Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
885
 

Çamur at, "tutmazsa izi kalır" felsefesi!

Çamur at, "tutmazsa izi kalır" felsefesi!
 

Hepsi, "yalan ve iftira" resmi. Ben anlamam. Kaynak öyle diyor.


Eğer yalan söyleyen yaptığından utansaydı, ortalıkta yanlış bilgiler dolaşmazdı. Yazık ki, utanmazlığın meşrulaşması arsızlığın, arsızlık ta her çeşit şirretliğin yolunu açmıştır.

Bazı kimseler, hadiseleri gerçek şekliyle değil, fikrine ya da ideolojisine uygun biçimde anlamakta ve yorumlamaktadır. Bunu yaparken de en ufak bir tereddüt yaşamamakta, doğruyu bilen insanların karşısında mahçup duruma düşebileceğini hiç düşünmemektedir. Açıkçası bir kısım insanlar, "yalancı ve müfteri" sıfatıyla anılmaktan endişe duymayacak kadar fütursuz hale gelmişlerdir.

Söz ve yazılarıyla muhataplarının hukukunu çiğneyen bu kişiler, üstelik kendilerini demokrat olarak nitelemekte, hukuktan ve adaletten yana olduklarını söylemektedirler.

Çünkü bazı durumlarda onlar, zat-ı alilerinin yüce hatırı için yargının, hukuka takla attıracağından emindirler. Bu güven duygusunun verdiği rahatlıktan olsa gerek, akıllarına eseni dile getirmekten çekinmemektedirler.

Bunların dışında kalanlar ise, mahkemelere daha farklı bakmaktadırlar. Yakın geçmişte yaşanan skandal yargı kararları sebebiyle "hukukun, kendi haklarını da gözardı etme potansiyeli taşıdığını" düşünmektedirler. Bu yüzden hukuk söz konusu olunca, pek te rahat olamamaktadırlar.

Başında Osman Kaçmaz'ın bulunduğu Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'yle, yüksek mahkemelerin bazı kararları, bu rahatsızlığa ışık tutacak somut örneklerdir.

Eğer yargı kurumu şimdiye kadar, "adaleti" öne çıkaran kararlara imza atmış olsaydı desteksiz konuşanlar, en azından hukukla karşı karşıya gelmekten çekinir ve susarlardı. Yargının kendilerinden hesap soracağından şüphe etmedikleri için aşağıdakine benzer yalan ve iftiraları biteviye tekrarlamazlardı...

CHP'li Kemal Anadol bir kaç gün önce Maliye Bakanı Mehmet Şimşek için, "O herif hem bölücüdür, hem şeriatçıdır. Hem de entelijiyans servisindendir. İngiliz vatandaşı yav!" demişti.

Acaba bir insan, mesnetsiz bir takım yakıştırmalarla bu kadar kolay suçlanabilmeli mi? Hadi suçladık diyelim. Yaptığımızı, hangi ahlâk anlayışıyla ya da hangi etik değerle izah edebiliriz? Demokrasiyle mi, sosyal devlet ilkesiyle mi, insan haklarıyla mı, hukukla mı? Eğer dürüst biri iseniz, bu iftiraya bahane aramayı aklınızdan bile geçiremezsiniz.

Adam, oturuyor ve oturduğu yerden üfürüyor. Yani atıyor. Elinde (öyle olduğuna dair) hiç bir delil bulunmadığı halde bir insanı suçluyor; aleyhinde atıp tutuyor. Bu yalan yanlış ifadelerle Mehmet Şimşek'i, bir çok insanın gözünde zanlı durumuna düşürüyor. Peki bu zat-ı muhterem, başkalarına asılsız sözlerle saldırma hakkını nereden alıyor? İşte ruh dünyasında, "manevi uyarı ışığı" çakmayan insanların hali böyledir.

Dikkatinizi çekerim; "müslüman ve dindar olmayanların" demiyorum. Zira konunun dinle, diyanetle alâkası yoktur. Bu bir kişilik ve vicdan meselesidir. Nice dindar görünen herif vardır ki, bu konuda dinsizleri yaya bırakır. Bir farkla ki din insanları, vicdanlarını dinlemeye çağırır.

Anadol'un iftirasına karşılık Maliye Bakanı Şimşek te, "Modası geçmiş siyasi anlayışın erbabı olan Anadol'un, bilinçli itham ve iftiralarını derhal ispata davet ediyorum. ... Türk Milletinin bir evlâdı olarak, kendisinden yargı önünde hesap soracağımın bilinmesini istiyorum" demiş. İster beğenin, ister beğenmeyin doğrusu Şimşek, Anadol'dan daha medeni davranmış.

Ergün Poyraz isimli bir yazar, "Musa'nın Gül'ü (Abdullah Gül) ve Musa'nın Çocukları Tayyip ve Emine" adında kitaplar yazmış. İçini de gerçeği yansıtmayan bir takım bilgilerle doldurmuş. Güya, Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan ve eşinin şeceresini çıkarmış; köklerini İsrailoğulları'na dayamış! Doğru mu? Hiç te değil.

İlk önce şunu söylemek isterim. Bu, son derece seviyesiz (hatta çukur) bir anlayıştır. En başta, insaların kendi soylarını belirleme imkânları yoktur. Köken tercihi, kimsenin elinde olan bir şey değildir. Bu, tamamen bir kaderdir. Bu yüzden, insanı veya insanları soy ve sopuyla yargılamak, ancak bazı mahalle kadınlarının işi olabilir.

Öte yandan, "meğer ki öyle olsun" bunun ne önemi vardır? Önemli olan dürüst, erdemli bir insan olmak değil midir? Adam olmadıktan sonra, şu veya bu ırktan gelmek neyi değiştirir ki? Şahsen ben ahlâklı bir yahudiyi, sahtekâr ve edepsiz bir türke her zaman tercih ederim. Tersini düşünenin de aklından şüphe duyarım. Bu bağnaz bakışın, milâdi 2010 yılında halâ devam ediyor olması, tam bir ilkelliktir.

Yazık ki, sistemimiz bu anlayışı desteklemektedir. Anayasamız, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi "türk" saymaktadır. (1)Bu nedenle, dilleri ve kökleri farklı olan diğer ülkedaşlarımız (rumlar, yahudiler, ermeniler, çerkesler, kürtler, lâzlar vs.) da "zorunlu türk" olmaktadır. Bu duruma göre, Ergun Poyraz'ın yazdıklarını kutsayanların çıkması tabiidir.

Başbakan'ı ve Cumhurbaşkanı'nı "vatan haini" ilân edenlerin yalan ve iftiralarının etkisi sebebiyledir ki, son yıllarda, zihniyeti dışındaki herkesi potansiyel düşman sayan bir anlayış gelişmiştir. Daha açıkçası, idrak, muhakeme ve muhasebe yoksunu bir nesil zuhur etmiştir. İşte bu durumun müsebbipleri, sorumsuzca atıp tutanlardır.

Burada, "Allah, yalancıların müstehakını versin!" desem, acaba onlara haksızlık mı etmiş olurum?

Resim: www.hikayeler.net/.../hepsi-yalan-ve-iftira-/

(1)- Anayasa/ MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster