Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '13

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
6264
 

Çanakkale Yolun Sonu; Son durak Gelibolu

Çanakkale Yolun Sonu;  Son durak Gelibolu
 

Sanırım artık savaş filmi çekmeyi öğrendik. Çanakkale Yolun Sonu filmi bu anlamda kendinizi bir savaşın içinde hissedebileceğiniz bir film.

Film, başta Almanya, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, İsviçre, Azerbaycan olmak üzere 25 ülkeyle aynı anda, Şehitleri Anma Haftası da olan 15 Mart'ta vizyona girdi. Film rekor bütçesiyle son dönemlerin en pahalı filmi.  Tarih danışmanları eşliğinde Çanakkale’nin Ezine İlçesi’nde 4000 metrekarelik bir alana Anzak Koyu birebir yeniden inşa edilerek hazırlanmış. Sadece ön hazırlık süreci 2 yıl süren filmde kullanılan tüm savaş mühimmatları ve filikalar, filmin tarihi dokusunu oluşturabilmek için özel olarak üretilmiş.

Genelkurmay Başkanlığı’nın doğrudan desteklediği ve askeri danışmanlar gözetiminde çekilen Çanakkale Yolun Sonu filmi için silahlı kuvvetler arşivlerinde korunan ve Çanakkale Savaşı’na ait o dönemde kullanılmış orijinal silahlar, 98 yıl sonra gün yüzüne çıkarılmış.  Çanakkale Savaşı’nı en gerçekçi biçimde beyaz perdeye yansıtan film için bu çok özel ağır makineli tüfekler çalışır hale getirilerek filmde kullanılmış.

Zaten başta da söyledim gerçek anlamda bir savaş filmi izliyorsunuz diye bu gerçeklikler bütünü izlerken izleyiciye de geçiyor.

Genel Yönetmenliğini Serdar Akar yönetmenliğini Kemal Uzun yapıyor. Hollywood çekim tekniğiyle görsel efektlerinin hazırlandığı filmin başrollerini Kurtlar Vadisi dizisin fenomen karakteri Gürkan Uygun, Umut Kurt, Berrak Tüzünataç, İngiliz oyuncular Stephen Chance, Ben Warwick ve Mahir Günşıray paylaşıyor.

Son dönemde art arda çekilen Çanakkale filmlerine baktığımızda onlardan birçok yönüyle sıyrılıyor ama buna rağmen Çanakkale ruhunu tam yansıtabiliyor mu? Ya da bizim Çanakkale filmlerinden ne beklediğimiz sorularının cevabı oluyor mu film derseniz sanırım hep bütüne ulaşmada bir eksiklik olacak oturana kadar. Bu yüzden Çanakkale Yolun Sonu filmini izlerken bir savaşı izliyorsunuz hem de çok iyi iş çıkarılmışçasına ama orada ne oldu sorularının cevaplarını bulamıyorsunuz.

Benzerlerinden çok çok iyi olmasına rağmen film burada tıkanıyor.

Sanırım bizler kendimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım savaş tanıklarından kalan öykülerde de dendiği gibi “o gün orada ne oldu?” anlayamadığımız için ya da anlayamayacağımız için hep senaryo ayağında eksik kalacağız Çanakkale filmlerini çekerken.

Ama bu filmi ne Sinan Çetin’in Çanakkale ruhuna ihanet eden filmiyle ne de Çanakkale 1915 belgeseliyle karşılaştırabiliriz. Onların çok önünde bir iş çıkarılmış.

Her şeyden önce bir öyküsü var. Muhsin Onbaşı’nın öyküsü. Bir kurgu mu yoksa gerçek mi bu öykü bilmiyorum ama Fransız yönetmen Jean-Jacques Annaud’un 2001 yapımı “Kapıdaki Düşman-Enemy at the Gates” filminin keskin nişancı öyküsünü anımsatıyor.

Bu anımsatmayı da hemen Kurtlar Vadisi’nin Memati’sini canlandıran Gürkan Uygun yıkıyor. Yani Muhsin Onbaşı’ya hayat veren Gürkan Uygun’un başarılı performansı karakteri o kadar gerçekleştiriyor ki Kapıdaki Düşman filmini unutup Çanakkale Yolun Sonu’na ve Muhsin Onbaşı’ya konsantre oluyorsunuz.

Gürkan Uygun Muhsin karakterine her şeyiyle yüklenerek oynuyor. Beden dili, boyu, posu, şivesiyle rolüne tam olarak girmiş tüm oyunculuğunu konuşturuyor. Filmin en büyük başarılarından biri de onun bu rolü içselleştirip seyirciye geçirmesi.

Ve o öykü üzerinden yola çıkarak hem Çanakkale ruhunu vermeye çalışıyor hem de gerçek savaş sahnelerine sokuyor sizi film.

Tabii bu ayrıntıyı ortalama bir sinema seyircinin anlaması mümkün değil elbette. Ama işte bizlerde bu algıyı yaratınca ister istemez onca öyküye sahip Çanakkale’nin kendi öykülerinden seçmek varken neden böyle bir algının oluşabileceği düşünülmedi de bu öykü seçildi sorusunu bizlere sorduruyor. Öyküde ki Muhsin gerçek de var bile olsa bu çağrışımın oluşacağı neden göz ardı edildi diye düşünüyoruz.

Diğer yandan filmi izlerken bir ayrıntı daha öne çıkıyor. Düşman askerlerinin motivasyonunu kırmak için el ilanları hazırlanıyor. Bu el ilanlarının onca gerçeklik içinde bilgisayar çıktısı ve Türkçe yazı olmasına neden gerek duyulmuş anlayamadım açıkçası. Anlayamadım çünkü böyle bir şeyi hata olarak yaptıklarını düşünmüyorum çünkü film süresince birçok mektup Arapça yazıyla gösterilirken sadece o el ilanlarının Türkçe olarak kullanılması bilerek filmde böyle bir ayrıntıya yer verdiklerini düşündürüyor bana. Tıpkı tüm çarşaflar kan içinde kalırken Behice hemşirenin ACE ile yıkanmış üniformasının hiç kirlenmemesi gibi…

Yani bu ayrıntıların atlanmasının bilinçli olduğu düşüncesindeyim nişancı öyküsünün de çağrışım yapacağı düşünülmüştür gibime geliyor bu yüzden.

Sanırım böyle bir öyküye sarılmalarının altında ki neden daha çok savaşı ön plana almak dramatize etmeden ama o ruha yaklaştırarak ve düşman kuvvetlerini de aşağılamadan diğerlerinden rahatlıkla sıyrılarak öne çıkmayı sağlamak.

Bu açıdan baktığımız da zaten fazlasıyla kendilerinden önce yapılmış yapımlardan öne çıkmayı başarıyorlar.

Filmin vurucu sahneleri ise topluca kılınan namaz sonrası askerin savaşa hazır oluşu. Ve Muhsin Onbaşı’nın düşman koyuna sızarak düşmanın gözünün içine bakarak elindeki bombayı patlatması.

“Biz düşman olarak İngilizleri bilmekteydik ama burada gördük ki kara tenlisi, sarı tenlisi, Çinlisi, çekik gözlüsü bin bir millet var karşımızda” sözleriyle yazılmış mektup oradaki savaşın gerçek yüzünü anlatan bir mektuptu.

Muhsin Onbaşı ve Behice hemşire arasında geçen konuşmada da Muhsin Onbaşı’nın söylediği şu sözler ise bugüne neden sahip çıkmamız gerektiğini anlatıyor; “İnsan sevdikleri için ölümü göze almıyorsa hükümsüzdür. Vatan için ölümü göze almak. Bugün yapmazsak yarın hiç olmayacak.”

Onlar sevdikleri için ölümü göze aldılar ve o gün ölümü göze almasalardı bugün hiç olmayacaktı.

Muhsin Onbaşı ölümü göze alırken elinde ki bombayı patlatmadan hemen önce “Gelibolu Yolun Sonu” diyor İngiliz komutanına.

Bu hafta Çanakkale Savaşları anma haftası ve biz orada canlarını ortaya koyanlara çok şey borçluyuz. Gerçekten Çanakkale Yolun Sonu olmuş ama bizler için yani bugün için birçok şeyin başlangıcı.

Sadece o şehitler için bile bu filme gidilir çünkü onların ruhuna saygı ve onları anmak adına yapılmış bir film. Bunu her şeyi ile bize hissettiriyor.

Evet, biz savaş filmi yapmayı öğrendik, evet çekim teknikleriyle artık bizde Hollywood kadar iyi işler çıkarabiliyoruz ama hala senaryoda eksiğiz. Öykü konusunda çok öne çıkamıyoruz.

Ya çok dramatize ediyoruz ya da kısır döngünün içine sıkışıp müsamere havasında kalıyoruz. Ya da sadece savaşa bağlanıyoruz.

Her ne olursa olsun daha iyisine ulaşacağımızı düşünüyorum bugün olmasa da yarın ama buna ulaşmamız için seyircinin bu filmlere sahip çıkması gerek.

Bu filmlere sahip çıktığımız da daha iyilerinin önünü açabiliriz.

Bu yüzden Çanakkale Yolun Sonu mutlaka ve mutlaka izlenmeli, izletilmelidir.

Bu vesileyle Çanakkale’yi düşman kuvvetleri için yolun sonu haline getiren tüm şehitlerimizi de buradan saygıyla anıyor ruhları şad olsun diyorum…

oyatekin@gmail.com                

https://twitter.com/#!/oyatekin (@oyatekin)

http://yurthaber.mynet.com/yazarlar/tum/1/o.tekin35

OYA TEKİN / MEDYABEY.COM

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin izin alınmadan kullanılamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 269
Toplam yorum
: 543
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 3178
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster