Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1229
 

Can sıkıntısı

Can sıkıntısı
 

Gözleriniz boşluğa takılır. Bir şeye bakarsınız ama göremezsiniz. Kafanızda olayın şiddetine göre daha önce olmuş anı yaşamaya devam edersiniz.

İlla da bir sebep gerekmez can sıkıntısı için. Durduk yere de canınız sıkılır bazen. Sırf kaygılarınız ya da olumsuz düşünceleriniz ya da kötü bir rüya buna sebep olabilir.

Belki öleceğimize bile bile yaşadığımız hayatın anlamını sorgularız. Başka biri mi olmak isteriz, başka bir hayat mı? Ruh üşümesi gibi, canımız öyle sıkılır işte. Hatta bazen kafayı bozacak noktaya gelir psikologa bile gider, bir tomar para ödedikten sonra aldığınız pembe reçeteli ilacı içtikten sonra gökyüzünün maviliği sizi büyüler.

Bakarız ama göremeyiz. Karşınızdaki size bir şeyler anlatır. Güler ya da boşluk bırakır ki sizden bir yanıt bekler. O zaman siz de gülüyormuş gibi yapar, o boşlukta sırf söylemiş olmak için bir şeyler söylersiniz. Beyniniz varsa yoksa yaşamış olduğunuz şeyi düşünür durur. Yüzünüz donuktur. Hareketleriniz yavaş. Gözleriniz karşınızdakine odaklanmak ister ama hep kayar ya da hep belli bir yere bakar. Hatta konuştuğunuz kişi, meraklanıp döner bakar “bu nereye bakıyor” diye.

Bu yaz ilk defa (25 yıl sonra) eşim, memleketine gitmek istedi. Çocuklarla, kayınvalide ve kayınpeder doluştuk arabaya Niğde’nin Himmetli köyüne gittik. Akraba çok ama biz sadece birinci dereceden olanları(teyze, hala, amca, dayı) ziyaret edebildik. Eskiler şimdi bizim gibi bir, bilemedin iki değil, en az 8-10 çocuk yapmışlar. Gez gez bitiremedik ziyaretleri. Gittiğimiz bütün evlerin bahçelerinde sebze yerine, tezek sergileriyle karşılaştık. Meğer çeşme suyuyla bahçe yapmak yasakmış. Zaten köy çorak kalmış. Ama 50 km ileride gürül gürül akan akan su kaynağı var!

İki gece de kaldık. Bırakın alafranga tuvalet bulmak, bazı evlerin tuvaletleri hala dışarıda. Mert’in(6 yaşındaki oğlum) bacak kaslarının gelişmediğini ve çömelerek oturamadığını o zaman anladım. Hava değişimimi yoksa sudan mı neden çocuğumun zırt pırt tuvaleti geldi durdu. Her ikimizde de tuvalet stresi oluştu. Kendi çocukluğumu hatırladım. Ben de özellikle yazın gittiğimiz ovadaki evin tuvaletine gece gitmemek için yatağa bile ıslatmayı göze aldığımı hatırlıyorum. Köyün iki tane bakkalı vardı. Onlarda da Mert’in alıştığı hiçbir paketli ürünü bulamadık. Meraklı meraklı bakan gözler. Fakirlik ve çaresizlik sinmiş etrafa…

Üç göz oda. Bir gözü mutfak, bir gözü oturma odası, bir gözü de salon işte. Gittiğimiz bütün evlerin oturma odalarında tahtadan dolapları vardı. Benim için en büyük sürpriz banyolarının da bu dolaplarının içinde olmasıydı. Misafire en sıcak oda(ahırın üstü) ayrılmış. Köylü insanın en değerli malı hayvanlarıymış. Akşam yemeği için sofra bezi salona serildi. Sofranın etrafına büyükler toplaştı. Misafir düşünülmüş, fırında tavuk yapılmıştı. Torunlar, dede tarafından izin verildikten sonra yanaştılar sofraya. Gelin ortalarda yok. O mutfakta yiyormuş!

Çocukların biri Mertle yaşıt, diğeri Mete’den 6 ay büyük, 2 yaşını yeni geçmiş. Mert her zamanki gibi “bunu yemem, bunun içindeki şunu çıkart” derken diğer çocuklar tabaklarını bitirmişler, boş tabaklara tekrar yemek konup konmayacağına bakıyorlardı merakla. İkinci tabaklar da geldi, bitti. Ancak çocuklar yine “acaba bize biraz daha bir şeyler verirler mi?” diye bakıyorlardı. Mete’nin yemeği ise yanımızda getirdiğimiz hazır kavanoz mamasıydı. O da reklamlar eşliğinde ağzı açtırılıp, çeşitli taklalar atılarak yutturabiliyorduk ancak. Amca bu durumumuzu hayretle izlemiş, üzülmüş “ varlıktan bunlar, hep varlıktan, eğer yokluğu görselerdi bu çocuklar, böyle olmazlardı” demişti.

Bu evde ya da Anadolu’nun buna benzer binlerce köyünde yaşayanların “canı ne zaman sıkılır?” diye düşündüm. O sofraya yiyecek gelmediğinde, o gözleri doyuramadıklarında “işte o zaman canları sıkılır” diye aklıma geldi. Bir yıllık geçim paralarına biz 4 gün kalmak için tatil köyüne gidecektik. Eşimle suçluluk duygusu hissettik. Canımız sıkıldı.

Amcayı duyar gibiyim. Can sıkıntısı mı? Psikolog mu? Hep varlıktan bunlar, hep varlıktan…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Orda bir köy var, uzakta"yı, anlatmışsınız bize, yakınlaştırarak... Anadolu insanının, köylüsünün evi üç göz, ama yüreği kocaman... Himmetliler, fakir, ama hürmetli ve onurlu, birçok köylü gibi... Selam ve saygılarımla..

Eray Ergün 
 01.12.2010 1:03
 

Sömürü edebiyatı yapanlar,malı götürürken ,gerçek vergi veren,askerlik yapan,dar zamanda başvurulan ;ama huzur günlerinde kaderine terkedilen milyonlarca ,Anadolu köylümün küçük bir fotoğrafını çekmişsiniz...Safiyane duygularla kaleme aldığınız;ama aysbergin görünmeyen yüzünü ortaya koyan bu yazınızı izninizle önerilerime alıyor ve sizi candan kutluyorum...Saygılarımla...

Mesut Selek 
 28.11.2010 13:35
Cevap :
Teşekkür ediyorum Mesut Bey. Sizin de belirttiğiniz gibi bahsedilmesi gereken çok konu var. Ancak en önemlisi o insanlarımız iyilik dolu ve saf olmaları.  29.11.2010 12:37
 

habercim olmadığı için yazılarını severek okusam bile haberim olmuyor, blog yazdığın zaman. bana yorum yapmışsın :) ondan geldim sayfana, yok yok inanma şaka şakaaa. Sizin köy halleriniz gibi hallerden biz yaşadık geçen sene şeker bayramında. Çocukluğumda yemyeşil olan köy, bakımsız ve pislik içindeydi şimdi. 25 yılda hayvancılığa eğilmiş, sinek içinde bir manzara... Çocukların gözlerinde ki gülüş, neşe sönmüş bir hinlik bir karalık yerleşmiş gibiydi. ( aslında tüm Türkiye böyle ya) Köylerimiz ve köylümüz sırtını devlete dayamayı çok seviyor, elbet devlet baba halkını gözetmeli ama biraz da" adam sende, aman bana ne" demekten vazgeçilmeli. Ben de zevkle okudum yazınızı, eline sağlık.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 26.11.2010 19:10
Cevap :
Valla bazen okumayı da yazmayı da unutuyoruz. İşte böyle okuyup, yazacağız ki birbirimize güç verelim. Sağ olasın.  27.11.2010 17:28
 

Ömer Beyciğim, yazının etkileyici bir duygudaşlık örneği!.. Tebrikle, saygıyla, empati köprüsünden selamla... MS

Mehmet Sağlam 
 26.11.2010 13:09
Cevap :
Teşekkür ederim Mehmet bey.  26.11.2010 16:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 208
Toplam mesaj
: 36
Ort. okunma sayısı
: 7109
Kayıt tarihi
: 08.11.07
 
 

1971 Fethiye’de doğdum.  2000 yılından beri evliyim. Büyüğü 8 yaşında, diğeri 3 yaşında iki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster