Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '07

 
Kategori
Dünya Şehirleri
Okunma Sayısı
709
 

Caracas

Caracas
 

Kolombiya sınırına yakın olan San Cristobal’dan başlayıp gece boyunca süren yolculuğum, sabaha karşı Türkiye’den biraz daha geniş olan ve 27 milyon nüfuslu Venezuella’nın başkenti Caracas’a ulaşınca sona erdi. Böylece üç gün içinde Venezuella’yı güneyden kuzeye baştan sona katetmiş oldum. Şehrin eski ve karmaşık olan otobüs terminalinin hemen önünden kalkan metroya binip Sabena Grande semtine gittim. Gençlik festivalinden dolayı boş yer bulmakta çok zorlandığım için pek de içime sinmeyen bir eski otele yerleştim.

Karaip Denizi’nin birkaç km içlerindeki orta halli bir dağın eteklerinde kurulmuş olan başkent caracas’ın merkezi iki milyona yakın. Ancak geniş banliyösüyle bu nufus beş milyonu buluyor. Tüm Güney Amerika şehirlerini karıştırıp bir kokteyl elde etmeye kalksanız ortaya Caracas gibi bir şehir çıkar herhalde. Burada Latinler’in her kentinden bir parça bulabilirsiniz. Sadece Güney Amerika değil, Karaipler’in değişik adalarındaki kültüründe izlerini taşıyor burası. Şehrin kimi bölgeleri dudakları uçuklatacak boyutlarda gelişmişken, kimi yerlerinde yokluk ve sefalet diz boyu. Kimi yerlerde güvenlik korkusu nedeniyle tıpkı Sao Paulo ve Rio’daki gibi binaların yirminci katlarındaki pencereleri bile demir çubuklarla çevriliyken, kimi çok katlı kooperatif binaları tıpkı eski Doğu Bloku ülkelerin toplu konutları gibi soluk ve bakımsız görünüyor. Kimi yerlerde lüks mağazalar en pahalı parfümleri için müşteri beklerken, kimi yerlerde ikinci el mallar için bit pazarlarına nur yağıyor.

Şehri dolaşırken lüks bir lokantanın önünde koca bir dönerci görünce içeri daldım. Yemek reyonuna yönelince şaşkınlığım biraz daha arttı. Patlıcan ve biber dolması bir yana, cacık ve halis muhlis yaprak sarması bile vardı. Tandır ekmağı de cabası. Kendimi bir anda bizim Güney Doğu mutfaklarından birinde sandım. Pek de yanılmamışım doğrusu. El Turkolar’dan bir Lübnanlı kardeşimizin çalıştırdığı bir lokantaymış burası. Otelime de çok yakınında olduğu için yemeklerimi genellikle orada yedim. Her yemekten sonra az şekerli Türk kahvesi içmeyi de ihmal etmedim tabii. Tüm Güney Amerika’nın büyük şehirlerinde olduğu gibi burada da çok fazla El Turco denilen eski Osmanlı tebası varmış. Ülkemizide çok iyi tanıyan lokanta sahibi Vahit Bey’in söylediğine göre Caracas’ta 40 bin dolayındaki El Turco’nun bir kısmı lokanta ve eğlence sektöründe çalışırken, bir kısmı da başta kuyumculuk olmak üzere ticaretle uğraşıyormuş. “Hepmizin durumu bu günkü Orta Doğu’ya göre çok daha iyi” diyor. Başkente koca bir de cami yaptırmışlar. (Dükkanları dolaşırken bol miktarda başı kapalı kadınlara rastladım.)

Caracas’ı dolaşırken en çok dikkatimi çeken şey, Venezuella bayrakları oldu. Hiç bir dükkan ya da bina yok ki önünde ülke bayrağı dalgalanmasın. Bu durum sürekli mi böyle yoksa festival döemine denk geldiğim için mi anlayamadım doğrusu. Tabi o bayraktan nerede asılıysa bir de yanında mutlaka Chavez posteri duruyor. Orta Doğu’dan başlayıp Uzakdoğu’ya kadar tüm Asya ülkelerinde gördüğüm sokak berberlerine burada da rastlıyorum. (Demek ki, kokteylin içine biraz da Asya kültürü katmışlar)

Başkentte de herhangi bir döviz büfesi olmadığı için, bankaların da çok düşük kurlardan bozmaları nedeniyle Orta Doğulu esnaf komşularım imdadıma yetişti de para bozdurabildim.

Caracas’da bir başka dikkatimi çeken şey lokantalarda verilen yemeklerin porsiyonları oldu. Arjantin’de dahil olmak üzere dünyanın hiç bir yerinde bu kadar büyük porsiyon yemek verildiğini görmedim. Önündeki tabağı mutlaka bitrme düşüncesindeki birisi olarak bu alışkanlığıma başkentte kaldığım sürece istemeyerekde olsa son vermek zorunda kaldım. Yeri gemişken şunuda belirtmede geçmeyeyim: Bu büyük yemek porsiyonlarından dolayı insanlar oldukça şişman. Özellikle de kadınlar. Hepimiz kainat güzeli yarışmalarında çoğu zaman Venezuellalılar’ın birinci geldiğine şahit olmuşuzdur. Anca bu demek değildir ki tüm ülke kadınları çok güzel. Bunun böyle olmadığını özellikle Caracas’a geldiğinizde görmeniz mümkün. Belki de tüm Güney Amerika’da (Bolivya ve Peru hariç) en bakımsız ve şişman kadınlar burada. Bir haftalık süre içinde “gerçekten de güzelmiş” dediğim biri çıkmadı. Öğrendiğime göre Karaipler ve güneylilerin birleşmesinden olan melez güzelleri daha küçük yaşlarda güzellik ve zarafet okullarına gider ve dünya güzeli olabilmek için özel bir süreçten geçerlermiş.

Rio ve Sao Paulo hariç, tüm Güney Amerika ülkelerinde olduğu gibi burada da başkent ülkenin her şeyi. Caracas’ın dışında doğru düzgün bir şehir yok. Ülkenin tüm siyasi, ekonomik ve kültürel merkezi burası. Bu güne kadar petrolden elde edilen gelirle her türlü yatırım başkente yapılırken tüm kıtada olduğu gibi burada da başkentin dışındaki yerleşimler tarımla uğraşıp kendi yağıyla kavrulmak zorunda bırakılmışlar. Caracas’ta eski ve yeni yerleşimler iç içe girmiş durumda. Diğer kentlerin aksine burada birkaç tane merkez bulunuyor. Yine de koloni döneminin en fazla kalıntısı Plaza Bolivar çevresinde. Bolivar ve ailesinin yaşadığı şapel bu gün müze haline getirilmiş. Sokaklarda ve boş görülen tüm duvarlarda onun resmi ve ismi bulunuyor. İçinde yüze yakın Picasso resimlerininde bulunduğu Güney Amerika’nın en büyük müzesi olan Arte Contemporanio Müzesi görülmeye değer bir yer.

Gittiğim her büyük şehirde yaptığım bir çılgınlığı bu şehirde de tekrarladım. Nereye gittiğini bilmediğim eski püskü bir dolmuşa binerek şehrin caddelerinde ilerlemeye başladım. Bir süre sonra şehir merkezini geride bırakıp zigzaglar yaparak ‘barrio’ (Brezilya’da ‘favela’) denilen döküntü mahallere geldik. Biraz güvenliğimden endişe etsem de aslında görmek istediğim yerlere çıkmıştım. Hiç bir alt yapısı olmayan, demir filizlerini tanımaksızın camı penceresi bulunmayan, tuğlaların gelişigüzel dizildiği barakaların yanında, karton ve eski yağ tenekerinin açılarak duvar ve çatı yapıldığı evlerin arasında bir süre dolaştım. Hem güvenlikten dolayı hem de hiç kimseyi rencide etmemek için fotoğraf çekmedim. Hayat bu bölgede gerçekten içler acısı görünse de küçük çocuklar hallerinden gayet memnun görünüyordu. Pencere kenarları birer çamaşır sergisi görünümündeyken, yaşı büyük insanlar kendilerini göstermekte biraz ihtiyatlı davranıyordu. Yıllarca hayatın içinde yok sayılan bu insanların şimdilerde Chavez’i bir mesih gibi görmelerinin sebebi şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Caracas’ta yapılması gereken en önemli aktivitelerden biride tüm kıtanın olmazsa olmazı sayılan teleferikle iki bin metre yüksekliğindeki Pico El Avila’ya çıkmak ve bir taraftan Karaip kıyılarını seyrederken, bir taraftanda geniş bir vadiye dağılmış olan Latinlerin en kozmopolit başkentini seyretmektir.

Devam edecek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 24
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..