Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Nisan '09

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
911
 

Can özüm, (1. bölüm)

Can özüm, (1. bölüm)
 

Genç kadın tahlil kağıtlarına bakıyor anlamaya çalışıyordu. "Kutlarım hamilesiniz" diyordu görevli. "İstenilen bir gebelik değil mi?" Genç kadın şaşkın "evet çok istiyoruz." diye cevapladı görevliyi.

Gerçekten de çok istiyordu. Şaşkınlığı kısa sürdü. Hemen sahipleniverdi yavrusunu. ONA SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAKTI.

Uzun süredir tedavisinde olduğu ve aile dostları olan doktoruna koştu hemen. "Olmamalıydı ama olmuş." Dedi doktoru. "Bu hamileliğin devam etmesine ben karar vermek istemiyorum. Biliyorsun sizleri çok severim. Çocuk sahibi olmanızı çok isterim; ama çok tehlikeli. Hamileliğin dördüncü ayından sonra çok zorlanırsın."... gebeliğini sonladırması için ikna çabası vardı devam eden konuşmasında. "Tam donanımlı bir hastanede kontolden geçtikten sonra belki....." Bu sözlerden ötesini duymadı zaten genç kadın bu cümleye tutunmuştu.

Sanki suç işlemişti. Eşi dahil tüm ailesini karşısına almıştı. Hepsi onu vazgeçirmeye çalışıyordu. Eşi, "Seni kaybetmeyi göze alamam. Bana bu işkenceyi yapma. Beni çocuğunu istemeyen baba konumuna sokma. Ben de isterim tabiki. Ama sözkonusu senin hayatın olunca ben, ..." ne kadar da çaresizdi, çok çabalamasına karşın sesinin titremesini engelleyemiyordu.

Annesi ve kardeşleri ise kesin konuştular. "Bu konuyu tartışmaya bile gerek yok." Kararlı davranıyorlardı ama, kimse genç kadınla gözgöze gelemiyordu. Gözlerini kaçırıyorlardı ondan. Hepsinin de içinde fırtınalar kopuyordu. O da onların canlarıydı. Tehlikeye atmak istemiyorlardı.

Eşiyle arasındaki sevgi bambaşkaydı. Şartsız koşulsuz saf bir sevgiydi. Zor günlerde tanımışlardı birbirlerini. Hergün onlarca gencin ölüm haberini duyduğundan mı, ya da gençliğinin cesaretinden mi bilinmez? Ölüm korkutmuyordu genç kadını. Hep kulaklarında doktorunun takılı kalan sesi vardı. "Tam donanımlı bir hastane..."

"Sizlerden beni anlamanızı istiyorum... Bu çok hassas bir konu. Hepinizin fikrine saygım var... Ben sizi anlıyorum. Ne olur siz de beni anlayın... Tam donanımlı bir hastanede kontrolden geçtikten sonra duruma göre kararı ben vereceğim. Kimsenin sorumluluk hissetmesini istemiyorum..." Ne denebilirdiki bu durumda. Bütün aile saygı gösterdi genç kadına, ve süreç başladı.

Önce, eşinin akrabasının arkadaşı olan bir kardiyoloğa gittiler. O da bir takım tahliller ve muayene sonrasında "çocuklar ben sizleri çok sevdim. Sizin gibi değerli gençlerin çocuk sahibi olmalarını çok isterim. Bir karar vermeden önce, önümüzdeki hafta içinde yurdışından gelecek bir meslekdaşımın da fikrini almamızı öneririm" dedi.

Bu arada genç kadının bebeği İki aylık olmuştu. "Hep karnını okşuyor korkma bebeğim başaracağız diyordu." Sakin ve huzurluydu. Etrafa neşe saçıyor, dolu dolu geçiriyordu günlerini. Yaşadığı her anın tadını çıkarıyor ve onun bu mutlu hali birlikte yaşayanları da alıyordu içine.

Nihayet yurt dışından gelmesi beklenen kardiyoloji Profesörüyle görüşülüp; uzunca süren tetkik ve muayenelerin sonucunun alınacağı gün geldi.

Aydın Hoca, Hacettepe'de Noel Baba lakabıyla anılan bir hocaydı. Gerçekten de, hem görünüşü, hem de hareketleri filmlerden gördüğümüz noel baba gibiydi. Sevimli kahkahalarını atarak, karşısındaki soluklarını tutmuş merak içinde ağzının içine bakan çifte mutlu haberi verdi. "KIZIM, HAMİLELİĞİNİN SON HAFTALARINDA GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE OLMAK KAYDIYLA ÇOCUĞUNU DOĞURABİLİRSİN......" :)))

Genç kadın, uyuştu sanki algılayamadı olanları. O kendi düşüncelerinde, kendinin ve çocuğunun savunmasını yapıyordu hala. ("Ama hocam ben bu güne kadar hiç zorlanmadım. Söz çok dikkat edicem, kendimi hiç yormıycam..!!!???") "EFENDİM DOĞURABİLİR MİYİM?..."

Ankara Mithatpaşa Caddesi'ndeydi PROF DR AYDIN KARAMEHMETOĞLU'nun muayenehanesi. Genç kadın ve eşi o caddede uçuyorlardı sanki. Durup durup birbirlerine bakıyorlar, sarılıp yine yürüyorlardı. Karşılarına çıkan ilk çocuk giysileri satan mağazaya girip bebekleri için patik aldılar. ( Neden patik aldık acaba diye de, akıllarına geldikçe sordular. Neden patik de başka bir şey değil. Kolay gelsin diye mi acaba?)

Bebeğini çok dikkatli taşıdı genç kadın. İçinde kıpırtılarını hissettikçe hemen eliyle tutar birlikteyiz yanındayım derdi.

Bir ay öncesinden gel artık gözümüzün önünde ol dedi doktorlar. Hastane günleri başlamıştı.

Hacettepe Hastanesi Kadın Doğum Servisinde, iki yataklı bir odada kalıyordu. Yattığı yerden cadde görünüyordu caddede yürüyen üniversite öğrencilerini takip ediyordu gözleriyle. 1981 yılının Nisan ayıydı. Henüz Yirmi yaşındaydı Mayıs'ın Yirmiyedisinde Yirmibir olacaktı. Kendi okuduğu dönemde de bu huzur ortamı olsaydı, o da şimdi okulunda olacaktı belki. Yine hastalığı yüzünden çok sevdiği okulunu bırakmak zorunda kalmıştı. Çünkü hasta kalbi, ne o kargaşada koşmasına, ne de korkuya dayanabilirdi... Oysa ne çok sevinmişti Fen Fakültesi Biyoloji Bölümünü kazandığında. Öğrenciliğinde en sevdiği ders fen bilgisi olmuştu. Fende de en çok biyoloji.

Sessiz hastane ortamında, kendiyle başbaşa kalmış ve neler yaşadığını tek tek inceleme fırsatı bulmuştu. Kafasındaki mahkemede yaşananları sorguluyor; okuluna devam edememe yenilgisine karşılık, çocuğunu doğurma kararındaki kesin tavrıyla zafer kazanmak istiyordu.

(Devam edecek.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 59
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 2584
Kayıt tarihi
: 14.07.07
 
 

27 Mayıs 1960' da İnebolu'da dünyaya geldim. İnebolu Yeniyol İlkokulu, İnebolu Ortaokulu (nakil), Ga..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster