Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '08

 
Kategori
Özel Günler
Okunma Sayısı
9749
 

Can Yücel günebakan çicekleriyle bakıyor Datça'ya

Can Yücel günebakan çicekleriyle bakıyor Datça'ya
 

Oğuz Tümbaş Datça'da Can Yücel'in evinin bahçesinde...


“Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

CAN YÜCEL

Bu dizeyle bitirir Sevgi Duvarı adlı şirini Can Yücel. Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi… Dobra dobra, yalansız, dolansız… Şiire küfür sokmuştur; en sunturlusuyla… Ama ahlaksızlaşmadan; ama dürüstlüğünü koruyarak; sevgisini paylaşarak…

Bu dizelerden yola çıkıp onun Datça’daki sokağına girelim mi? Ne dersiniz? “Sokağı bir şiir sokağı haline getirebiliriz. Örneğin Diyarbakır'da Cahit Sıtkı Tarancı’nın evi var. Ama içinde iki tane kalemden başka hiçbir şeyi yok. Tevfik Fikret'in Aşiyan'daki evini Hasan Ali Yücel yaptırmış. Bir de Can'ın evi var. Bu evde Can ile ilgili her şey var. Yani Can'ın giysisinden kullandığı kül tablasına kadar her şeyi. İnsanlar evi gezerek bunları görüyor. İsterim ki bizim Can Yücel Sokağı'na giren bir kişi eve gelene kadar başta Can olmak üzere tanınmış birçok şairin şiirlerini sokaktaki taşlar üzerinde okusun.” (Hürriyet, 27 Aralık 2005)

Bu sözler de eşi Güler Yücel’e ait. Gazetede bu haberi okuduktan sonra Datça’ya düşmüştü yolumuz o günlerde. Bu Datça yolculuğumuzu İzmir - İzmir Dergisi’nde yazmıştım:

“Bilindiği gibi Ağustos 1999’da yaşamını yitiren ünlü şair Can Yücel Datça’da toprağa verilmişti. Datça’ya her gidişimizde niyetlenip de Can Yücel evine uğrayamadığım için, kendime kızıyordum doğrusu. Bu kez daha İzmir’den kararlaştırdık arkadaşlarla: Orhan Baykal fotoğraf makinasını önceden koymuştu çantasına. Hasan Kinaş da Urla’dan telefon ettiğinde her şeyin tekmil olduğunu söylemişti. Üstelik Kinaş bir de arabasını sefere hazırlamıştı günler öncesinden.

Sonrası ver elini Datça… Deniz, tekne, koylar, balıklar, yeşil görüntüler… Hava güz güzelliğinin tüm ayrıntılarını sununca, bize de bu varsıllığı ustaca kullanmak kalıyordu.

30 yıllık arkadaşımız, dostumuz Mustafa Kaptanoğlu’nun, sanki denizin içindeymiş gibi duygular yaratan evine konuk olduk. Kinaş ve Kaptanoğlu’yla gönencin, dinginliğin görkemini yaşadık dersem, abartmış sayılmam. Sevgili Kaptanoğlu’nun yönetimindeki teknesiyle denizde az fink atmadık bu kez. Gökliman, Palamutbükü, Hayıtbükü, Mesudiye, Selimiye… Yazdan kalan zamanın hakkını verdik sanırım.

Bir günümüzü de Can Yücel evine, sokağına, oturduğu kahveye, lokantaya ayırdık. Üstelik Orhan Baykal’ın fotoğraf makinesindeki karelere gülümsemelerimizi saptayarak… Datça’da Can Yücel’in sık sık oturduğu, söyleştiği kahvede eski muhtar Orhan Karadağlı, Can Yücel’le ilgili anılarını dile getirdi. Eski Datça’da bu evin alınmasına katkısını anlatırken, yüzünün duygu yağmurunu ayrımsamamak olanaksızdı. Yarım kalan şarap şişesi, bir iki resmi, gazete kesikleri, oturduğu köşesi hâlâ korunuyor. Can Yücel yıllar önce Datça’ya yerleşmeyi kafasına koymuş olmalı ki şu şiiri yazma gereği duymuş:“Beni kuzum Datça'ya gömün / Geçin Ankara'yı İstanbul'u! / Oralar ağzına kadar dolu / Alabildiğine pahalı, / Örneğin Zincirlikuyu'da / Bir mezar 750 milyona, / Burası nispeten ucuzluk / Ortada kalma tehlikesi de yok, / Hayır dua da istemez, / Dediğim gibi beni Datça'ya gömün / Şu deniz gören mezarlığın orda, / Gömü sanıp deşerlerse karışmam ona!”

Can Yücel’in “Bağçe bir tangodur Eski Datça Köyünde” dediği bahçenin duvarında durup fotoğraflar çekiyoruz. Taşın üstünde dizeler var. Ev kapalı. Dediler ki eşi Güler Hanım yok, belki alış verişte pazarda. Olsun. Önemli olan şairin yaşadığı, şiirler yazdığı, söyleştiği, dostlarıyla buluştuğu evinin yanında, sokağında, yarenlik ettiği kahvede bulunmak, o havayı solumak…”

Ondan sonra da bir çok kez gittim Datça’ya. Bu yılın başında ve baharda yeniden Datça’ya yolculuklatımız oldu dostlarla. Dünya Şiir Günü kutlamalarında oradaydım. Şair dostlarla Can Yücel Evini yeniden ziyaret ettik. Bu kez Güler Yücel de evdeydi. Buyur etti bizi. Odaları dolaştık; kitaplar, resimler, yazılar, şiirler… Her taraf Can Yücel kokuyordu sanki. Doyasıya bir Can Yücel günü yaşadık o gün.

Bugün yine bir 12 Ağustos günü. Can Yücel’in ölümünün üzerinden 9 yıl geçmiş. 73 yıllık yaşamına yolculuk yapınca bakın nasıl bir mozaik çıkıyor?

1926'da İstanbul’da doğmuş. Latince ve Yunanca okumuş. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yapmış. 1956’da Güler Yücel ile evlenir. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) olur.

Edebiyatımıza çok sayıda çeviri eserler de kazandıran Can Yücel, yaşamını uzun yıllar İstanbul’da sürdürürür. Son yıllarında Datça’ya yerleşir ve her hafta Leman her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlar. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça’ya gömülür.

Can Yücel 1945-65 yılları arasında Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikayeler, Dost, Şiir Sanatı, Dönem, Ant, İmece ve Papirüs gibi seçkin dergilerde yazdı. 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkum oldu. 1974’de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı Bir Siyasinin Şiirleri adlı kitabını yayımladı. 12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı. İlk şiirlerini 1950 yılında Yazma adlı kitapta topladı.

Can Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti. Şiirlerinde doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar ağırlıklı olarak yer alır. Ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. 1959’da ilk baskısı yayımlanan Her Boydan adlı kitabında, dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirdi. 21 şiir kitabı var.

Okudukça, tanıdıkça, kavradıkça daha bir seviyorsunuz Can Yücel’i. “ ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” sözüne bağlı kalan Yücel’i sevgiyle, saygıyla bir kez daha anıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Can Yücel'i anmanız ne güzel. sağolun. Işıklar içinde yatsın ve sokağı ve şiirleri ile aydınlatsın ülkemi. saygılar İstanbul'dan.

Ezgi Umut 
 30.09.2008 22:01
Cevap :
Can Yücel'le buluşmak, yaşamak elbette güzel. Onun şiirlerini iyi anlamak, algılamak önemli. Işıklar içinde uyusun. Sevgi ve saygıyla.  01.10.2008 0:45
 

Doğruyu söylemek gerekirse, ben Can Yücel'in "içinden küfür geçmeyen " şiirlerini severim, zevkle okurum. Onunla ilgili yazdıklarınız ve onu anımsattığınız için teşekkürler... Ben de buradan dualarımı ve saygılarımı gönderiyorum.

Melek Koç 
 23.08.2008 12:35
Cevap :
Melek hanım, elbette görüşler ve düşünceler farklılıklar içerebilir. Saygı duyarım. Katılımınız ve içten düşünceleriniz için teşekkür ederim. Saygıyla.  24.08.2008 10:27
 

Merhaba, 18 Ağustos gecesi "Gecenin İçinden İstanbul" programında - ki radyonun en eski programıdır bilirsiniz" Güler Hanım ve kızı Su Yücel'i telefonla konuk ettik. Güler Hanım çok içtendi. Anma toplantısına dair güzel şeyler anlattı. O yıllarda Can Baba'nın BBC'de de canını sıkmışlar ve o da tası tarağı toplayıp, kimseye haber vermeden gelmiş. Bu anısını bilir miydiniz? Bir de 1700'lerden kalma Latin Alfabesi ile yazılmış kitap ortaya çıkarmış. Bu da çok ilgimi çekmişti. Bir hanımefendi bizi aradı. Radyoyu sonuna kadar açmış bizi dinliyor. Edip Akbayram "Hayatta ben en çok babamı sevdim."i okuyordu. Hakikaten çok severek yaptığım bir programdı. Kendisini saygıyla anıyor, size güzel İzmir günleri diliyorum.

vakayinüvis 
 22.08.2008 18:07
Cevap :
Ne güzel aynı kurumun bir çalışanıyla buluşmak. Bir program yapımcısı dostu Milliyet Blog aracılığıyla tanımak anlamlı elbette. Ben sonuna geldim TRT'de çalışmalarımın.Gelecek ay emekli oluyorum. Kuşkusuz geçmişte TRT'de yaşadığım önemli,anlamlı,zevkli,heyecanlı zamanlarımı anımsayarak... Artık edebiyat dergilerine yazarak, kitap çalışmalarına yoğunlaşarak, etkinliklere katılarak günlerimi değerlendirmek istiyorum. Can Yücel bilgileriniz de mutlandırdı beni. Sağolun. Datça ikinci adresim oldu neredeyse. Bundan sonra daha sık gideceğim.Bir çok yazar, şair dostum da var artık. Görüşmek dileği ile saygı,sevgi ve dostluklar...  24.08.2008 10:35
 

Oğuz abi; an Yücel'i yıllar önce İstanbul TÜYAP Kitap fuarında görmüştüm, ayaküstü sohbet etme fırsatı bulmuştum. Aksakallarıyla sevimli, sıcak gülümsüyordu... Yazıyı okuyunca o günlere gittim. Selam olsun şiirin büyük ustadına. Ruhu şad olsun. Senin de yüreğine sağlık ağabeyim.

Rıfat Mertoğlu 
 18.08.2008 15:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1432
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster