Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '06

 
Kategori
Evcil Hayvanlar
Okunma Sayısı
3924
 

Canlılara acımak...

Canlılara acımak...
 

Bizim zamanımızda okullarda Yurttaşlık Bilgisi diye bir ders vardı. Özgürlüğümüzün sınırı, nerde başlar, nerde biter, kişisel menfaatle toplum menfaati çatışırsa ne olur, bunun gibi şeyleri o derste öğrenirdik.

Niye Belediye otobüsünde giderken canımız isteyince şarkı söyleyemiyoruz? Çünkü bizim şarkı söyleme özgürlüğümüz ve hakkımız olduğu kadar, diğer insanların da sakince seyahat etme hakları ve özgürlükleri var.

Birbirimize zarar vermeden yaşamanın kuralları böyle belirlenmiş. Sevgi ve saygı dediğimiz davranışlar da bunları besleyen ana unsurlar. Sırf kural olsun diye bir şeyleri yapmak veya yapmamak hayli zordur. Ama sevdiğimiz ve saydığımız bir insan için akla gelmeyecek zorluklara katlanırız. İşin tuhafı bundan rahatsızlık duymak bir tarafa, zevk bile alırız.

İnsandaki bu dengeyi sağlayan şey duygulardır. Duygularımızla insanız. Ve onları akıl-mantık süzgecinden geçirerek kullanabildiğimiz ölçüde de mutluyuz ve başarılıyız.

Denge hayatta başarılması en zor şeydir. Cambazları ip üstünde yürüten, bisikleti, motosikleti iki teker üzerinde yürüten güç dengedir.

Bazı insanlarda denge duygusallıktan yana, bazılarında da salt akıldan yana ağır basar. Ben duygusal yönü ağır basanlardan biriyim. Güzel şeyler beni sevindirir, heyecanlandırır. Acıklı olaylara dayanamam, gözlerim yaşarıverir.

Ayşe Arman'ın kedisinin ölümüne ben de üzüldüm. İnsanın uzun yıllar alıştığı bir canlıdan ayrılması kolay değil. Hayvanların da kendilerine göre çok ilginç bir dünyaları var. "Onlar da tıpkı insan gibi" diyenleri çok duymuşsunuzdur.

Burada bir canlı olarak hayvanların insana benzeyen çok yönleri olduğu anlatılmak istenmektedir. Elbette canlıların farklı yönleri olduğu gibi ortak yönleri de olacak. Bitkileri de üçüncü canlı türü olarak bu kategoride değerlendiriyorum. Onların hareket etme ve ses çıkarma yeteneği olmadığı için daha az anlaşılabildiğini düşünüyorum.

Oysa en az insanlar ve hayvanlar kadar bitkilerin de bu "canlı olma" özelliğini yabana atmamak lazım. Vejetaryenlerin hayvanları korumak adına tamamen bitkilere yönelik beslenme biçimini çok samimi bulmuyorum. Amaç canlının canına kıymamaksa, bitki de bir canlı.

Bir çınar ağacının dallarının budanması da blog yazarlarından bir arkadaşımıza dert olmuş. "İstanbul'u dinliyorum gözlerim açık" başlıklı yazısında, haklı olarak "kim budadı çınarımın kollarını? diye soruyor.

Hayvanlara ve bitkilere yapılan zulmün insanın içini burkan bir tarafı var şüphesiz. Ama insan hayatı, ne yazık ki bazı hayvanların ve bitkilerin bizim için canını vermesiyle devam ediyor. Bu yaman çelişkinin sorgulanması doğru mu, doğru. Peki sonuç almak mümkün mü? Değil...

İnsanı Tanrı'nın yarattığı varsayımından yola çıkarsanız, insan dışındaki canlı cansız diğer bütün varlıkların "insan için" yaratılmış olması, bize rahat bir nefes aldırtıyor. Farklı bir düşüncede cevapsız sorular, sanırım geometrik olarak arttıkça daha da artıyor.

Sonuçta hangi yönden bakarsak bakalım, merkeze insanı oturtmak zorundayız. Bu açıdan da "önce insan" prensibi her bakımdan öne çıkıyor. O zaman insanları korumak, insanlara acımak, insanlara üzülmek birinci derecede insanlık görevimiz.

Bir konuya gösterdiğimiz hassasiyet, bazan bizi başka konularda aksi davranışta bulunmaktan alıkoyamıyor. Yaptıklarımızın söylediklerimizle çeliştiğini çok kere farkedemiyoruz bile... Sözgelimi bir insanın başarısını engellemek, mutluluğunu bozmak, düzenini yıkmak, kazanmasına mani olmak, o insanın kolunun, kanadının, dalının budanması anlamına gelmez mi?

Yıllarca emek verilip ömür harcanarak yetiştirilmiş dağ gibi evlatlarımızın, bir anda hayatının söndürülmesi gibi insan havsalasının alamayacağı bir örneği aklıma getirmek bile istemiyorum.

Belki de duygularımızın ne kadarını insanlara, ne kadarını hayvanlara, ne kadarını bitkilere ve ne kadarını doğaya, evrene ayırmamız gerektiği konusunda oturup düşünmeli, yeni bir hesap yapmalıyız.

Sıralamayı ve oranı ne kadar adaletli tesbit edebilirsek o kadar insan oluruz gibi düşünüyorum. Bilmiyorum siz de bana katılır mısınız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster