Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
710
 

Çatı Arasında...02. Aşkın Kuantumu

Çatı Arasında...02. Aşkın Kuantumu
 

Rarindra Prakarsa


Bu şehrin her noktasına sinmiş hatıralar rahat vermiyordu. Şu motor bile başlı başına bir kitaptı. Hele birbirlerine sarılarak ve sadece ilerideki belirsiz birkaç noktaya sabit bakarak kaldıkları soğuk kış günlerini alt alta toplayabilmek ve envanterini çıkarmak mümkün müydü? Sevim'in kendisine yaslanarak konuşması en çok sevdiği şeydi. Bir kere konuşmaya başladığında hiç durmaksızın ve daldan dala atlayarak sürekli bir şeylerden bahsetmesi Melih’in en huzur dolu zaman aralıklarıydı. Bahar kokulu bedeninin her noktasından ayrı bir haz alırdı Melih. O günlerde Sevim hiçbir şeyi sorgulamaksızın ve sınırsızca Melih’e sevgisini sunardı. Genç adam yaşamının bundan sonraki dönemini hep böyle geçireceğini sandığı ya da inandığı için aradığı insanı bulduğundan hareketle hemen evlenme teklifinde bulunmuştu.

Melih sevdiği kadının kulağına şu şarkı sözlerini fısıldıyordu sürekli…

<ı>Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,

<ı>Bilmezler nasıl sevdik

<ı>İki yitik hasret

<ı>İki parça can…

Sevim de âşık olduğu adamın kendisine sarılarak, fısıldarcasına kulağına şarkı söylemesini severdi. Şarkı bittiğinde bir an ondan uzaklaşır, gözlerinin içine bakar:

“Melih, seni çok seviyorum.” derdi.

Sonra yüzyıllardır orada yaşıyormuşçasına Melih’ten ayrıldığı yere tekrar geri döner, yeni bir şeyler söylemesi için “hadi, hadi…” ısrarını sürdürürdü.

O an Melih, usulca Sevim’in memelerini avuçlarının arasına alır, Sevim de adamın kollarının üzerinden dolanarak kendine daha şiddetli sarılmasını sağlar ve kocaman bir <ı>“oh!” çekerdi. Bütün bunlar on dakikalık yolculuk süresince devam eder ve biterdi. Hiç kimseyi umursamazlar, dünyada sadece ikisi varmış gibi hareket ederlerdi. Melih bütün bunların özlemini çekiyordu. Yaşanmış o güzellikler bugün yaraya dönüşmüştü. Her saniye yeniden canlanan duygular bir hançer gibi yüreğine saplanıp çıkıyordu.

Sevgi nasıl olmuştu da şekil değiştirmişti? Hangi noktadan itibaren yabancılaşma başlamış; aralarına her ikisinin de bilmediği sırlar girmişti? Hatta başka kişiler? Birbirlerine neredeyse bir nefes alış veriş mesafesinde duran iki insan artık aynı mekânı bile paylaşamaz hale gelmişti.

Bir kaç yıl once Fenerbahçe Burnu’ndaki eski balıkçı barınağından bozma bir çaybahçesinde, insanın içini ferahlatan bir hava yaşanırken Melih fikirlerine çok değer verdiği bir arkadaşı ile birlikte oturmuş, o gün üzerilerine çökmüş olan tatlı yorgunluğun etkisinde sohbet ediyordu.

Arkadaşı, Bostancı’dan Kalamış’a kadar yürüyeceğini, fotoğraf çekeceğini, isterse kendisine eşlik edebileceğini söylemişti. Caddebostan Sahili’nde yerleri tebeşirle boyama etkinliği, “Madonnari - Tebeşirle Yerleri Boyama Sanatı” vardı, o gün.

Yol boyu gördüğü insanları ve anları “karelemişti.”

Bir ara…

“Biliyor musun, Paris’te yaşıyor ve fotoğraf çekerek geçiniyor olsaydım, çok üst düzey bir gelirim olabilirdi. Oysa...” diye sıkıntısını dile getirmişti.

Sessizliğinin arkasında asla bir memnuniyetsizlik ifadesi yoktu. Zaten para ile ilgili bir sorun yaşamıyordu. Geçim derdi olmayan biriydi.

Peş peşe taşlığı döven dalgaları izleyebildikleri, denizin hemen kenarına yerleştirilmiş bir masaya oturmuş; çekmiş olduğu fotoğraflara bakıyorlardı dijital makinanın ekranından.

Bir ara başını kaldırdı. Çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi Melih’in gözlerini esir aldı. Sözünü söylerken o hiç eksilmeyen gülümsemesi tekrar yüzüne yerleşirken göz kapakları kısıldı ve öylece kaldı.

Aşk, parçacıklar halinde; ama bir dalga boyunca ilerler.”

Melih, anlamamıştı.

Yani, aşk diyorum, uzayda yol alırken bir dalga gibi, önüne bir engel çıktığında ise aktif bir parçacık gibi davranmaktadır.”

Güneşin kavurucu etkisi çoktan hafiflemişti.

“...engelin yüzeyine çarpan aşk, onun bütünlüğüne ait bir takım başka parçalar koparır; bu yepyeni bir enerji şekline dönüşür, bu artık dalgalar boyunca yayılan ilk durumdan çok daha güçlü bir hale gelir.”

Melih söylenenleri ne doluya ne boşa koyamıyordu. Son anımsadığı şeyler de…

“... aşk, değdiği noktadan kopardığı parçacıkların etkisiyle oluşan yeni bir enerji dalgasıyla ve o dalganın içinde varolan parçacıklar şeklinde hareket ettiği için, klasik bir nesnellik ya da nedensellik arayışının yerine bütünsel bir etkileşimden söz edebiliriz...” olmuştu.

(Devam edecek)

Uzay Gökerman

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2022
Toplam yorum
: 2005
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster