Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
246
 

Cami Partisi

Cami Partisi
 

Cami Partisi


Bilindiği üzere Sosyoloji insan ilişkilerini inceleyen bilim dalı iken, din sosyolojisi ise, dini kurum ve dini yapılanmaları, dini temalarla toplumsal yapı arasındaki ilişkileri ve dinin toplum, toplumun din üzerindeki etkilerini araştıran bilimsel bir disiplindir. Din sosyologları toplumun din üzerinde dinin toplum üzerindeki etkilerini bir başka deyişle toplum ve din arasındaki diyalektik ilişkiyi açıklamaya çalışmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığının Web sayfasında; “Sosyal hayatın vazgeçilmez bir unsuru olan dine dair işlerin yürütülmesi için kurumsal bir kimliğe her anlamda ihtiyaç bulunduğu açıktır. Ülkelerde din hizmetlerinin sunumu her ülkenin kendi gelenek ve kültüründen gelen özelliklere göre şekillenmektedir. Türkiye’de din hizmetleri geçmişten günümüze hep bir kamu hizmeti olarak görüle gelmiştir. Osmanlı devleti çoğunluğun dini olan İslam dini ile ilgili işleri olduğu gibi azınlıkların dini işlerini de kamu hizmeti anlayışı içerisinde idare etmiştir. Osmanlı devletinde İslam dinine dair işler ve Müslümanlara sunulacak din hizmetleri, bir devlet görevlisi olan Şeyhülislam tarafından idare edilmiştir. Şeyhülislamlık, İmparatorluğun son iki asrına gelinceye kadar vakıflar ve din hizmetlerinin yanında adliye ve eğitim hizmetlerini de yürütmüştür. Tanzimat’tan sonra, adliye ve maarif nezaretlerinin kurulmasıyla birlikte Şeyhülislamlığın yetki alanı sadece dini konularla sınırlı hale gelmiştir. Ömürleri boyunca bu hizmeti sürdürmek üzere atanan Şeyhülislamların devlet erkânı arasındaki konumunda zaman içerisinde değişimler olmuş; daimi olarak Divan (Bakanlar Kurulu) üyesi kabul edildikleri zamanlar olduğu gibi, gerektiğinde Divana katıldıkları zamanlar da olmuştur. Son dönemlerde kabine sistemine geçildikten sonra Şeyhülislam, Şer’iye ve Evkaf Nazırı adıyla kabine üyesi sayılmış ve görev süresi, üyesi olduğu hükümetin ömrüne bağlı hale gelmiştir.

Cumhuriyetin ilanından önce, kurtuluş savaşı ve yeni bir devletin kurulması gibi son derece olağanüstü hallerin yaşandığı bir zaman diliminde kurulan TBMM Hükümeti döneminde de din hizmetleri ihmal edilmemiş, 3 Mayıs 1920 tarihinde oluşturulan hükümette, Osmanlı dönemindeki Şeyhülislamlık ve Evkaf Nezaretinin hizmetlerini deruhte etmek üzere Şer’iye ve Evkaf Vekâleti adı altında bir bakanlık yer almış ve 3 Mart 1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluncaya kadar ülkede din hizmetlerini yürütmüştür. Din hizmetlerinin politikanın dışında ve üstünde tutulması gerektiği düşüncesinden hareketle kaldırılan bu bakanlık, Osmanlı devletindeki Şeyhülislamlık ile Türkiye Cumhuriyetindeki Diyanet İşleri Başkanlığı arasında köprü görevi görmüştür.” Yazıyor.

Diyanetin kuruluşundan tam 90 yıl sonra 2014 yılı bütçesinde Diyanet’in ödeneği yine bir rekora imza attı. Bütçeden en fazla pay alan kurumların başında gelen Diyanet İşleri Başkanlığı, 5 milyar 442 milyon liralık bütçesiyle 13 bakanlığı geride bıraktı. 8 bakanlığın toplam bütçesi ise Diyanet’in ödeneğine yetişemiyor. Böylece, neredeyse tamamı halkın vergilerinden oluşan devlet bütçesinin, küçümsenmeyecek bir bölümü, devletin bir mezhebe ayrıcalık tanıyan “dini” bir kurumuna aktarılmış oldu. Birçok bakanlığın ödeneği değil ödeneklerinin toplamı bile Diyanet bütçesine yetişemiyor. Bu toplama; Orman ve Su İşleri, Kalkınma, Gümrük ve Ticaret, Gençlik ve Spor, Ekonomi, Çevre ve Şehircilik, Bilim, Sanayi ve Teknoloji ve AB Bakanlığı eklenebilir.

Öte yandan, Bekir Bozdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ile Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA)’nın 2014 yılı bütçelerine ilişkin sunumda, “Diyanet İşleri Başkanlığı”nın, Anayasa ve yasalar çerçevesinde kendisine verilen görev ve yetkiler doğrultusunda görevini yurtiçinde ve dışında başarıyla yerine getirdiğini belirterek, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesinin yapılan görevler düşünüldüğünde yeterli olmadığını söyleyerek: “Her ne kadar başkanlığımızın bütçesi, Türkiye'deki bakanlıkların bütçesinden daha büyük olduğu şeklinde eleştiri konusu yapılsa bile, bu bütçe tamamıyla personel giderleri odaklı ve çok az yatırım giderleri olan bir bütçedir. Bütçenin yüzde 94'ü personel giderlerine gidiyor. Bu önemli bir rakamdır. Bu rakamın eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Eğer, “Diyanet İşleri Başkanlığı yurt içinde ve dışında milletimizin birliği ve beraberliği için çok önemli görevler ifa ederken yatırım bütçesi niye bu kadar az? Bunu artırmak lazım” şeklinde bir eleştiri olsa onu kabul edeceğim, dedi.

“Cami Partisi” deyimi ile “Türkiye'nin en iyi örgütlü partisi “ olduğunu ilk defa Ankara SBF Hocalarından Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel’in bir yazı notunda, okudum. Sivri zekalı Kemalist kadroların “laikliği koruyacağız” gerekçesi ile devletin kontrol ettiği maaşlı imamlar, hatipler, müezzinlere dayanan bir cami teşkilatlanması yapmak istediklerini, şimdi ise kendi yarattıkları Türkiye'nin devletten maaşlı ruhban sınıfı ile devleti kontrol ettiğini söylüyor sayın Tezel. Arkasından, sizce cami teşkilatlanmalarında devletten maaş alan görevlilerin oylarının dağılımı ayrıca sayılabilseydi Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı oy oranı yüzde kaç olurdu? sorusunu sorarak tahminini ekliyor. Kürt cemaatler dışındaki bütün camilerdeki maaşlıların belki yüzde 90’nın RTE'ye oy verdiğini ve bu gün Camilerdeki vaaz söylemlerinin içerik analizi yapılmış olsa, bu analiz son birkaç yıldır devletten maaşlı cami personelinin ürettiği söylemin yüzde kaçının partiler arası siyaset anlamında siyaset dışı olduğunu ortaya koyar? sorusuna ise tahminen bu analizin sonucunun AKP'nin en etkili en doğal siyasi zeminin camilerde üretildiğini gösterecektir, diyor.

Toplumu düzenleyen kurumlardan biri olan Din ve ona ait devletin kurumu devasa bir örgüt niteliği taşıyor. Bununla birlikte, Devlet; NASA’dan fazla para verilen Diyanet İşlerini, halkı istedikleri doğrultuda camilerde politize etmek, hutbelerle ajitasyona (kışkırtma) ve propagandaya tabii tutmak için kullanıyor. Milletin çocukları ise Milli Eğitimin İmam Hatiplerinde eğitilerek, kendi devletine, Cumhuriyet ve ona ait değerlere en önemlisi laikliğe düşmanlaştırılıyor. Cami ve cami ile ilişkili tüm mekansal alanlar (çay ocağı, düğün ve diğer törenlerin yapıldığı vb. yerler) ilgili vakıflar, kuran kursları, cemaatler, tarikatlar dahil olmak üzere burada gelip katılan ve ibadet edenlerin tamamı en iyi organize edilmiş, nitelikli ve yurt çapında, yurt dışında devlet eliyle örgütlenmiş olan en büyük kitle partisi görüntüsü veriyor.

Ve günümüzde iktidar olmanın yegâne yolu ise “Cami Partisini”e üye veya yönetici olmaktan, onu kontrolde tutmaktan veya onun icazetinden geçiyor.

Yoksa geçmiyor mu?

Nizamettin BİBER 

Ayşegül HAYVAR, Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diyanet en büyük yatırımcı kurum olduğundandır bu kadar büyük bütçe ayrılması. Yoksa nasıl gelirdi Türkiye bu günlere. En büyük yatırım, insana yapılan yatırımdır.Şimdi ürün devşirme zamanı... Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 13.12.2014 22:04
Cevap :
Ayşegül hanım, Diyanet şu anda dünyanın en büyük bütçelerinden birine sahip, yanlış sosyal politikalar ve eğitim bizi günümüze getirdi, bu yanlışlığı bilinçli bir şekilde günümüze taşıyan sınıflar ve sosyal gruplar semerelerini topluyorlar. selam ve saygı ile teşekkür ederim.  14.12.2014 12:17
 

Cami partisi deyimi çok ilginç gerçekten...

Kerim Korkut 
 24.08.2014 20:39
Cevap :
İlginç olduğu kadar çok yoğun gerçeklikte taşıyor Kerim bey  25.08.2014 21:23
 

Yasimin yasama el vermemesi yuzunden "vatan cephesi"ni yasamadim ama cok iyi bildigim bir olusum. Bir sonraki asama, uye kayitlari basliyinca haber et hocam!

Newyorker 
 13.08.2014 19:35
Cevap :
Çok şey kaçırmışsın Dear Newyorker Vatandaş, vatan cephesi sathını yaşayamaman ne kötü talih :) üye kayıtları bitti ama bir şeyler indirirsen yeşil değerli kağıtlardan seni en nitelikli üye yapabilirler, selamlar  14.08.2014 8:32
 

Sayın yazarım,oluyor ,oluyor hem de bal gibi oluyor....

Abdülkadir Güler 
 13.08.2014 12:31
Cevap :
Sayın Abdulkadir bey, istesek te istemesek te bal gibi hatta bizim memleketin balı ile anzer balı gibi oluyor, teşekkürler, selamlar  13.08.2014 15:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3744
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2618
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster