Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
502
 

Çalışmak sağlığa zararlı

Çalışmak sağlığa zararlı
 

Çalışmak ya da çalışmamak. İşte bütün mesele bu.


Gün geçmiyor ki insanoğlu yeni bir şeyler öğrenmesin, yeni icatlar da bulunmasın, yeni gelişmelerle tanışmasın… İşte yine onlardan bir tanesiyle ilgili yazıyı okurken “şeytan” dürttü, e hazır “dürtülmüşken” bu konuda da ahkam kesmeden dürtülme eylemini tamamlamak ayıp kaçar diye düşündüm…

Hürriyet Gazetesi’nde Mehmet Y. Yılmaz’ın yazısında okudum ilkin, orada görünce de internette kısa bir tur bindirerek gerekli alt yapıyı oluşturdum… John Lloyd ve John Mitchinson’un NTV Yayınlarından çıkan ve çevirisini Cihan Aslı Filiz ile Emre Ergüven’in yaptığı “Cahillikler Kitabı”nda yazanlar tüyler ürpertici boyuttaymış… Kitap demiş ki; “Çalışmak, bir savaş bölgesinde bulunmaktan üç kat daha tehlikeli.” ABD Çalışma İstatistiklerine göre her yıl dünyada iki milyon kişi iş başında ölürken, savaşlarda ölenlerin sayısı ise 650 bini geçmiyormuş!

Royal Statistical Society Dergisi’nin editörlüğünü de yapan Dr. Frank Duckworth kendi adıyla bir ölçek tasarlamış ve bu ölçek “ölüm riski” hesaplamak için kullanılıyormuş... Rus ruleti oynarsanız bu ölçeğe göre ölme olasılığınız 8 üzerinden 7.2 iken, saatte 160 kilometre hızla gündüz vakti araba kullanırsanız ölüm riski 1.9 imiş… Evde elektrik süpürgesi kullanarak temizlik yapmanın riski 5.5 olarak bulunmuş… Neticede çalışmak sağlığa zararlı bir eylem olarak değerlendirilmiş…

Buraya kadar olan kısmı alıntıladığım bilgilerden oluşuyor… Mehmet Y. Yılmaz’a teşekkür ederim… Gelelim benim gözümden ve aklımdan konu ile ilgili çırpılan kanatlara, esen yellere…

Öncelikle arkadaşlara yani o bahsi geçen kitabı yazan arkadaşlara ve üşenmeyip bir de ölçek tasarlayan arkadaşa “günaydın” demek istiyorum… Onca yıl okuyup, mürekkep yalayıp, ömürlerini kitaplar içinde, bilgisayar başında, laboratuarlarda geçirdikleri için üzüldüm doğrusu… Yazık etmişler kendilerine… Çünkü bunca araştırmanın neticesinde ulaştıkları sonucu biz zaten biliyorduk… Gelip bize sorsalar bir çırpıda söylerdik ve hiç zahmete girmeden kitaplarını da yazarlardı, makalelerini de hatırı sayılır dergilerde yayınlayabilirlerdi… Hem hiç zahmete girmeyecekleri için o bahsini ettikleri ölçeğe göre “kendi ölüm risklerini” de boşuna yükseltmemiş olurlardı… Baksanıza, ölçeğin dediğine göre çalışınca ölüm riski artıyormuş, e bu durumda kendileri de çalışma sürecinde Azrail’in nefesini enselerinde hissetmişler… Oysa ki geleceklerdi bize, ne güzel “ekmek elden su gölden” şeklinde öğreneceklerdi… Orada sohbet etmenin, soru sormanın ölüm riskini arttırdığı yazmadığına göre kendilerini riske de atmış olmayacaklardı… Ha gelip giderken biraz trafikten dolayı ölüm riski olacaktı ama o kadar kusur kadı kızında da olur vesselam…

Şimdi burada isim vererek meşhur etmek istemiyorum ama kısa tarihimize şöyle bir göz gezdirdiğimizde insanlarımızın hiç risk almadan nasıl da yaşayıp gittiklerine şahit olmuyor muyuz? Dün nefesi kokan insanların bugün katlar ve yatlar arasında kararsız kalarak “yahu bu gece de uçağımda geceleyeyim” modunda sürdüregeldikleri sefahate aşinalığımız neredeyse kitabi bir dine olan inancımız kadar değil mi?

Hatta öyle ki, çocuklarını okutmak için konu-komşuya muhtaçlıkları dillere düşmüşken göz açıp kapayıncaya kadar, hatta göz açıp daha kapatmaya girişmemişken zengin olan FİLOzoflarımızın hikayelerini daha gerçek bir tabirle senaryolarını bilmiyor muyuz?

Elbette ki samanların altından çok unlar aktı… Daha da gerilere gitmeye kalkarsak davulcuların savurganlığını, sülalelerin çıkınlarını, gazlı gazlı anlaşmaların kardeşe uçurtma kanadında uçurulduğu nice olaylar silsilesi karşımıza çıkıyor…

Hal böyleyken ne diye onca araştırma yapmışlar, aklım almadı vallahi… Adam gibi geleceklerdi, soracaklardı biz de anlatacaktık… Şimdi onları kıskanmadım desem yalan olur… Hadi kıskanma demeyelim de gıpta ettim diyelim… Ben de kendi çabalarım, bilgi birikimim, hassas dengeli terazilerim vasıtasıyla bir ölçek oluşturdum… Adına da “Murat’ın Yaşam Ölçeği” adı verdim… Aşağı yukarı yukarda bahsi geçen “ölüm ölçeği”ne benzer bir mantıkla çalışıyor ve gündelik hayatımızdaki yaşamsal verilerin değerlendirilmesi işine yarıyor… İlk defa siz duyuyorsunuz, bu kıyağımı da unutmayın…

“Murat’ın Yaşam Ölçeği”ne göre bazı değerlendirmeler veriyorum… Elbette ölçeği yeni peydahladığım için şimdilik sadece kendi üzerimdeki deneylerin neticesini verebilirim… Ölçümlerdeki sonuçları 10 üzerinden verilen puanlar oluşturuyor…

• Evde televizyon izlerken ekranda gördüğü bir mankene bakan kocanın dayak yeme riski 7.6 ve bu dayak neticesinde yazmak da dahil kimi melekelerini yitirebilme riski 9.5

• Yine evde yılbaşı keyfi yaparken, ekranda beliren Hadise adlı kızımızın şarkısını pür dikkat dinleyip, beğendiğini ifade eden terimler kullanan yazar kocanın parmaklarının romatizma olma riski 8.7 ve bu romatizmal hastalık neticesinde burnunu karıştırma eyleminden mahrum kalma riski 9.8

• İşe bakın ki yine evde geçiyor ‘hadise’miz… Evde yeni yıl kutlaması yaparken, başına geleceklerden habersizce televizyonun içine düşen kocanın kafasının televizyonla bütünleşik bir yapıya bürünme riski 7.7 ve kafayı kuma gömerek mevcut yanıklardan kurtulma şansı 1.1

• İşyerindeki çalışma arkadaşları ile herhangi bir toplantıda alkolün dozunu biraz fazla kaçıran ve bundan aldığı cesaretle “ne var be, bir gece de eve geç gelivereyim, ne olacak?” diyebilen, diyebilme ihtimalinin dayanılmaz hafifliğine aldanan kocanın balkonda eksi 3 derecede pinekleme riski 8.7, bu pinekleme sırasında uç organ hasarı riski 9.6

• İşten gelince çoraplarını komodinin üzerinde unutma bahtsızlığını yaşayan insan evladının gece boyunca burun deliklerinde çoraplarıyla yaşama riski 9.3

• Gecenin bir yarısı acıktığı için mutfağa giren ve fakat yemek artıklarını mutfak tezgahında unutan kocanın sabahleyin dişlerini kalan artıklarla fırçalama riski 7.9

İşte böyle -mi acaba?-… Hepsi hayal mahsulüdür… Hayal mahsulü olmadığını söylersem yaşama ihtimalim 0 (sıfır)… Şaka şaka… Yahu gerçekten şaka… Pazar günü birazcık gülelim istedim…

Murat HACIOĞLU

4 Ocak 2008 Pazar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben en çok çorap olayını tuttum ,sevgiler:))Hayal ettim de bir an daha çok güldüm:)))

Şirazee 
 15.01.2009 22:03
Cevap :
komik bir manzara değil mi? Allah'a şükür başıma gelmişliği yok :))  16.01.2009 7:32
 

Çevresinde bu tür olaylarla karşılaşmamış olanlar için abartı görünebilir ama benim gibi işi gereği bu tür haberlere aşina olanlar için güzel tespitler. Eve gece 2'de dönen karısına nerede kaldığını sorduğu için dayak yiyip üstünde sigara söndürüldükten sonra soluğu adliye kapısında alan kazaklar gördük biz...

KURTBEY PELİNÇ 
 06.01.2009 15:28
Cevap :
hehheh karşılaşmadım ama karşılaşmak da istemem doğrusu. teşekkürler K.P  07.01.2009 10:38
 

Neredeyse göğsünüze sarı yıldız takılıp, kafanız traşlı hale gelmiş. Ama biraz abartmışsınız gibi geldi bana. Eşler her zaman eşlerinin iyiliğini ister. Hadi şimdi çıkın o gaz odasından:)

vakayinüvis 
 06.01.2009 0:36
Cevap :
zhee zhee... elbette abarttım yaw... sağolun. selamlar sevgiler.  06.01.2009 9:45
 

Allahta sizi güldürsün:)

Şengül SELVİ 
 05.01.2009 23:39
Cevap :
amin efendim amin. zaten yazarken oldukça gülüyorum. sizi de güldürebiliyor olmak da mutluluk verici. teşekkür ederim.  06.01.2009 9:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 660
Toplam yorum
: 3284
Toplam mesaj
: 140
Ort. okunma sayısı
: 1561
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster