Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
57
 

Canlı Resimler

Canlı Resimler
 

Özgürlük


Etrafınızdaki herkes ne kadar mutlu değil mi? Nereden mi biliyorum? Bunu görebilmek için alim olmaya gerek yok. Tek ihtiyacınız akıllı bir telefon ve herhangi bir sosyal medya hesabı. Efendim? Yanılıyor muyum? Sosyal medya hesabına bile gerek yok mu? Etrafınızdaki bazı kimseler o mutluluk anlarını ölümsüzleştirip herkesin görebileceği şekilde mi paylaşıyor zaten?

Peki ister misiniz sizinle o fotoğrafları seslendirelim. Ekran dışına taşıyalım ve canlandıralım. O canlı resimlerin ekran fitrelerine takılan gerçek mesajlarını dinleyelim. Gözlerinin içine bakalım. Ne diyorlar o gözler gerçekte? Nee? Gözlerini mi kaçırıyorlar sizden? Nee? Siz de gözlerinizi onlardan mı kaçırıyorsunuz gizli gizli onları tskip ettiğinizi bilmesinler diye? Neden peki? Gözlerinin içine bakamayacağınız insanları neden ekranın ötesinden takip ediyorsunuz? Neden bütün dünyaya en özel anlarınızı deşifre etme ihtiyacı içine giriyorsunuz? Başkaları ne kadar mutlu olduğunuzu görünce olmayan mutluluğunuz yaratılıyor mu? Kendinizi onlarla kıyaslayınca eksik huzurunuz tamamlanıyor mu?

Bunun gibi onlarca yazıyı okudunuz. Ama ben tek başıma neyi değiştirebilirim ki diyorsunuz. Tüm dünyayı değiştiremezsiniz belki ama kendi dünyanızı yeniden yaratabilirsiniz. İnternetin hayatımıza sağladığı kolaylıklardan sakının, hala posta güvercini ile haberleşin ya da duman işareti kullanın demiyorum. Ama bu satırları okuyan herbirimiz gayet farkındayız ne zaman internetin gerçekten yararımıza olduğunun ve ne zaman bizi kendimizden, huzurumuzdan, mutluluğumuzdan, özümüzden uzaklaştırdığının. Hepimiz şu an hayatımızın orta yerinde olan nelerin aslında bize yük olmaktan öte hiç bir fayda sağlamadığının o kadar farkındayız ki. Bu sese kulaklarımızı tıkayıp devam etmemiz tam bir safdillik.

Bir yemek tarifi bulmak için danışabilirsiniz internete. Ama bilmem ne şehrindeki bilmem ne cafede yediğiniz yemeğin resmini paylaşmakta nasıl bir gereklilik var? Hadi itiraf edin, takipçileriniz görüp beğenip, kıskanıp, alkışlayıp, baş parmak yukarı, baş parmak aşağı yapmazsa ne önemi var bütün o yaptıklarınızın değil mi? Çünkü kendiniz için değil başkaları için yaşıyorsunuz.

Anneannesine, dedesine torununun resmini gödermenizden daha doğal ne olabilir? Ya da en yakın arkadaşınız sizden çok uzaklarda yaşıyordur da "Yolla yiğenimden bir resim" demiştir, elbette ki yollarsınız. Ama birsürü tanımadığınız insanın da görebileceği bir platforma neden yavrunuzun resmini asmalısınız ki?

Zamanın hızlandığının farkındasınız değil mi? Bütün o süper hızlı ulaşım araçlarına rağmen hayatın hızına bir türlü yetişemiyoruz. Yapılacak işler listemizdeki satırlar sanki katlanarak çoğalıyor. Sadelikten uzaklaştıkça, karmaşa arttıkça, daha bir damlayı yudumlayamadan öbürüne ve diğerine geçmeye çalışıp hem hiçbirinden eksik kalmayalım istiyoruz hem de hiçbirinin hakkını veremeden geçip gidiyoruz.

Keşke fazladan bir 24 saatimiz olsa ya da hergün 25 saat olsa sanki o zaman olacak. Aslında bütün suç zamanda, hızla akıp giden zamanda. Okuyacak o kadar kitap, gezecek o kadar ülke, tadacak o kadar yemek, konuşacak o kadar insan, dinleyecek o kadar muzik, izleyecek o kadar film, alınacak o kadar kıyafet ve yapılacak o kadar tatil var ki işte bunların hiçbirini yapamıyorsak tek suçlu zaman.

Biz böyle koştururken hem nereye koştuğumuzu durup düşünmüyoruz hem de hedefini bile bilmediğimiz bu yere koşarken nerelerden geçtiğimizi, şu an neyin içinde olduğumuzu da göremiyoruz. Bir zamanların reklam sloganı gibi tehlikenin farkında bile değiliz. Bir zamanlar henüz hayat bu kadar hızlı değilken duymuştuk küresel ısınma ve ozon tabakası diye birşeyler. Ama elle gelen düğün bayram. Ben sprey kullanmazsam ben oraya resim asmazsam, ben o diziyi hayranlıkla izlemezsem ne değişecek, o halde devam.

Tehlike gerçekten ne acaba diye biraz durup düşünsek ve o spreyi kullanmamanın, o diziyi izlememenin ve oraya resim asmayı bırakmanın gerçekten çok şey değiştireceğini bir anlasak o zaman atacağımız adımların en en en büyüğünü bir anda atmış oluruz. O hiç birşey değişmez sandığımız düzen bir anda öyle öyle öyle bir değişir.

Tehlike ne mi? Tehlike benim, sensin, o, öbürü. Özünden uzaklaşmış herbirimiz en büyük tehlikeyiz. Sevgiyi unutmuş herbirimiz, zamana karşı nefes almadan yarışan herbirimiz, sevemeyip kıskanan, veremeyip alan, gülemeyip ağlatan herbirimiz tehlikeyiz. Ve sen o büyük tehlikelerden birini ortadan kaldırma gücüne sahipsin. Ve ben de ve o da.

Yeniden kalbine bakmayı hatırlayan, yeniden sevgiyi bakışlarına yerleştirmeyi başaran onlar tehlikeyi savuşturmayı becermişse sen de yapabilirsin, öteki de, ben de.

İlk adımı şimdi atmaya ne dersin. Bugün sosyal medyada seni ilgilendirmeyen hiçbir başlığı okuma. Gözüne değdiyse bile merakını çok çektiyse bile eğer o başlık varoluşu sırrını paylaşmıyorsa hemen kapat onu. Hangi arkadaşın bugün ne yapmış bilme. Kimin çocuğu ne şekerlikler yaratmış dinleme. Hangi şarkıcı ne giyinmiş umursama. Tamam ilk adım çok zor olmasın. Bak zaten günün yarısı bitti. Ne kaldı ki geriye. Unutma zaman çok hızlı akıyor. Bir bakmışsın akşam olmuş bile senin kafan bir sürü çöple dolmamış. Telefonunun şarjı hayret bugün bitmemiş. Sağ elinin parmakları istemsizce kasılmamış. Gece yatağına kendinle gurur duyarak gir. Zehirin bir kısmı çıktı bile diyerek kendini öv ama sosyal medyada paylaşma. Bırak sadece kalbin baş parmak yukarı ve öpücük, kalp, öpücük yapsın. Bil ki o yeterli.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 300
Kayıt tarihi
: 25.03.14
 
 

"Kalp çarpar, beyin böler." Yankı Yazgan ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster