Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '09

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
4495
 

Canlılık tarihi

Canlılık tarihi
 

Soyu tükenmiş bir canlı


Evren ve zaman Büyük Patlama denen bir olayla başlamıştır. Büyük patlamadan bugüne kadar geçen süre 13.7 milyar yıldır. Bu sürede milyarlarca yıldız oluşmuş ve yok olmuştur. Dünyamız, dünyamızın bulunduğu evren bölgesinde yok olan yıldızlardan birinin artıklarından oluşmuştur. Atom çekirdeğindeki proton sayıları fazla olan ağır metaller, günümüzde dişlerimizi oluşturan kalsiyum bu önceden yaşamış ve ömrünü tamamlayıp yok olmuş yıldızların merkezinde oluşmuş ve yıldızın patlamasıyla uzay boşluğuna dağılmıştır. Daha sonra bu maddelerin toplaşmasıyla dünya oluşmuştur. Dünya üzerinde yaşayan canlılar bu maddelerden oluşmuştur. Bilimle ilgilenmeyen bir insan için bunlar deli saçması gibi gelebilir. Ancak gerçek budur. Şüphesiz ki burada söylenenler bir teoridir. Ancak çok sağlam kanıtlara dayanır ve bilim bu teorinin doğruluğunu kabul eder.

Evrende hiçbir şey sabit ve değişmez değildir. Büyük patlamadan 9 milyar yıl sonra oluşan dünyamız 4.7 milyar yıl yaşındadır (Hristiyan inanışına göre bu süre 6 bin yıldır). Dünya oluştuktan 1 milyar yıl sonra üzerinde ilk tek hücreli canlılar görülmeye başlamıştır. Bunu o zamandan kalan fosillerden anlıyoruz. Prensip olarak sıvı suyun bulunduğu her yerde hayat olma ihtimali vardır. Başlangıçta bir ateş topu olan dünya, 1 milyar yılda soğuyup kabuk bağladıktan sonra üzerinde canlılığın oluşmasına elverişli bir ortam haline gelmiştir. Günümüzden 600 milyon yıl öncesine kadar geçen yaklaşık 3 milyar yıl içinde üzerinde yalnız bir hücreli canlıların yaşayabildiği çeşitli evreler geçirmiş, değişimlere uğramış, ve iyice, adamakıllı soğumuştur. Öyle ki ekvatorun 5 derece kuzeyine ve güneyine kadar buzlarla kaplanmıştır. Dünya böyle birkaç kez buzul çağı geçirmiştir. Ne ateş topu bir dünya, ne de buz topu bir dünya yaşamın çeşitlenmesine elverişli değildir. Dünya 3 milyar yaşındayken, bu tarihten itibaren yassı biçimli basit çok hücreli canlılar görülmeye başlamıştır. Bunların bazılarının yürümeye yarayan vücut uzantıları vardı. Vücutları kemiksizdi. Bu döneme ‘Ediacaran dönemi’ denmiştir. 80 milyon yıl kadar sürmüştür. 542 milyon yıl önce buzlar çözülüp dünyanın iki kutbuna doğru çekilmeye başlamıştır. Bu dönem ‘Kambriyen dönemi’ olarak adlandırılan dönemin başlangıcıdır.

Dünyada Kambriyen döneminin başlaması ile gözleri ve ayakları olan çok hücreli canlılar da görülmeye başlamıştır. Bunlar eklembacaklılar, yumuşakçalar gibi sadece suda yaşayan ve omurgası olmayan canlılardı. Çok hücreli canlıların görünmek için bu dönemi beklemelerinin sebebi, dünyanın daha önceki şartlarının onların yaşayabilmesine elverişli olmaması, Kambriyen döneminde de şartların gittikçe daha uygun duruma gelmesindendir. Buzullar kutuplara çekilmiş ve yerini sıvı su almış, bir hücreli canlılar direkt güneş ışınları altında değişime uğramışlardır. Kambriyen döneminin başlangıcından itibaren 50 milyon yıl içinde, ama yalnızca suda olmak üzere salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, denizanaları, denizyıldızları, yüzücü kabuklular, denizzambakları gibi çok hücreli canlılar oluşmuştur.

Dünya günümüze gelene kadar bunun gibi iki dönem daha geçirmiştir. 400 milyon yıl önce balıklar, 320 milyon yıl önce denizden karaya çıkan kara hayvanları, 200 milyon yıl önce dinozorlar ortaya çıkmıştır. 65 milyon yıl önce dinozorlar bir göktaşının dünyaya çarpması sonucu yeryüzünden silinmişlerdir. 50 milyon yıl önce memeli hayvanlar ortaya çıkmıştır. 4.5 milyon yıl önce insana benzeyen memeli hayvanlar, kısaca insansılar, 200 bin yıl önce de günümüzün modern insanı ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar bulunan fosil kalıntıları bu görüntüyü doğrulamaktadır. Örnek olarak Kambriyen döneminden kalma dinozor, memeli hayvan veya kuş fosili yoktur.

Görüldüğü gibi canlılar dünyanın hiçbir döneminde yaratılışçıların söylediği gibi bir kerede ve aniden yaratılmamışlardır. Aslında yaratılış da evrim teorisi gibi bir teoridir. İkisi de dünyada canlılığın nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışır. Yaratılışçılara göre canlılar Kambriyen döneminde birdenbire ve bütün karmaşık yapılarıyla ‘yaratılmışlardır’. Birdenbire dedikleri dönem 10+40 milyon yıldır. Ayrıca Kambriyen döneminde insanın neden ortaya çıkmadığını açıklayamazlar. Neden dönem sonunda birçok canlının yok olduğunu açıklayamazlar. Ama evrim teorisi açıklar. Canlılığın nasıl başladığı ise apayrı bir konudur. Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi içinde bulunmaz. Yaratılış teorisi bütün canlılar gibi bir hücreli canlıların da bir kerede yaratıldıklarını savunur. Evrim teorisi ise başlangıçta hücrenin ortaya çıkışı ile ilgilenmez. Yani hücre yaratılmış mıdır, kendi kendine mi ortaya çıkmıştır bu konu başlangıçta evrim teorisinin kapsamı dışında kalmıştır. Darwin’den sonra gelen bilim adamları bu konuda da araştırma yapmışlardır.

Dünyada günümüzde 2 ila 10 milyon canlı türünün yaşadığı sanılıyor. Dünyanın başlangıcından itibaren ele geçen fosillere bakınca bundan kat kat fazla canlı türünün oluşup daha sonra soylarının tükenip yok oldukları anlaşılıyor. Öyle ki şu anda yaşayan türlerin yaşamış bütün türlerin %10’u kadar olduğu sanılıyor. Bu demektir ki canlıların %90’ının soyu tükenmiştir. Tanrı bütün türleri kendisi yarattıysa neden bu kadar savurgan olsun? Neden ancak fosillerden öğrenebileceğimiz bir sürü detay üretip sonra kısa zamanda onları yok etsin? Ama evrim teorisinin mantıklı bir açıklaması vardır. Bu soyu tükenen canlılar dünyanın yeni ve değişen şartlarına ayak uyduramamış ve yok olmuşlardır. Değişen şartlar bazen yeni bir tür nedeniyle olabilir. Yeni tür eskisini yok edebilir. Örnek olarak arslan, kaplan, kedi gibi et yiyen canlılar Asya, Avrupa ve Afrika’da fare soyundan gelen kangru gibi canlıların türemesine ve yaşamasına engel olmuşlardır. Avustralya kıtası bu kıtalardan ayrı olmasaydı kangrular orada da olmayacaklar ve soyları tükenecekti veya ortaya hiç çıkmayacaktı. İnsan da birçok canlı türünün soyunun tükenmesine neden olmuştur. Neanderthal insanı da büyük ihtimalle günümüz insanı yüzünden yok olmuştur.

Gerçekler yeni tür canlıların ortaya çıkmasını yaratılışçılara kabul ettirmek zorunda kalıyor. Türleşme ve yeni türler hâlâ çıkmaya devam ediyor. Mutasyonların hiçbir zaman mükemmel canlılar türetmeyeceğini söylerler ama domuz gribi veya grip virüsü gibi virüslerin nasıl oluyor da her yıl yeni bir biçimde ve onlara göre ‘mükemmel olarak’ ortaya çıktığını açıklayamıyorlar. O yüzden yeni çıkan virüsler onlar için Allah tarafından insanları cezalandırmak için gönderilmiş canlılardır. Ama ne hikmetse bu virüsler insanları inanmış inanmamış, dua eden etmeyen diye ayırmıyor. Kullanılmış bir iğneden herkese bulaşabiliyor. Aids başlangıçta daha çok homoseksüelleri vurduğu zaman yaratılışçılar çok sevinmişlerdi. Çünkü onlara göre Allah virüsü eşcinselleri yok etmek için göndermişti. Ama sonra virüs mutasyon geçirip herkese bulaşabilir duruma gelince söyleyecek bir sözleri kalmadı.

Evrim teorisi bunlar gibi birçok konuyu açıklayabilir. Yaratılışçıların ise bir açıklaması yoktur. Soru cevapsız kalınca sığınacakları tek yer, ‘bunu Allah bilir’ veya ‘Allah böyle istemiş, Allah böyle yaratmış’ demek olacaktır. Bunun da bilimsellikle bir ilgisi yoktur. Aslında Allah’a inanmak için bilimin onu doğrulaması gerekmiyor. Allah’a inanan inanır. Din bir dogmadır. Değişmez doğruları vardır. Bilim de kendi yolunda ilerler. Bilim diyalektiğe uyar. Domuz gribi virüsünün üç ayrı yerde (Ukrayna, Norveç, Çin) mutasyona uğradığı veya değişim geçirdiği söyleniyor. Bunun neden böyle olduğu evrim teorisi ile rahatlıkla açıklanabiliyor. Buna göre bilim adamları önlem almaya, yayılmayı engellemeye çalışıyor. Yaratılışçıların ise ‘Allah büyüktür’den başka söyleyecek tek kelimeleri yoktur. İşte aradaki fark bu kadar büyüktür.

Yaratılış da bir teoridir. Birinci kabul etmemiz gereken şey, yaratılış teorisinin günümüz gerçeklerine uymayışı olmalıdır. Neyse ki bilim adamları ve genel anlayış onların insanı zora sokacak görüşlerini kabul etmiyor. Yine de bilim bu nedenle çok zarar görüyor.

Ek: Ahmet Secer Beye cevap.

Yazdığı yazıya cevap vermeye çalıştım ama nedense benim yazdıklarım cevap olarak çıkmıyor. Ahmet Bey'in yazıları yoruma kapalı. Üstelik doğru dürüst cevap vermek yerine benim yazımın içine site adresleri koyarak benim yazımı ve başkalarının yazılarını kendi amacı için kullanıyor. Bu pek ahlaklı bir davranış değil bence. Buna rağmen yazısını cevaplıyorum ve kendi yorumunu da yayınlıyorum.

Aniden dediğiniz Kambriyen dönemi yazımda belirttiğim gibi 50 milyon yıl sürmüştür. Bu sürenin pek aniden sayılmaması gerekir. 250 milyon fosil sizce biraz fazla değil mi? Yazıda da belirttiğim gibi Tanrı neden bu kadar savurgan davranmış? Başka siteleri örnek verip bu böyledir şu böyledir, yerle bir etmiştir demek yerine burada sunabileceğiniz bir kanıt görmek isterdim. Yazılarınıza yorum yazılamıyor. Kapatmışsınız. Burada yazayım. Bir yazınızda gördüğüm altı gözlü insan kafatası örneği çok komik. Böyle bir şey olamaz. Bu evrimden hiçbir şey anlamadığınızı gösteriyor. Ara geçiş fosilinden çenesinde, alnında göz çıkan insanları anlıyorsanız biraz daha evrim teorisinin nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışın derim. Saygılar.

Harun Özüdoğru bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızda belirtiğiniz üzere dünya oluştuktan 1 milyar yıl sonra dünya üzerinde su oluluşumundan sonra ilk tek hücreli canlılar ortaya çıkmış. Asıl merak ettiğim konu bu canlıların birdenbire ortaya çıkması. Acaba suyun olduğu bir ortamda canlılar nasıl oluşmaya başlıyor? Can nedir? Bu bağlamda canlı olmanın tanımı daha kolay ve anlaşılır olacak sanıyorum. Eğer bununla ilgili daha önce yazdığınız blog varsa yanıt yerine referans göstermenizi rica ederim. Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 15.04.2011 10:22
Cevap :
Bu konuyla ilgili olarak 'Canlılık nasıl başladı (Abiyogenez teorisi)' başlıklı bir yazım var. Ama ondan önce 'Kırılgan dünya' başlıklı ve birkaç tane daha dünyanın canlılığa hazırlanışını anlatan yazılarım var. Canlılık ortaya birdenbire çıkmıyor. Hatta öyle durumlar, dönemler var ki bir molekül topluluğuna canlı mı değil mi demek tartışma götürür. Resim galerisine de girerseniz orada geçtiğimiz yıllarda yapılan bir çalışma (Fox deneyi) var. Onun ilgili iki de yazısı var. İlginiz ve katkınız için teşekkür ederim. Saygılar.  15.04.2011 12:32
 

Değerli Hasbihalci, yazınızı dikkat ve ilgiyle okudum. Blog ortamında bilimsel içerikli bu tür yazılar ortamın niteliğine olumlu anlamda katkı sağlıyor. Bu bağlamda emeğinizi takdir ediyor ve devamını diliyorum. Din ile bilim, ya da inanç ve bilgi arasındaki mücadele neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir ve daha da devam edeceğe benzer. Burada sadece inançlı kişilerin değil, bilimsel gerçeklerin değişebileceğini bildiği halde bunları körü körüne savunan bilim insanlarının da dogmatizme yönelebileceğini de akılda tutmakta yarar var. Bence insanları yaradılışçılar ve olmayanlar diye ikiye ayırmak, yaradılışın olmadığını ispata çalışmak yazılarınızın bilimselliğini gölgeleme tehlikesi taşıyor. Bilgileri tarafsızca paylaşmanız onları daha “bilimsel” kılacaktır. Bilim tarafsız, bilim adamı özgür ve cesur olmak durumundadır. (1)

Güz Özlemi 
 15.04.2011 10:19
Cevap :
Teşekkür ederim. Şunu söylemeliyim. Ben tarafsız değilim. Ben bilim taraftarıyım. Dini alet ederek bilime saldıranlara, bilimi alet ederek dini savunanlara karşıyım. Dinin dogma olduğunu, temeli araştırmaya ve meraka dayanan bilimle karşılaştırılamayacağını, bağdaşamayacağını birkaç kez yazdım. Bilimsel olanı yazıyorum. Bununla birlikte genellikle yanlışı da yazıyorum. Örnek olarak evrimden söz edip bunun doğru olması durumunda sonuçlarının neler olacağını da yazmazsam tanımı eksik yapmış olurum. Yine de sözcüklerin elimden kontrollü bir şekilde çıktığını söyleyebilirim. Katkılarınız için teşekkür ederim. Saygılar.  15.04.2011 12:21
 

... Gün Gece'ye yanıt-3'e ekleme yapmak isterim: Yaratılışçıların hy sitelerinden kopyalayarak paylaştıkları, C. Darwin'in kitabından veya makale ve mektuplarından parça parça alıntı yapma tekniğini Kur'an'ın sözüne uygulayacak olursak, ateizmin en büyük savunucusu Allah olur. Kur'an'da Allah der ki; "LA İLAHE" yani "ALLAH YOKTUR". Cümlenin başı bu ama elbette sonu da var; tıpkı Darwin'in kendi bilimsel araştırmaları ile ilgili düşüncelerini kaleme alırken başladığı konunun sonunun olması gibi! YORUMNOT: HY'nin şarlatanlığına ve sahtekarlığına alet olmayın lütfen, insanların bu ucuz numaraları yutmasını umarak komik duruma düşüyorsunuz!

habişş 
 18.10.2010 18:02
Cevap :
Ne yazık ki bazıları da bu ucuz numaraları yutuyor. Evet, 'La ilahe', arapçada 'Allah yoktur' anlamına gelir. Ama sözün gerisi vardır. Onu tamamlayınca 'Allah'tan başka Allah yoktur' olur. Sözün doğru anlamı budur. Benim uzun uzun anlatmaya çalıştığım şeyi iki kelimede anlatmışsınız. Teşekkür ederim. Saygılar sunarım.  18.10.2010 18:36
 

Gene Avustralya, Tazmanya ve Yeni Gine'de yaşayan bir başka yumurtlayan memeli daha var: EKİDNE (Dikenli Karıncayiyen) Bunlar da yavrularını sütle beslemelerine rağmen yumurtlayarak ürerler. Ancak kuş türleri gibi kuluçkaya yatmazlar, kuluçka görevini karnındaki kese sağlar. (Platipuslar da kuluçkaya yatmak yerine yumurtayı karnına alarak çepeçevre sarar.) Dişleri olmayan bu hayvan beslenmesini, ince, gagaya benzeyen burnunun ucundaki ağız deliği ile gerçekleştirir. Mükemmel bir yer (tünel) kazıcısıdırlar. Ekidneler ve platipuslar kuşlardan çok sürüngenleri andırırlar. (Evrimlerini henüz tamamlayamamış olan, hala geçiş formundaki bu hayvanlar kuş türlerine uygun birçok özelliği kazanmış olsalar da sürüngen sınıfından kabul edilirler.) Her ikisinin de başsız memeleri vardır ve yumurtadan çıkan yavrularını, memelerindeki gözeneklerden sızan sütle beslerler.

habişş 
 16.08.2010 18:43
Cevap :
Yaptığınız eklemeler için teşekkür ederim. Ben de bu kaynakları okumak isterim. Ayrıca bu konuda bilginiz hiç de az değil. Sizden bşog olarak daha detaylı bilgiler almak isterim. Saygılar.  17.08.2010 16:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 5920
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster