Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
811
 

Camından akmaya geldim

Camından akmaya geldim
 

Hani o nemli ve puslu hüzün pınarlarını dikip yeşilimsi mavi koyuluğa, dakikalarca içlendiğin önünde; titrek ve hisli güvercin göğsünü bir indirip bir kaldırdığın, yürek tıpırtılarına mekan eylediğin o penceren var ya.


Hani, beyaz kuşlarını bordo güllerinin nazik dallarına kondurduğun sevimli perdelerinle süslediğin o küçük penceren.


İçeri aldığında beni; kızarmış ekmek ve portakal kabuğu kokan serin sabahların buğusu olur akardım içine, camından süzülürken tüm örselenmiş tutkularımla. İçerlerde bir yerlerine.


Yok, dışında kalmışsam şayet çok beklemezdim sürekli tahrik ettiğim bulutlarının içinde. Yumuşak, pamuk. Nemli ve aslında ıslak. Sırılsıklam bir yağmur olur yağardım tane tane, damla damla. Süzülüp kalmak için pencerenin dışında, yerlerde bir yere. Camından akmaya gelmek için. Umarsız ve fütursuzca, sere serpe.


Çoğu zaman; sigaramın griliği ve şarabımın kızıllığını sana benzetmiştim. Her ikisinde de içime çekiyordum ya Seni. İçine çekiliyordum bilmeden. Yok, biliyordum aslında, bal gibi biliyordum da. Bilmeden çekiliyor gibi olmak hoşuma gidiyordu belki de, ne bileyim?


Böyle tutarsızlıklarım, böyle karmakarışıklıklarım hep oldu değil mi? Kim bilir, belki de bundan sevemedin sen beni. Bir koyup, bir bırakman beni mülteci duyguların içine hep bundandı belki de.


Senin yanında, Senin ikliminde hep muhacir duygularla yaşadım ben. Hiç, soğuk damganla damgalanmış bir pasaportum olmadı, olamadı mesela. Hep göçtüm, bir yerlerinden başka bir yerlerine. Doyumsuz ama aynı zamanda sonuçsuz bir hicretti benimkisi. Hep kimliksiz yaşadım ülkende.


Durup durup, camından akmaya geldim ben. Bazen içindeydim, bazen de pervazının dibinde. Kızarmış ekmek ve portakal kabuğu kokusu, Sen’din. Ürkek ve titrek gagalarıyla, kafalarını gri gökyüzüne kaldırıp kaldırıp, beni içen serçe kuşlarının ki ise ben.


Nasıl bir yaşamaktı bu benimkisi sahi? Üç milimlik bir pencere camının kah içerisinde, kah dışında bir yerlerde.


Hayatımdaki tek istikrarlı eylem, akmaktı. Sürekli akıyordum. Bazen içine hayatının, bazen de dışında bir yerlerine.


O, dışında kalmışlıklarımda bazen, serçeler bile tenezzül etmiyordu içlerine çekmeye beni, içmeye, biliyor musun? Bir sümüklüböcek ezip geçiyordu üzerimden. Nakşediyordu adeta kutlu bahçene beni.


Bak pencerendeyim yine. Bu sefer de, bir nisan yağmuruyla geldim. Mis gibi toprak kokusunu duymak için araladığın camından, yine kızarmış ekmek ve közlenmiş biber kokusu geliyor. Bir de Sezen’in, o çok sevdiğini çok iyi bildiğim şarkısının sesi.


Ne vardı, hüznü bu kadar yakıştırmasaydın kendine. Taze çekilmiş kahveni doldurduğun porselen fincanını saran ellerin, ne vardı son bir kez dokunuverseydi ellerime.


Bir kez olsun da teninde akabilseydim, her iki tarafının da her milimetrekaresini ezbere bildiğim pencere camının yerine.


İlk yağmurla yine geleceğim. Bekle diyeceğim ama bilirim beklemezsin. Ondan sonrakiyle bir daha, yine. O üç milimlik camın ardında Sen olduğunu bildiğim sürece akmaya devam edeceğim. Kah dışına, kah içine. Sen nasıl istersen öyle. Öyle işte...


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

doyumsuz, çok güzel bir yazı yüreğinize sağlık...

bAŞKa 
 21.04.2010 10:29
Cevap :
Çok teşekkür ederim Sevgili Sevgi. Adana'ya selamlar.  21.04.2010 11:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 923
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3606
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster