Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
87
 

Çam yeşili palto

Bürodan en son hep kendi çıkardı. Büronun kapısını kilitleyip arabasına yönelirken kaldırımdaki bir adam ve omuzlarındaki çocuk gözüne çarptığında olduğu yerde kalakaldı. Çocuk babasının saçlarıyla oynayıp neşesini neredeyse tüm sokağa saçıyordu. Gülümsedi kalakaldığı yerde. Hafızası yıllar öncesine gitti geldi ta çocukluğuna kadar. Arabasının kapısını açtı, marşa basacakken yine kalakaldı öylece. Saatine baktı bir süre. Saat neredeyse akşam sekiz olmuştu, üztelikte soğumaya başlamıştı ortalık. Kararlı bir şekilde eli telefona gitti. Az sonra eşi telefonun ucundaydı.

-Geliyor musun canım?

-Ben bu akşam biraz geç geleceğim canım.

-Hayırdır bir şey mi oldu canım?

-Hayır, bir şey olmadı canım. İşim uzadı biraz. Biraz anlayışlı olursan sevinirim bu akşam.

-Tamam, fazla geç kalma ama olur mu?

-Geç kalmam merak etme.

-Peki, tamam canım.

-Hoşcakal.

Arabasını önce şehir içinden sincan tarafına vurdu, sonra Beypazarı, Nallıhan yönüne. Yolu aydınlatan şehir ışıkları bittiğinde neredeyse Ayaş’a varmıştı bile. Beypazarına giderken biraz sürat yaptı. Beypazarının içinden çıkıp Çayıhan’ı geçti. Kuş cennetine vardığında köprünün hemen girişine çekti arabasını. Hafif bir aydınlıkta gölü seyretti bir süre, temiz havayı ciğerlerine çekti dolu dolu. Arabasına tekrar binip yoluna devam etti. Nallıhan’a girerken ana yoldan çıkıp, dokuz dolambaçtan yoluna saptı. En tepede arabasını park etti. Nallıhan’ı seyretti bir süre. Gelişememişti Nallıhan. Sanki öylece kalakalmıştı, bıraktığı gibi. O sırada yanına bir araba daha park etti. Camı açılan arabadan genç bir çocuk kafasını uzatıp,

-Abi bira içersen var haberin olsun.

Döndü baktı gençlere, gülümsedi.

-Sağ olun gençler, teşekkürler.

-Teklif bizden abi.

-Eyvallah.

Gençliği geldi gözünün önüne. O an hatırladı, böyle bir anı daha önce kendisinin yaşadığını. Hoşebede dostlarıyla böyle buluşmuşlar muhabbet kaynarken yaşlı bir adam yanlarına gelmişti. Onlarda misafir etmek istemişlerdi o yabancıyı. Ama yabancı adam teşekkür edip gitmişti. O sırada gençler teybin sesini açıp dışarı çıktılar. Teypte oyun havaları çalyordu. Beş genç o soğuğa rağmen başladılar oynamaya. Bir süre baktı onlara. Ağlamaklı mı yoksa gülmekli mi olduğunu anlayamadı o an. Gözlerine en son ne zaman ağlamakla gülmek arası bir ifade gelmişti hatırlayamadı. Gençlere,

-Muhabbetiniz bol olsun arkadaşlar.

-Eyvallah amca gel beraber oynayalım.

-Sağ olun, benim biraz daha yolum var. Hoşcakalın.

-Güle, güle bey amca.

Dolambaçlı yoldan Nallıhan’ın içine girdi. Eski Lise, hemen yanında Merkez Sakarya İlkokulu. Sonra hastanenin yanından sağa döndü. Yolun bitiminden sola sonra tekrar sola döndü. Tek katlı bahçe içinde bir evin önünde durdu. Arabasını park etti. Yavaşça arabasından inip, kapısını kapattı. Evin tam önünde durdu, bir süre baktı eve. O ev hariç tüm mahallenin evlerinin camlarında ışık vardı. Demir kapıyı açarken elleri titremeye başlamıştı. Kapıyı kapattığında yerlere baktı bir süre. Sanki o evde büyüyen köpekler ayaklarına takılacakmış gibi ezmekten korktu. Yıllar ne çabuk geçmişti, ne çabuk. Kapıya geldiğinde cüzdanında sakladığı bir anahtarı zorlanarak buldu. Kapıyı açtı. Eli alışılmış bir harekette lambanın anahtarına gitti. Işığı açtı, evin holü aydınlandı. Durdu öylece. Duvarlara baktı, yerdeki kilime baktı. Beyaz badanalı duvarlar hafifçe sararmıştı. Duvardaki askıya baktı. Aradığı orada yoktu belli ki. Sonra yatak odasına gitti, ışığı yine ezbere buldu. Bir süre odayı seyretti. Her şey yerli yerindeydi, bıraktıkları gibi.

Büyük elbise dolabının önünde bekledi bir süre. Korkarak ve elleri titreyerek kapağı çift taraflı açtı. Aradığını dolabın askılığının en sonunda buldu. Önündeki elbiseleri çekti. Yeşil kocaman bir paltoydu bu. Düşürmekten korkarak eline aldı. Uzun uzun baktı paltoya. Çam yeşiliydi palto. Kocaman siyah düğmeleri vardı. Yatak odasının ışığını kapattı. Salona girdiğinde neredeyse gözyaşları aktı akacaktı. Salona baktı. Soba yoktu, oda soğuktu. Kırmızı çek yat’a oturdu bir süre. Kolundaki paltoya bir süre bakmak istemedi. Sonra çek yatın kolluğundaki yastığı yatay konuma getirdi. Başını yastığa koyarken paltoyu üzerine çekti. Gözleri gözyaşlarından kapanamıyordu.

Uzun bir süre yattığı yerde bekledi. Gözyaşları da o sırada kesilmişti. Doğruldu yattığı yerden. Paltoyu ilk defa yüzüne götürüp kokusunu içine çekti derin derin.

Ankaranın ışıltılı caddelerinden evine geldiğinde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Evin kapısını anahtarı ile açarken kapı içeriden açıldı. Eşi karşısındaydı. Onu bir süre şaşkın şaşkın süzdü.

-Hoş geldin.

-Hoş bulduk canım.

Elindeki paltoyu girişteki askılığın tam ortasına astı. Eşine dönüp.

-Lütfen bu palto hep burada kalsın olur mu canım?

-Tabi canım, ne güzel düşünmüşsün böyle.

Adam lavaboya girerken eşi paltoya yüzüne gömdü. Kokusunu çekti.

-Oh, canım babam…

Mehmet ÖZCAN…07/01/2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 216
Kayıt tarihi
: 18.01.13
 
 

Emekliyim, köpekleri çok severim. Fotoğraf ama anlam saklayan fotoğraflara bayılırım. Yazmak uzun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster