Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '13

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
754
 

Can kulağı ile dinle!

Can kulağı ile dinle!
 

Kıskançlık duygusunu bedeninizin neresinde hissediyorsunuz?  Evet, her organ belli bir duyguyla alâkalıdır.  Duygular ve organlar birbiri ile yakın ilişkilidir ve birbiri üzerinde güçlü etkide bulunabilirler. Her organ kendi ana duygusuna karşı hassastır. Soyut dediğimiz kavramlar, bedenimizde somutlaşarak kendini açığa çıkarabiliyor. Nasıl mı? Duygularımızı kontrol etmeyi öğrenirsek nasıl somutlaştığını farkedebiliriz..  Kıskançlık, öfke, stres, kin, nefret, sevgi, merhamet gibi olumlu ya da olumsuz duygular bedenimizde,  çeşitli organlarımızı etkisi altına alır.  Duygular,  düşüncelermizi; düşüncelerimiz, kişiliğimizi;  kişiliğimizdeki çatışmalar hastalık veri tabanını meydana getirir.  Kronik öfke ve stres karaciğer ve safra kesesini olumsuz etkiler.   Karaciğer, bedendeki enerji akışını yöneterek bağışıklık sisteminde önemli rol oynar. Bozulursa tüm organlarda aksaklık başlar. Bakın " üzüntüden verem oldu " denir ya doğrudur. Uzun süreli üzüntü en çok akciğerleri ve hava alma sistemini etkiler. Sürekli endişe ve dert edinmek, takıntılı bir hayat, mide ve barsak sistemini vuruyor. Yaşadığı olayları kabullenememe özelliğine sahip biri sindirim sorunu yaşayacaktır. Çünkü alt bilincimiz, yiyecek ve sorunları ayrı ayrı algılamaz. Birey yaşadığı kötü bir olayı kabul edemiyor, " sindiremiyorum, nasıl oldu da bu başıma geldi, bir türlü kabullenemiyorum." algısı ile beyin mideyi uyarır ve asit salgılamaya başlar. Midenin tüm amacı görevini layıkıyla yerine getirmek, sindirimi tamamlamaktır. Ama faturası, hazımsızlık olarak bize çıkar. Paylaşmayı sevmeyen, bencil davranışları olanlar ise kronik kabızlık ile karşı karşıya kalabilir.

Alt bilinç, vücudun atması gereken zararlı maddeleri de sahiplenip, dışarı atmak istemeyecektir. Omurgamız, bir türlü dik durmaya adapte olamamıştır. Çoğumuz boyun ve bel fıtığından yakınırız. Dünyayı olanca ağırlığı ile sırtımızda taşımaya kalkar, duyguları yoğun yaşarsak, yaşam enerjisini taşıyan omurgamızda tıkanmalar olacaktır, belimiz, boynumuz bükülecektir. İnsan olmak, dik durma,yere sağlam basmayı gerektirir. Korkularımız, böbrek ve mesane sistemini etkiler. Organlarımızın kralı, Kalp ise sevgi alanımızdır. Ruhumuzla bağlantımız KALP ile olur. Kalbimizin, enerjiye açık olması gerkiyor. "AÇIK KALPLİ, ya da KAPALI KALPLİ deyimleri buradan çıkmıştır. Sevgi enerjimiz bizim yaşam kaynağımızdır.Bu bağlamda, bir sorun varsa insan hayal kırıklıkları, nefret, kin duygularıyla kendi rolünü oynayamıyor, kişiliğini sergileyemiyorsa, kalbini kapatıyor, böyle bir durumda kalp beslenemiyor, kalbini açıp, sevgi vermiyor, ve alamıyor.

Daha çok otoriter kişiliklerde, arzu ettikleri sevgiyi gösterememe sonucu, sevgi alanı kapanıyor, dolayısıyla kalp kapanmış oluyor. Bu hal, kalp hastalığı riskini doğuruyor.Günümüzün korkulu rüyası, kanser ise duygu ve düşüncelerini sürekli bastırma, açığa çıkaramama hali yaşıyan, biriktirdiği negatif enerjiyi dışarı akıtamayan kişilerde, hücre yapısını değiştirmeye başlıyor. Bir de hayatının bir döneminde,meydana gelen " aşırı dramatik, beklenmedik ve yalnızlığa iten bir olay, namluda hazır duran mermiyi ateşleyip, hastalığı başlatabiliyor. Halk arasında " içine atma , kanser olursun " deyimini bolca kullanırız. Kullanırız, ama ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz. Bir çok kanser hastasının kişilik özelliklerini incelediğimde, düşüncelerini özgürce,korkusuzca, endişe duymadan ifade etmekte zorlanan, olumlu ve ya olumsuz duyguları çok şiddetli yaşayıp, bastırmak ve biriktirmek zorunda kalan, kişilik yapısına sahip olduğunu farkettim. Yaşanan her duygusal çatışma, vücudun sigorta sistemini alarma geçiriyor. Evlerimizdeki sigorta sistemi, aşırı yüklenme sonucu kendini korumak için" şak " kapanır. Vücudumuzda da aynı sistem işliyor. Yani hastalık, vücudumuzun, bizi kurtarmak için verdiği bir alarm. Ruh ve bedenimizi " can kulağı ile " dinlemek ilk adım. Sağlılklı beslenerek, bedenimizi;duygu ve düşünce kontrolü ile ruhumuzu beslemeyi öğrenmeliyiz. Korkular, sevgiyi yok ediyor. Sahiplenici bir tavır,bağımlılığı beraberinde getiriyor. Kaybetme korkusu, tüm duyguların ana kaynağıdır. Endişe, kaygı,öfke, kıskançlık gibi yakıcı duyguları doğurur, büyütür ve benliğimizi ele geçirir. Öncelikle kendimiz olmayı öğrenip, değiştiremeyeceğimiz olayları kabullenmeyi öğrenmeliyiz.Biz ruhumuzu geliştirmek, özümüzü tanımak için dünyaya geldik. Yaradılış gayemizi yerine getiremediğimiz zaman, hastalanıyoruz.  Bedenimiz, ruhumuzun etkisi altındadır. Sürekli bedenimizi dürterek, kişisel gelişimimizi tamamlatmak istemektedir. Onu dinleyerek, dilini çözebilir, hastalık için bir numaralı veri olan, duygusal çatışmalara SON verebiliriz. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4455
Kayıt tarihi
: 19.12.12
 
 

Kainatta nokta, nokta da kainat olan "İNSAN" İnsanı keşfetmek için cıkılan yolda bir yolcu sadece..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster