Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
88
 

Çaresiz

Çaresiz
 

Hadi becerebiliyorsan, yaşadığın şu an, şu zaman diliminde, hiçbir şey olmamış gibi davran bakalım.

İçinde bulunduğumuz bu can sıkıcı tablodan umut çıkart bakalım

Suya sabuna dokunmadan, ota çöpe bulaşmadan çekil köşene, tıka gözünü kulağını, hadi adı yaşamaksa yaşa bakalım.

Hayata, olaylara  aynı  gözle bakmadığımız milyonlarca, milyarlarca insanla başa çıkabilme ihtimalinin sıfır olduğunu bile bile, umut taşı bakalım bu dünya için, insanlık için, gelecek için ileriye.

Bunun cinsiyetle falan da ilgisi yok, kadın erkek ayrımına ve eşitliğine,  eşitsizliğine girmeden ve hatta kıyısından geçmeden İNSAN neslinin anlaşılmaz garip değişkenliğine, vurdumduymazlığına, utanmazlığına, algısına itirazım var.

Bir çatı altında, bir kaç solukla, nefes temasında bulunduğumuz kişilerle, aile bireyleriyle bile, fikir ve dahi zikir birliğine varamazken, nasıl aynı duyguya  sahip olabiliriz bu gezegende yaşayan canlılarla. Her ne pahasına olursa olsun, kazanılmalıya adanmış savaşlar için katılım adına ortak arıyoruz kendimize değil mi? Savaşmanın kime ne faydası olmuş ki, geçici anlamsız zaferlerden başka.

Çünkü savaşın kabul edilebilir, elle tutulur bir yanı yok, huzursuzluğun albenisi yok, birbirimize söverek, birbirimizi döverek, el değiştiren kazanımların açıklanabilir bir yanı yok. Zafer madalyalarının akla hizmet eden, insanlığa faydası olabilecek üretimlerde  önemi var.  Neyin zaferi, neyin kazanımı olduğunun bir önemi var, nitelikli olan kıymetli olan işte bu. Tahammülsüzlüklerle, öç almalarla, yok etmelerle kazanılan güya savaşlar,   kıymetsiz bir ego yığıntısı sadece.

Dünya dilinin barış olduğundan dem vuran ülke liderlerinin, söylemlerini jet hızla unutarak  hafızaları silmek için bin bir yol denediklerini görüyoruz mutlaka. Savaşa en çok ne yazık ki onların   gönüllü  olduğuna tanıklık ettiriyor içinde bulunduğumuz yüzyıl, tıpkı geride bıraktığımız yüzyıllar gibi. Erkek savaşçıların ilkel dünya düzeninden günümüze kadar liderliği ellerinde tutmak istemelerinin anlamsızlığı günümüze değin süregelen savaşların yegane sebebi aslında.Silahların çeşitleri değişti aradaki fark bu.

Hemen hemen her toplum var olma savaşının yanı sıra, lider olma savaşı da veriyor. Yaşadığımız dünyaya hakim olma savaşını, kendi ırkını azaltarak, gözden çıkartarak yapıyor, oysa çoğalmayı ve üremeyi tezat bir biçimde desteklerken yapıyor bütün bunları..

Hani insanlık var ya ‘şimdilerde var mı’ bu zaman diliminde, güya deneye yanıla modernliğe, daha iyi şartlarda yaşamaya ‘ama birileri için asla herkes için değil’ yön çiziyor gibi görünse de, ilkel duygularından  ne yazık ki bir türlü arınamıyor.

Elde varlarımız sürünüyor yerlerde, olmayana başkalarında olana aç gözlüyüz velhasıl.

Birbirimizin peşine takabildiğimiz kitlelerin, düşüncemize eşlik edenlerin çokluğu kadar yükseliyor egomuz. Hey hat’larla yol göstericilerin yoldaşları olmamız, sorgulamadan, derinliğine inmeden, bende varım dediğimiz her durumun ucu, yolu, savaşa çıkıyor ne yazık ki. Gözü kapalı eşliklerle yürünen yollarda, sorgulamadan yolcu olmayı bir erdem sanıyoruz sanırım.

Kaynayan kazan gibi fokurduyor yüreğimiz son günlerde. Kükremek istiyor içimdeki çaresizlik elden giden kayıplarımız için, ama o kadar cılız ki sesim kendim bile duymakta zorlanıyorum.

Savaşlar, toprak savaşları, etnik savaşlar,   ekonomik savaşlar, güç savaşları bütün umudumuzu alıyor elimizden, ne kalıyor geriye, umutsuz bir yaşam.

Yaratıldığımız ilk günden beri savaşıyoruz. Yaşam savaşını kaybetmemek için çabalıyoruz. Bütün topluluklar gibi her birimiz aramızdan birilerini lider seçiyoruz ve peşinden sürüklenip gidiyoruz. Belki de en büyük savaş alanında yenilgiyi peşin peşin kabul ediyoruz.

Bu dünyanın kurulumunda bir sıkıntı var, birbirimizi sevmiyoruz saygı duymuyoruz,ve birbirimizi öldürüyoruz.

Milyonlarca ve milyarlarca insan topluluğunun aynı düşünmesi imkansız olduğundan mı çıkıyor savaşlar, ya da birkaç kişinin milyarlara hükmedebilmesinden dolayımı çıkıyor savaşlar.

Ben yoruldum, hem de çok, savaş söylemlerinden, yaşamak için öldürmek gerektiğinin savunulmasından yoruldum. Artık barışa kulak kabartmak istiyorum bu günlerde, barışa sokulmak istiyorum. Önce çocuklarımızı  güvende hissetmeye ihtiyacım var, sonra kendimi, ülkemi, yaşadığımız dünyayı  güvende hissetmeye ihtiyacım var.

Zafer madalyalarının birilerinin kayıpları  olduğunda elde edilmesinden utanıyorum. Her alanda yenilgiler yaşamak zorunda kalan güçsüzler olmamızdan utanıyorum. Kazananların kaybedenler sayesinde var olmasından derin üzüntü duyuyorum. Ben ki  sadece bir kum tanesiyim, varlığım gölgem kadar ve biliyorum ki öylede kalacak.

Işıklarım söndü.

Işık söndü.

Işıktın söndü.

Yaşıyordun!  Mu?

Ruhun çocuktu, büyüdü.

Sığamadın küçük yüreklere,

Büyük yüreklere ve evrene.

Ne aradığını öğrenemedin.

Ya da bulduklarının ne olduğunu.

Esirdin aslında kendine,

Görmezden geldin.

Suçlu arıyordun bir hafiye gibi.

Senden başkası zan altında

Aynadaydı gerçek.

Işık söndü, ışıktı  söndü.

Işıklarım söndü.

Beş kuruştu ölüm.

Bedelinde ömür…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar. İçinde bulunduğumuz bu can sıkıcı tablodan umut çıkarmak, hiç bana göre değil, yani ben hiç çıkaramam. Ben zaten karamsar bir adamım. Cenab-ı Hakk, inşAllah ülkemize milletimize yardım eder de bu can sıkıcı tablodan hep birlikte kurtuluruz. Selam ve dualarımla.

Recep Altun 
 19.09.2015 14:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 139
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster