Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Kasım '11

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
411
 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencisi Remzi Öz ile...

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği öğrencisi Remzi Öz '' Kitaplar benim hem yaşam koçum hem hayata hazırlayan öğretmenlerim. Okumak beni çok geliştirdi'' dedi.

SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okulları okudunuz bugüne kadar?

REMZİ ÖZ-1990’ın Nisan ayında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde doğdum. İlkokula başlarken Türkçe konuşabilen az sayıda öğrenciden biriydim. Ortaöğretimimi de orda okudum. Ondan sonra İstanbul’a gidip gelmeye başladım. İlkokuldan liseye kadar, çalışkan öğrenci olmadığım halde hep takdir ve teşekkür belgeleriyle gelirdim (nasılını hala ben bile çözemedim). Ortaokuldan beri okulun yanında farklı işlerde de çalıştım. Hani derler ya hayat okulu işte iki okulu birden götürüyordum.

Okul hayatım boyunca iki de bir gelecek hayalimi değiştirirdim. Çok farklı yaşantılarım olduğu için en büyük hayalim yazar olmaktı. Ama bunu meslek olarak değil, hobi olarak yapmalıydım. Ortaokuldan beri hiç defter kullanmadım ve hiçbir dersi derste dinlemedim. Her sınava evde hazırlandım yani bozuk sistemin yarıklarından geçtim diyebiliriz. Şimdiki öz güvenimi de buna borçluyum.

Son olarak, üniversiteye hazırlanırken, siyasal bilimler okumak istiyordum ancak klasik aile engeline takıldım. Ailem üniversiteye gitmemi çok istediği için, şu anda son sınıfını okuduğum Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenliğini okuyorum. Aslında hedefim kendimi gerçekleştirmekti. Ve kalbimin sesini dinlemekti. Öğretmenliğin yanında sosyoloji ve ilahiyat bölümlerini okuyarak hem hayalimi hem hedefimi gerçekleştirmeyi düşünüyorum.

SORU- Neden bilgisayar Öğretmenliği? Bu okulu tercih etmeden önce ve su an duygularınız arasında fark nedir?  Bu meslekte nerelere gelmek istersiniz neden?         

REMZİ ÖZ -Yukarıda da anlattığım gibi bilgisayar öğretmenliğini, eğitim sistemimizin bozukluğunun da kanıtı olarak aldığım puana en uygun meslek olduğu için ve bilgisayar çağında olmamız. Yani hemen hemen her şeyin dijitale döndüğü bir çağda olduğumuz için bu meslek daha cazip geldi.

Bu bölümü tercih etmeden önce çok talep edilen bir bölümdü. Ancak şuanda bilgisayar dersinin okullarda seçmeli ders olması, bu bölüme rağbeti azalttı. Bilgisayar çağında okullardan bilgisayar dersi yerine satranç dersinin geçmesi de sistemimizin ayrı bir paradoksu. Sonuç olarak bu bölüm şu an birçok öğrenci için hayal kırıklığı tabi bu bölümün başka avantajları da var tabi. Özel şirketlerin birçok bölümünde yer edinebiliriz. Ancak ben zoru başarıp öğretmenliğe başlayacağım. Çünkü hedefime gitmek için ideal bir meslek ayrıca mesleğin heyecanı ve kutsallığı da cazip kılıyor.

SORU- Bize ailenizden bahseder misiniz anne ve babanız ne ıs yapar? Kardeşler nerede okur onların çabalarınıza bakışı nedir?

REMZİ ÖZ - İstanbul’da yaşıyoruz. Babam taşımacılık alanında çalışıyor. Annem ev hanımıdır. Bir kardeşim Van’da Kamu yönetimi okuyor. Diğer kardeşlerim İstanbul’da sırayla lise ortaokul ve ilköğretimde okuyorlar. Kardeşlerime hep iyi örnek olmaya çalıştım. Özellikle küçük kardeşlerim beni örnek almaya çalışıyorlar. Bu benim açımdan çok sevindirici örneğin bir kardeşim benim şiirlerimi okuyarak kendisi de şiir yazmaya çalışıyor. Bir diğeri her fırsatta benden kitap almamı istiyor ve bu benim açımdan çok güzel bir şey. Uzun zamandan beri ailemden uzakta yaşamam ve kendi işimi kendim halletmek istediğimden ailem benim kararlarıma karışmıyorlar. Bunu da üniversitenin getirdiği bir artı olarak görüyorum.

SORU- Kitap okuyor musunuz? Kitap okumanın bugüne kadar size olan katkıları ne oldu?

 REMZİ ÖZ - Benim kitaplarla olan ilişkimi çevrem hep abartılı buldu. Ama bu konu gerçekten abartılacak bir konudur benim için. Kitaplar benim hem yaşam koçum hem öğretmenim hem sıkıntımı, yalnızlığımı ve gelişme isteğimi gideren dostlarım olmuştur. Kitap okumanın bir tılsımı var benim için sırayla gelirsek. Ortaokulda kırtasiyenin bile olmadığı bir yerde olduğum için kitap okumak lükse kaçıyordu. O zamanlar evinde kütüphanesi olan birkaç ağabey vardı ve onlar benim için herkesten farklı yerde oldular her zaman okuduğum kitabı götürüp özetini anlattıktan sonra başka bir kitap alabiliyordum. O okumalar sayesinde arkadaş ortamında liderlik vasfımın arttığını gözlemlemiştim ve bu beni daha çok kitaplara itmişti. Özellikle bir dostumun bana hediye ettiği Üstün Dökmen’in ‘Ladesçe’ adlı kitabı beni en çok etkileyen kitaplardan olmuştur. Ve bana kendim olmayı öğreten başucu kitabım olmuştu. Lise yıllarında ise önüme gelen her kitabı okumak istiyordum. Ve o kitaplar kelime haznemi o kadar geliştirdiler ki kısa cümle kullanamaz olmuştum. Ve deneme sınavlarında Türkçe testlerinden 3o net çıkarıyordum.

SORU -Üniversitede kitaplarla olan ilişkin devam etti mi?

REMZİ ÖZ - Üniversite hayatım da doğal olarak farklı bir paradigmaya kavuşuyorsun. Üniversitedeki özgür ortam ve bol zaman, sana istediğin şeye yönelme serbestisi veriyor. Üniversitede değişik yönelimlerim oldu. Ben Müslümanlığı sorgulayarak öğrendiğim ve medrese eğitimi aldığım için sağlam bir dini yapım oldu hep. Ancak solculuk bana çok çekici gelirdi okuduğum kitaplardaki solcuların, hayat hikâyelerinden etkilenerek. Ancak İslam mutlak gerçekliği savunurken, imam-ı Gazalinin deyimiyle abâhe ehli(her şeyi mubah sayan) ideolojileri yol ayrımına gelmiştim. İkisini seçmektense Müslüman kalıp solun iyi yönlerini almayı tercih ettim. 

Üniversitede başta toplumsal sorunlarla ilgili kitaplar okudum. O kitaplar beni dünyada işlerin nasıl yürüdüğüne ve insanların büyük bir bölümünün içini boşaltan inançları yozlaştıran sisteme kafa yormaya itti. Yayınladığım bloglarımın çoğunluğunda da bu konudan bahsediyorum. Ancak son zamanlarda, çok sevdiğim bir insanın bana hediye ettiği İmamı Gazali’nin ‘kimya-ı saadet’ kitabını okuduktan sonra beni esir alan müçtehidi âlimlerin hayatları ve öğretileri ile ilgili kitaplar okuyorum. Ve son zamanlarımda bütün eforumu bu konuya harcıyorum. Biraz uzadı kusura kalmayın.

SORU -Arkadaş seçiminde neye dikkat edersiniz? Arkadaşını doğru seçen ne kazanır

REMZİ ÖZ - Arkadaş ilişkisi çok önem verdiğim bir konudur. Özelikle üniversiteye gitmeyi hedefleyen arkadaşların dikkat etmesi gereken bir konudur. Bir kişiyi arkadaşım olarak görmem için öncelikle o kişinin kendi(olduğu) gibi davranması lazımdır. Dürüst olması ve benim değer yargılarıma saygı duyan aynı zamanda farklı görüşlere de saygılı davranan ön yargılı yaklaşmayan bir insan olması gerekir.

İyi bir arkadaşın insana katkısı çoktur. Sosyal varlıklar olduğumuz için mutluluğu, hüznü, derdi, tasayı paylaşma isteğimizi doğru insanla paylaşmak önemlidir. Tabi arkadaşlık kriterleri her insanda farklılık gösterir bu noktada söyleyebileceğim şey; önce kendin olmayı başarıp kendini tanımak ondan sonra kendine göre arkadaş seçmektir.

SORU- Üniversitede arkadaş ortamının önemi sizce ne ifade eder?

REMZİ ÖZ -Üniversitede arkadaşlık normal hayata kıyasla çok farklılık gösteriyor. Ayrıca seçimde çok daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Aileden uzak olma ve özgürlük oksijenini sonuna kadar solumak isteyen üniversiteliyi arkadaş ortamı çok kötü yerlere sürükleyebilir. Dikkatli olmak lazımdır.

Üniversitede özellikle ev arkadaşlığı konusu farklı tecrübeler yaşatır insana. Bir kişiyle dışarıdaki arkadaşlığınla evdeki arkadaşlığın hiçbir zaman aynı olmaz. Ev arkadaşı seçiminde en önemli kişilik özellikleri bencillik, temizlik ve ahlaki davranışlardır. Ve çoğu kişi bu sebeplerden dolayı dostluktan düşmanlığa dönmüştür.

SORU -KPSS sistemi konusunda ne düşünüyorsunuz ? Nasıl bir sınav sistemi olmalı?

REMZİ ÖZ -Mevcut düzende kpss çok yanlış uygulanan bir sistemdir. Kpss de sorulan konuların üniversitede görülen derslerle alakasız olması ve adayların kendi alanlarındaki yeteneklerinin ölçülmemesi başlı başına saçmalıktır. İlla sınav olacaksa kendi meslek alanlarıyla ilgili sınav yapılması en akıllıca olanıdır tabii ki. Böyle bir durumda zaten üniversitede ölçülüyor o zaman diploma notuyla alınsın diyen arkadaşlarım oldu. Ancak eğitim sisteminin kökten değişmesi zorunluluğunu yaratır. O yüzden her bölüme kendi alanından sınav yapılması ve böyle bir sınavın ulusal çapta yapılması şuan ki durum için en idealidir diye düşünüyorum.

SORU - Üniversite Gençliği genelde çekingen  siz ise aktif ve girişken insansın   bunun size ne katkısı oldu?

REMZİ ÖZ -Üniversiteyi kazanan arkadaşlarımın bazıları bu ortama adapte olamadılar. Bazıları sosyal anlamda istedikleri ortamı bulamadılar. Bazıları ise özgürlüğün tadını çıkarmaktan okul okuduklarını unuttular. Tabi öğrencilerin geçmiş yaşanmışlıkları, birikimleri ve yaşadıkları aile ortamının üstlerindeki etkileri çekingenlik ve girişkenlik vasıflarını belirliyor. Benim girişkenliğim, beni kısıtlamayan bir ailemin olması ve çok önemli olan kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmeye fırsat vermeleri ve çocukluğumdan beri tatilde değişik işlerde çalışmam etkili olmuştur. Samimi ve saygılı davranmanın bana kazandırdıkları; tatilde iş aramadan işin beni araması oldu. Hızlıca sayarsak, bisikletçilik, mekanik kaynakçılık, son ütücülük, paketleme, bulaşıkçılık, aşçı yardımcılığı, garsonluk, pazarlama, anketörlük gibi alanlarda çalıştım. Bunlar girişkenliğim sayesinde yaptığım kadar girişkenliğimin artmasını da sağladı. Tabi samimi ve saygılı davranmanın uzun vadede çok yararı vardır. Üniversite hocalarımın hepsinin bana ayrıcalıklı davranması ve çok sayıda insanla arkadaşlık kurmamı sağladı. Tüm bu saydıklarımın kişisel gelişimime en az kitaplar kadar katkıları olmuştur.

SORU-Üniversite okuduğunuz Çanakkale ile yaşadığınız İstanbul arasında ne gibi farklar gördünüz?

REMZİ ÖZ  -Ben soranlara, Çanakkale’ye İstanbul’un sakin ve şirin hali diyorum. İstanbul’un minyatür hali de diyebiliriz. İstanbul’un yaşantısından bıktığım için ömrümün sonuna kadar Çanakkale’de kalmayı istiyorum. İstanbul gezilecek, Çanakkale yaşanılacak yerdir benim için.

SORU - Kişisel Gelişimin Üniversite öğrencilerine katkısı ne oluyor sizce?

REMZİ ÖZ - Kişisel gelişim, benim açımdan kendi olmayı başarabilmek, kendini gerçekleştirebilmek ve özgüven, öz yeterlilik, özsaygı gibi kavramların geliştirilmesidir. Çünkü başarılı bir kariyer, sevilen bir arkadaş ya da eş ve mutlu bir hayat için bu saydıklarımın yeterli surette mevcut olması gerekir. Bu yeterliliklere sahip bir insan üniversiteyi de kazanır üniversitede de zorlanmadan, başarılı ve mutlu bir öğrenim süreci geçirir.

Tabii ki kişisel gelişim ömür boyuda sürebildiği gibi, ortaokul lise dönemi kişisel gelişimin gelişmesi ve yerleşmesi için en ideal dönemlerdir. Bu dönemlerde kazanılan yeterlilikler, hayata daha hızlı adım atma ve daha başarılı olmayı getiriyor. O yüzden özellikle ortaokul lise dönemlerinde buna ağırlık verilmesi gerekiyor ki lise sonrası dönem için hayata iki adım önde atılabilinsin.

Soru- Üniversitelerin genel sorunları nelerdir ve çözüm yolları sizce nedir?

REMZİ ÖZ -Zorlu bir maratondan sonra üniversiteyi kazanan bir öğrenci, bambaşka bir dünyaya adım atar. Artık hiç bir şey eskisi gibi değildir. Sistemli bir şekilde değişmelerin yanında istemsiz bir şekilde de çok yönden değiştiğini fark edecektir. Bu değişimlerin çoğu karşılaştıkları zorluklar ve sorunlar dolayısıyla olur. Örneğin; yurt ortamında dayatılan davranışlar, yurtta ve evde yemek sorunu, ev bulma sorunu, öğrencilere ev verilmemesi özellikle erkek öğrencilere, kiraların çok yüksek olması gibi sorunlar ilk defa karşılaştıkları durumlar olduğu için çoğu yerde savunmasız ve çaresiz kalabiliyor.

Tüm bu sorunlardan sonra tabi ki pek bir sorun kalmıyor üniversite boyunca ta ki KPSS kapıya dayanıncaya kadar. Son yıl benimde içinde olduğum durum eve kapanıp KPSS’ye hazırlanmadır. Sosyal hayatın tükendiği bu zorlu süreçten sonra en büyük sorunla karşılaşıyoruz o da atanma sorunudur. O kadar yıl çalışıp didindikten sonra atanamamak çok kötü bir duygudur. Aile ve çevrenin beklentileri, bu zamana kadar boşuna okuma hissi, yaşın ilerlemesiyle bunalım kaçınılmaz oluyor.  Ve benim en çok kızdığım durum ise ücretli öğretmenlik sistemidir. Asgari ücretin altında bir maaşla vasıfsız ve güvencesiz bir işçi muamelesiyle davranma ülkemizin en yüz kızartıcı durumlarından bir tanesidir benim için.

İçinde olduğumuz durumun vahameti ortadadır ki çözüm yolu bulmak çok ama çok zor. İçinden çıkılamayacak gibi görünen bu sistemin anaokulundan başlayıp YÖK’üne kadar değişmesi lazımdır. Modern eğitim sistemlerinin gözden geçirilip bize en uygun bir şekilde yeni bir sistem oluşturulması acil bir zorunluluktur. Benim önerim ABD’nin pragmatist eğitim sistemi ile Hollanda’nın özerk ve özel okulların devlet denetimli ve öğrencilerin giderlerinin devletin karşıladığı okul sistemi şu anda olabilecek en iyi sistemdir. Tabi bunun içinde ülkeye barışın gelmesi ve dolayısıyla devletin milyarlarca dolar akıttığı savunma bakanlığının yerine eğitim bakanlığına kaynak vermesi gerekmektedir.

Mutlu, huzurlu, barış ve sevgi dolu yarınlar dileğiyle…

 TURAN YALÇIN-TOKAT

RemziOZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1096
Toplam yorum
: 347
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1538
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster