç kimsenin gitmediği Zeyniler Köyü’ne gönderir. Aslında merkez rüştiyesine atanan Feride’dir. Fakat dönen entrikalar Zeyniler Köyü’ne gönderir Feride’yi. “Biraz sonra bana merkez rüştiyesindeki görevimden kendi arzumla istifa ettiğime ve Zeyniler mektebi muallimliğine talip olduğuma dair bir kağıt imzalattılar. Bir saate kalmadan bütün muamele bitmiş, o yerinden kımıldamaya üşenen Maarif Müdürü araba ile valinin konağına giderek emrimi imzalatmıştı. Bazen aylar ayı masadan masaya süren muameleler istedikleri zaman öyle kolay çıkıyor ki…”

Değerlendirme:

Edebiyatımızın ünlü yapıtlarından olan Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” adlı romanı; bir açıdan bakıldığında o dönem Anadolu’sunun sefalet göstergesidir. Başka bir açıdan ise görünüşte aşk fakat aslında bir inat uğruna katlanılan onca sıkıntıların sergüzeşti gibi gelir insana. Ancak aslında romanın en dikkat çekici yönlerinden biri de günümüzde de devam eden ve çözülemeyen Türk eğitim sisteminin temel sorunlarına bir ayna tutmuş olmasıdır. Yazarın roman boyunca Çalıkuşu’nun şahsında eleştirel bakış açısıyla hem eğitim problemlerini hem de olayları gerçekçi olarak yorumlaması bunun bir kanıtıdır. Başlangıçta bir aşk romanı izlenimi veren Güntekin vakaların gelişim düzeyine göre başkarakter olan Feride’yi istediği kimliğe yani “idealist öğretmen” kimliğine kademeli olarak büründürür. Okuyucu da beli bir noktadan sonra Feride ile Kamuran arasındaki aşktan ziyade Anadolu’nun ve öğretmenlerin meselelerine ilgi duymaya başlar. Bu dönüşüm de romanın aynı zamanda bir eğitim romanı olarak algılanmasına ve incelenmesine yol açmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir analizdi emeğinize sağlık.iyi kandiller diliyor, saygılar sunuyorum.

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 17.06.2010 14:06
Cevap :
Çok teşekkür ediyor, size de kutlu ve mutlu kandiller diliyorum. Bu özet ve analizi yapan öğrencim adına da ayrıca size teşekkür ediyorum. Yorumlarınız bize güç veriyor. Esenlikler, selam ve saygılar. 17.06.2010. Şemseddin Koçak.  17.06.2010 18:11
 

birkaç kez severek okuduğum bir romanı bana yaptığı analizle daha çok sevdirdi, Değişmeyen anadolu insanı yazgısını ve idalist öğretmen, gerçek insan olmayı bize anlatan "çalıkuşu" gerçekten de bir eğitim romanıdır, kızım da ben gib küçük yaşalrda okumuş kitaplığında yerini almasını sağlamıştır. Bu yazıyıda okumasını sağlamak istiyorum. Esen kalınız.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 16.06.2010 23:50
Cevap :
Merhabalar. Ben de size, Zeliha Hanım adına ve değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim. Zeliha bu konularda gerçekten çok başarılıdır. Umarım bizi bu tip çalışmalarından yararlandırmaya devam eder. Esenlikler, selamlar. 17.06.2010. Şemseddin Koçak.  17.06.2010 10:26
 

Herşey daha da kötüye gidiyor.Binalar güzelleştikçe içine getirilen öğrenciler çok daha kötü eğitilmiş bir şetilde karşımıza çıkıyor.Eğitimsiz aileler artık çocuğa gereken aile eğitimini veremiyor.Neredyse karşılaştığımız çocuklara acır olduk.Çünkü öğretmöen olarak yapabileceğimiz hiç bir şey yok.6 yaşına kadar aile kalıcı hasarlar bırakarak yanlış eğitimler uygulamış.İnanın çalıkuşunda belki şartlar namüsaitti ama işlenebilecek bir insan ruhu kalmıştı.Şimdi bina var inşaa edilecek ruh yok.Herkes başka bir tarafa bakıp gelecek yaratma derdine düşmüş.

EBRU TÜTÜNCÜ 
 14.06.2010 23:04
Cevap :
Günaydın Ebru Hanım. İlginize teşekkürler. Söylediklerinize katılmamak ne yazık ki mümkün değil. Müfettişlik ve Öğretim Görevliliği yaşamında, yönetici konumunda olan kişilerin, eğitimden bina vb.lerini yapmayı ve bunları konrol etmeyi anladıklarını gördüm. Hiçbir yöneticinin eğitimin niteliğini yükseltmek için, öğretmenlere şunları yaptım, çocuklara bunları yaptım, dediğini duymadım. Örneğin bir okul müdürü bana, övünerek, okula bahçe duvarı yaptığını anlattığında,"Peki öğretmenlerini geliştirmek için ne yaptınız?" dediğimde çok kızmış, cevap verememişti. Bunların da, yani fiziki sorunları çözmenin de bir aşama olduğunu ve bunun geçici olduğunu düşünüyorum. Dilerim bu aşama uzun sürmez. Esenlikler, selam ve saygılar.15.06.2010. Şemseddin Koçak.  15.06.2010 9:09
 

O puslu bakışlar, Anadolu’ya hizmeti değil, âşık olduğu Batı değerlerini yaşayabilme ümitleriyle İstanbul’a ve taşralıktan kurtulabilen birkaç kentte koşarak Anadolu’yu yalnız bırakmışlardır. Anadolu ne yapsın, o da zamanla koşmuş kentlere… Bugün yaşadıklarımız, “Çalıkuşu” kimlikli bürokrasi’nin, Anadolu için hiçbir şey yapmadığının acı bir ifadesidir. Bu eserin bir genç kız üzerinden aktarılması ise, hem dünün hem de bugünlerin temel bir yanlışıdır. Anadolu kadını tam tersine fedakârdır, ama onu giyim kuşamı ya da yaşam biçimiyle bölerseniz, toplumun çektiği acıları daha da derinleştirirsiniz… Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 14.06.2010 12:02
Cevap :
Merhaba Rıza Bey. Ben 1988-1990 ve 1997-1998 yılları arasında müfettişlik yaptım. O yıllara ait tuttuğum günlüklerin bir kısmını, anılaştırarak küçük bir kitap yazdım. Bu anılarımın içinde, her ne kadar kendi fikirlerim varsa da, yazdığım dönemlerin eğitimsel öğeleri de var. Otuz kırk yıl sonra, 1980 ve 1990'lı yılları merak edenler, görüşlerimi ayıklayıp, dönemin eğitimsel öğelerini kolayca ortaya koyabilirler. Bence, Reşat Nuri'nin eğitim ile ilgi altı kitabı, bu bakımdan çok önemli. Keşke, 1937-1954 yılları arasında görev yapan diğer müfiettişler de, roman adı altında görüş ve düşüncelerini yazsalardı da, biz eğitim tarihini, klasik kitaplar yerine bu kitap, roman vb yayınlardan öğrenseydik. Esenlikler, selam ve saygılar. 14.06.2010. Şieemseddin Koçak.  14.06.2010 14:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 424
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2876
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster